ÖZGE MUMCU AYBARS

ÖZGE MUMCU AYBARS

“Hanedan”dan sonra: Macaristan’da Orbán’sız dönem

Macaristan’da 12 Nisan 2026 seçimleri, yalnızca Viktor Orbán’ın 16 yıllık iktidarı sona erdi. Macaristan’daki gelişmeleri az çok takip edenler için seçim sonuçları büyük ölçüde beklenen nitelikteydi.. Orbán’ın Fidesz’i ağır bir yenilgi alırken, Peter Magyar liderliğindeki Tisza Partisi yüzde 52–53 bandındaki oy oranıyla parlamentoda üçte iki çoğunluğa ulaştı; sandığa katılım ise yüzde 77,8’e çıktı. Bu sonuç, seçimin bir düzene “hayır” deme referandumu niteliği taşıdığını gösterdi.

Hanedan - A dinasztia

Sandık elbette 16 yılın bir sonuydu. Macarca adıyla A dinasztia—“Hanedan”—belgeseli 7 Şubat 2025’te yayımlandı. Direkt36’dan Kamilla Marton, András Pethő ve Dániel Szőke’nin hazırladığı bu çalışma yalnızca bir araştırmacı gazetecilik ürünü değildi; “hanedan” olarak adlandırdıkları yapıyı kapsamlı biçimde inceleyen, derinlikli bir araştırma dosyası niteliği taşıyordu.

Kasım ayında bu dosya çalışmasından haberdar oldum. Araştırmayı yürüten ekipten bir gazeteciyle yalnızca içeriği değil; Orban’ın damadı üzerinden kurulan ilişkileri, dokunulmazlıkları ve ekonomik bağlantılarla örülen yapıyı da konuştuk. Bir yıl süren araştırma; geri çekilen kaynaklar, kapalı kapılar ve sürekli hissedilen bir baskı atmosferi içinde ilerlemişti, yaşanan sıkıntılar ve o sıkıntıları bertaraf etme çabaları da gazetecilik başarısı olarak zihnimde kodlandı.

Yaklaşık 9,6 milyon nüfuslu bir ülkede belgesel, bugün 4.219.808 defa izlenmiş durumda. Bu, toplumun bildiği ama parçalı halde taşıdığı bilgilerin bir araya gelmesi demek. Çünkü Hanedan, tek tek yolsuzluk dosyalarını değil, bir modelin nasıl kurulduğunu anlatıyor. (Belgesel Macarca, yukarıda verilen linkten altyazı ayarlarıyla rahatlıkla takip edebilirsiniz.)

Yeni modelin inşası

Bu ekonomi-politik modelin en kritik yönü, 2010 sonrası yaşanan dönüşüm. Eski tip yolsuzluk — nakit para, kişisel çıkar ilişkileri ve kapalı kapılar ardında yürüyen ilişkiler — yerini daha kurumsallaşmış bir yapıya bırakıyor. Artık konu yalnızca para değil. Daha kurumsal bir şekilde yasaların, ihalelerin ve devlet desteklerinin belirli aktörler etrafında yeniden şekillendirilmesi üzerine dayanıyor. Bu

Tiborcz: Hanedanın ekonomik yüzü

Tiborcz bu hikâyenin merkezindeki isimlerden biri. Kendisi Viktor Orbán’ın damadı. En büyük kızı Ráhel Orbán ile 2013’te evleniyor. Tiborcz, BDPST Group’un sahibi ve başkanı olarak lüks emlak, otelcilik, finans ve lojistik alanlarında hızla büyüyen bir iş ağı kuruyor. Budapeşte’de ikonik otel projeleri, tarihi binaların dönüşümü, bölgesel yatırımlar… Sırbistan’a kadar uzanan bir genişleme başlıyor. Bugün Macaristan’ın en zengin isimlerinden biri olarak anılıyor; servetinin ise 500 milyon euroya yaklaştığı ifade ediliyor.

Bu yükselişin zamanlaması ise 2010 sonrası, yani Orbán’ın iktidarına paralel ilerliyor. Tiborcz’un adı ilk olarak Elios ihaleleriyle öne çıkıyor. Belediye aydınlatma projeleri, teknik şartnameleri itibarıyla rekabeti dışlayan bir yapıya dönüşüyor. Avrupa Dolandırıcılıkla Mücadele Ofisi’nin bu ihalelerde “organize suç” şüphesi tespit etmesi daha konunun ölçeğini gösteriyor. Daha çarpıcı Devlet, AB fonlarındaki hataların bedelini geri ödemek yerine vergi mükelleflerine yüklüyor; böylece hem yük halka kalıyor hem de hesap verme konusu havada kalıyor.

Diğer bir aşama ise gayrimenkul. Tiborcz’un BDPST Grup üzerinden Budapeşte’nin en değerli tarihi yapıları ve otellerini toplaması, klasik bir yatırım stratejisinin ötesine geçiyor bir varlık konsolidasyonuna dönüşüyor. Devletin bu süreçte piyasa değerinin üzerinde alımlar yapması, vergi avantajları sağlaması ve riskleri özel aktörlerden alıp kamunun üzerine yüklemesi, bu yapının yalnızca ekonomik değil, siyasi olarak da korunduğunu gösteriyor.

Ulusötesi ağlar

Tam bu noktada, sistemin uluslararası bağlantıları görünür hale geliyor. Tiborcz’un BDPST yapısının kuruluş aşamasında yabancı sermaye ile kurduğu ilişkiler, yalnızca finansal değil, siyasi bir ağın parçası olarak okunuyor. Bu çerçevede en dikkat çeken isimlerden biri Türk iş insanı Adnan Polat.

Polat’ın iş dünyası, spor ve siyaset çevreleriyle kurduğu ilişkiler sayesinde Ankara ile Budapeşte arasında doğal bir köprü işlevi gördüğü; Cumhurbaşkanı Erdoğan ile doğrudan iletişim kurabilen bir figür olarak Orbán çevresine erişim sağladığı değerlendiriliyor. Bu durum, ekonomik ilişkilerin yalnızca piyasa dinamikleriyle değil, siyasal ağlarla da örüldüğünü gösteriyor.

Bu tabloya yönelik eleştiriler de tam burada yoğunlaşıyor. Muhalefet ve bağımsız medya, Tiborcz’un servet artışını doğrudan siyasi bağlantılarla açıklıyor; nepotizm ve yolsuzluk iddiaları sürekli gündemde kalıyor. Fidesz çevresi ve Tiborcz ise bu iddiaları “siyasi motivasyonlu saldırılar” olarak nitelendiriyor; ortaya çıkan tabloyu ise piyasa koşullarında şekillenmiş “başarılı girişimcilik” olarak nitelendiriyor.

Ankara–Budapeşte hattı

2010’dan 2026’ya uzanan süreçte Ankara ile Budapeşte hattı belirgin biçimde güçlendi. Orbán ve Cumhurbaşkanı Erdoğan arasında sık ve doğrudan temas kuruluyor - iki liderin en az 20 kez görüştüğü ifade ediliyor.

Aslen her iki lider de güçlü yürütme (gücü tek elde toplama), zayıflayan denge-denetleme mekanizmaları ve “milli sermaye” söylemi üzerinden benzer bir dil kuruyor

Ekonomik ilişkiler de bu siyasi yakınlığı takip ediyor. 2025’te İstanbul’da düzenlenen Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi toplantısında imzalanan anlaşmalar, savunma sanayiinden ulaştırmaya kadar geniş bir alanı kapsadı. İki lider, mevcut ticaret hacminin 6 milyar dolar hedefine yaklaştığını belirterek yeni hedefi 10 milyar dolar olarak belirlendi. Savunma işbirliği, “Dostluk Yolu” gibi projeler hayata geçirilmek üzere yola konuldu. “Görüşmelerimizde ikili ilişkilerimizi gözden geçirmekle kalmayıp enerji, ulaştırma, ticaret, savunma ve kültür gibi alanlarda işbirliğimizi daha da geliştirme irademizi teyit ettik” diyen Erdoğan, Macaristan’ın AB sürecindeki desteğini de takdir etmişti.

Sistemle yüzleşme

Seçim 12 Nisan 2026’da gerçekleşti; bu nedenle yeni lider, Orbán’ın partisinden gelse bile 16 yıldır süren yukarda ana başlıklarla özetlediğim tabloyla karşı karşıya kalacak. Magyar, bir anlamda tasfiye sürecine hızlı başladı. Tisza Partisi’nin parlamentoda elde ettiği üçte iki çoğunluk, anayasal değişiklikler ve yeni atamalar açısından güçlü bir zemin sunuuyor elbette.

Peter Magyar, 12 Nisan 2026’daki zafer konuşmasında Orbán döneminin kilit kurumlarını doğrudan hedef alarak “rejim değişikliği”nin ilk somut adımını ilan etti. Cumhurbaşkanı Tamás Sulyok başta olmak üzere Yüksek Mahkeme (Curia), Anayasa Mahkemesi, Başsavcılık, Ulusal Yargı Ofisi, Devlet Denetim Ofisi, Rekabet Kurumu ve Medya Otoritesi başkanlarını istifaya çağırdı; bu isimleri “son 16 yılın sadık aktörleri” olarak nitelendirdi ve devletin bağımsız yapılarının siyasi çıkarlar doğrultusunda kullanıldığını savundu.

Şu ana kadar istifa yönünde somut bir adım atılmadı, Cumhurbaşkanı Sulyok istifa etme çağrısına karşı çıktı. Bu nedenle ortaya çıkan tablo, sert söylemlerle başlayan ancak hukuki ve kurumsal dengeler nedeniyle zamana yayılması muhtemel bir dönüşüm sürecine doğru ilerleyebilir.

Macaristan’da değişim başlamış görünüyor; ancak bu istifa süreci nasıl bir siyasi çalkantıya yol açacak? Kurumlar ne ölçüde direnecek, geçiş ne kadar sert ya da kontrollü ilerleyecek? Ve tüm bu dönüşüm içinde Türkiye ile ilişkiler nasıl şekillenecek, mevcut iş birlikleri ile bireysel bağlantılar korunacak mı yoksa yeni bir denge mi kurulacak? Kurulacaksa nasıl? Şimdilik sorular çok, yanıtlar ise zamana bağlı.

Önceki ve Sonraki Yazılar
ÖZGE MUMCU AYBARS Arşivi