Devletin son icadı ve zamanın kahredici ruhu: "Büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öpme" suçu

Devletin insan hakları ihlalleri tam gaz devam ediyor.

İşkence iddiaları yeniden ihlal istatistiklerinde hatırı sayılır yer kaplamaya başladı. 90'ların katliam davaları birbiri ardına düşürülüyor, yaşam hakkı ihlallerine ilişkin artık değil dava, soruşturma dahi açılması mucize kabilinden sayılıyor.

Düşünce, ifade ve basın özgürlüğünden vazgeçeli hayli zaman oldu. Gezi davası, Kobane davası ve diğer onlarca, yüzlerce siyasi davada insanlar delilsiz ve hukuksuz cezaevinde tutuluyor. Cezaevlerinden her gün yeni ihlal açıklamaları geliyor, hasta tutuklular ancak hayatlarını kaybedince cezaevinden çıkabiliyor.

Yargıçlar, demans hastası Aysel Tuğluk'u tahliye etmek bir yana, duruşmalarda sorgulamaya çalışıyor, yanıtını alamayacaklarını bildikleri sorularla avukatları ve diğer sanıkları isyan ettiriyor.

İhlallerin dozajı arttıkça, daha büyük suçlar işlendikçe toplumun duyarlılığı artacağına azalıyor. İhlallere maruz kalanlarda ise farklı bir etkisi oluyor bu ağır ortamın: Zihinlerde bir tür acı skalası oluşturuluyor ve bazı ihlallerden bahsetmek neredeyse ayıplanıyor.

Aşağıda anlatacağımız olayın da iki tutukluya "kültürel ve sportif faaliyetlerden bir ay süresince men" gibi "hafif" görülebilecek bir sonucu var. Ama hikayenin kendisi, fütursuz hak ihlallerinin ve yaşadığımız zamanın ruhunun veciz ve kahredici bir özeti aslında.

22 AY SONRA İLK AÇIK GÖRÜŞ

Yer: Sincan Kadın Kapalı Cezaevi açık görüş salonu. Tarih: 6 Temmuz 2022. Saat: 11.30

O gün, cezaevinin G4 koğuşunun açık görüşü vardı. Kobane davasında 22 aydır tutuklu olan ki HDP'li kadın siyasetçi, Pervin Oduncu ile hücre arkadaşı Bircan Yorulmaz açık görüşe çıkıyordu.

Açık görüş, aynı mekânda ve yan yana konulan masalarda gerçekleşiyordu. Her iki kadın tutuklu da oldukça heyecanlıydı. Çünkü 22 aylık tutuklulukları boyunca çeşitli nedenlerle bu hakları kullandırılmamıştı. Tutuklanmasından sonra altıncı açık görüşüne çıkan Bircan Yorulmaz, Pervin Oduncu’dan biraz daha şanslıydı, çünkü Oduncu ilk kez açık görüş hakkını kullanacaktı.

Pervin Oduncu’nun annesi tekerlekli sandalyede, 22 aydan beri kızını ilk defa görecek olmanın heyecanı ile İzmir’den gelen 82 yaşında bir anneydi.

bircan-yorulmaz.png
Bircan Yorulmaz

İki HDP’li siyasetçi aynı koğuşu paylaşıyor, birbirlerinin özlemine tanıklık ediyordu. Görüş yerinde Bircan Yorulmaz, bu ağır koşulları aşıp açık görüşe gelmiş koğuş arkadaşının 82 yaşındaki annesinin elini öpmüş, onu getiren kardeşleriyle selamlaşmış, kucaklaşmıştı. Pervin Oduncu da Bircan Yorulmaz’ın yeğenine ve onun 11 yaşındaki oğluna sarılmıştı. Bir dakikayı aşmayan bu selamlaşma ve kucaklaşmadan sonra herkes kendi görüşçülerine dönmüştü. Olayın tamamı buydu. Ya da öyle olmalıydı. Ama olmadı.

Düşman ceza hukuku, hedef aldığı kişilerin eylemlerine değil, bizzat onların varlıklarına yöneliyordu. Devletin, "düşman" olarak gördüğü kişileri cezalandırması için suç sayılan bir fiilde bulunmaları gerekmiyordu. Başkaları için suç sayılmayan herhangi bir fiil, ceza vermenin gerekçesi sayılabilirdi ve bu konuda devletin hiçbir sınırı yoktu. Yeter ki ceza vermeye karar verilmiş olsun...

Bircan Yorulmaz ve Pervin Oduncu için de akla hayale gelmeyecek bir suç icat edeceklerdi: Selamlaşmak, tokalaşmak, kucaklaşmak...

İki tutukluya, kendi görüşçüleri dışındaki kişilerle selamlaştıkları ve tokalaştıkları için disiplin soruşturması açıldı ve bu hareketleri için “3 gün içinde savunma yapmaları” istendi. Disiplin Kurulu Başkanlığı’ndan gelen yazıda “işlenen suç” şöyle anlatılıyordu:

SARILARAK, TOKALAŞARAK, SOHBET EDEREK…

“6 Temmuz 2022 günü saat 11.30 – 12.30 arasında yapılan aylık açık ziyarette, tutuklular Pervin Oduncu ve Bircan Yorulmaz’a ziyaretlerine başlamadan önce sadece kendi yakınları ile görüşme yapmaları ve diğer hükümlü tutuklu yakınları ile temas kurmamaları konusunda gerekli uyarı yapılarak açık görüş alanına alınmış ancak uyarılara rağmen birbirlerinin yakınları ile sarılarak, tokalaşarak ve sohbet ederek belirtilen kurallara uygun davranmadıkları, hak kaybına sebep olmamak adına ziyaretin devam edilmesi sağlandığı, ziyaret saati bitiminde de yine aynı şekilde hükümlü tutuklular birbirlerinin yakınları vedalaşarak sarılıp tokalaşmaya devam ettikleri anlaşılmıştır.”

pervin-oduncu.jpeg
Pervin Oduncu

Pervin Oduncu, savunmasında şaşkınlığını saklayamıyor ve soruşturmayı “onur kırıcı ve küçük düşürücü” olarak nitelendiriyordu: “Selam vermek, el öpmek, sarılmak ülkemizin bir değeridir. Biz bunları yapmadığımızda ayıplanır, görgüsüzlük ile suçlanmamız gerekir. İslam dininin anlamı selam vermektir. Tutuklu ve hükümlü olmamız insanlıktan, kültürel, ahlaki, dini değerlerden koparılacağımız anlamına gelmemektedir. Bu nedenle selamlaşmak suç değildir.”

Bircan Yorulmaz ise “En insani kültürel yaklaşımlardan biri olan selam verme, hâl hatır sorma, el sıkma, yaşlıysa elini öpmenin suç sayılması kabul edilemez. Ceza infaz kurumları insanı insan yapan özelliklerinden biri olan saygı ve sevgi duymayı, buna uygun davranmayı engelleme amacı güdemez, bu yaklaşımda hiçbir hukuki dayanağı olamaz” diyordu.

OLUMSUZ DAVRANIŞA YÖNELİK GRUPLAŞMA

Peki ama bu fiiller neye, hangi kanun maddesine dayanılarak suç sayılıyordu? Tutukluların en hayati konularındaki dilekçelerine aylarca yanıt vermeyen cezaevi idaresi, bu soruşturmayı sadece iki haftada sonuçlandırdı ve karar 22 Temmuz günü bildirildi. Disiplin Kurulu’na göre iki tutuklunun birbirlerinin ailelerine selam verip kucaklaşmaları “olumsuz davranışa yönelik gruplaşmaya neden olmak veya bu amaca yönelik gruba katılmak eylemi” kapsamındaydı ve daha önce hiç disiplin cezası almamış iki tutukluya verilen ceza da “bir ay bazı etkinliklere katılmaktan alıkoyma (kültürel ve sportif faaliyetlerden men) disiplin cezası” idi.

Bircan Yorulmaz, cezaevinden avukatı aracılığıyla gazetecilere gönderdiği açıklamada akla ve mantığa sığmayan nedenlerle verilen cezayla asıl amaçlanan şeylerden birinin “tutuklu ve hükümlülerin sicilinde disiplin soruşturması cezasının yer almasını ve sağlamak ve böylece temiz sicil gerektiren haklardan yararlanmalarını önlemek” olduğunu belirtiyor.

İNSAN ONURUNA SALDIRI HAFİFE ALINMAMALI

Bircan Yorulmaz, kendisine ve hücre arkadaşına verilen bu disiplin cezasını duyururken yazının başında işaret ettiğimiz atmosfere işaret ediyor. Cezaevlerinde her gün yeni bir yasakla karşılaştıklarını, son olarak yakınlarının gazete ve dergi göndermelerinin yasaklandığını ve Oksijen gazetesinin dahi verilmediğini söylüyor Yorulmaz ve şu satırlarla bitiriyor açıklamasını:

“Her gün takip edebildiğimiz sınırlı haber mecralarına da yansıyan hasta tutsakların tahliye edilmemesi, infaz süresi dolanların İdari Gözlem Kurulu kararı ile bırakılmaması, çıplak arama, şiddete uğrama, sürgün edilme, kötü beslenme, yasakların her gün artması gibi cezaevlerinde yaşanan çok ağır sorunları okudukça kendi yaşadıklarımızdan şikayet etmeyi zül sayıyordum. Ancak insanlığa ve insan onuruna karşı yapılan her tür saldırı hafife alınmamalı, yok sayılmamalı.”

Önceki ve Sonraki Yazılar