Emekli örgütlenmesi ve birleşik sendikal hareketin kaçınılmazlığı

HASAN AYDIN

Türkiye'nin kalkınmasına ve artı değer üretmesine katkı sağlamış olan emeklilerin sayısı, resmi verilere göre bugün yaklaşık olarak 17 milyondur. Avrupa'daki pek çok ülkenin toplam nüfusundan daha büyük toplumsal bir kitleye sahip olan emeklilerin siyasete ve ülke gündemine olan etkisi ise ne yazık ki sayısal büyüklükleri ile doğru orantılı değildir.

Ekonomik krizin, gelir adaletsizliğin ve enflasyonun en ağır yükünü taşıyan emekliler, gündeme ancak iki şekilde gelebiliyorlar; ya seçim dönemlerinde ya da düşük maaş zammına karşı göstermiş oldukları tepkileriyle. Diğer süreçlerde emeklilerin büyük bir bölümü açlık sınırı altındaki gelirleriyle hayata tutunma mücadelesi veriyor.

Diğer yandan emekli örgütlenmesin deki parçalı yapı ve dağınıklıkta devam ediyor. Ülkemizdeki emekli örgütlenmeleri, genellikle hak arama kapasiteleri sınırlı, sosyal etkinlik odaklı dernekler aracılığıyla gerçekleştirilmiştir. Emeklilerin gerçek taleplerini temsil etme konusunda işlevsiz kalan bu derneklerin bir kısmı hala faaliyetlerini sürdürmektedirler. 1 milyona yakın üyeye sahip Türkiye Emekliler Derneği (TÜED) emekliliği, bir hak alma mücadelesi olarak değil, daha çok yardımlaşma ve sosyal faaliyet olarak ele almaktadır.

Sendikalaşmaya giden yol

90'lı yıllardan itibaren sosyal güvenlik sisteminde emekliler aleyhine alınan kararlar, emekli aylıklarının ciddi oranlarda düşürülmesi, sağlık hizmetlerinde başlatılan hak gaspı ile ilaç katkı paylarının artırılması ve yüksek enflasyon gibi nedenler, emeklilerin hak temelli sendikal örgütlenme girişimlerini etkileyip güçlendirmiştir.

Sonuçta, çağdaş toplum anlayışı ve uluslararası kabul görmüş genel ilkelere paralel olarak, emeklilerin sendika kurmaları ve bu sendikalar aracılığıyla hak aramaları da kaçınılmaz olmuştur. Yani emeklilerin örgütlenme arayışı, dernekçilikle başlayıp sendikacılığa evirilmiştir. Ülkemizde 1995 yılında DİSK'e bağlı Tüm Emekli - Sen'in kuruluşu ile başlayan emekli sendikacılığı, aradan geçen 31 yıla rağmen halen yasal bir statüye kavuşamadı.

Emekli sendikacılığı daha ilk adımda, hukukun ve siyasetin ürettiği bir engelle karşılaştı. Sürecin devamında açılmış olan emekli sendikaları, Ankara Valiliği'nin itiraz başvuruları neticesinde kapatma davaları ile uğraşmak zorunda kaldı. “Emeklilerin üretimden gelen güçleri ve iş kollarının olmaması gerekçesiyle" sendika kuramazlar" yorumu esas alınarak, sendikalar farklı tarihlerde bir biri ardına kapatıldı.

İdari baskılar, görünmez ambargolarla ve bazen de kriminalize edilme girişimleriyle de karşı karşıya kalan emekliler, özellikle pandemi döneminden sonra fiili ve meşru mücadeleyi esas alarak ekonomik ve demokratik kazanımları etkili kılmaya çalıştılar. Birçok platformda emeklilerin taleplerini ve sendikal mücadelenin engellenemeyeceğini dile getirdiler.

Emekli sendikaların kuruluşunda uluslararası sözleşmelere ve yasalara aykırılık söz konusu değildi. Türkiye’nin imzalamış olduğu İnsan Hakları Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Sözleşmesi ve ILO Kararları'nın ilgili maddelerinde "Herkes sendika kurabilir" ifadesi yer almaktadır. Anayasa'nın 90. maddesi "Uluslararası sözleşmelerin iç hukukla çelişmesi durumunda uluslararası sözleşmeler esas alınır" der. Bu durumda iktidarın Anayasa'ya uyması ve iç hukukta gerekli düzenlemeleri yapması gerekirdi.

Emekliler, kapatılan sendikalarının yerine, uluslararası sözleşmelerin ve Anayasa'nın ilgili maddelerini dayanak göstererek farklı adlarla yeni sendikalar kurdular ve kurulan bu yeni sendikalar haklı talepleri için mücadelelerini alanlarda ve çeşitli platformlarda sürdürmektedirler.

Türkiye'de bugün emekliler adına konuşan, pratik çalışmaları ile kendini ifade eden çok sayıda sendika, dernek ve platform örgütlenmeleri vardır. Bu yapılanmaların en etkili gücü olan sendikalar, ayrı bir adla ve ayrı bir logoyla ve çoğunlukla birbirine benzer taleplerle sahadalar. Üye sayısı ve pratiği ile öne çıkan daha güçlü olan sendikalar, gündeme uygun eylemlilikleriyle ülkenin daha geniş bir coğrafyasında etkinken, bir kaç ilde örgütlü olan sendikalarla, sosyal medya aracılığıyla emekli sorunlarını dile getiren emekli platformlarının faaliyetleri ne yazık ki gerçek anlamda görünürlük kazanamıyor. İlk bakışta, zenginlik gibi görünen bu çeşitlilik, pratikte örgütsel bir dağınıklığa işaret ediyor. Örgütlü olmayan emeklilerde ve kamuoyunda kafa karışıklığına neden oluyor. Aynı mağduriyetin, farklı emekli örgütlerinin değişik zamanlarda birbirinden kopuk eylemleriyle görünür hale getirilmesi de tartışılır bir durumdur.

Emekli sendikalarının güçlenmesinin önündeki engeller

İşçi ve diğer kamu sendikaların da olduğu gibi emekli sendikalarının üyeleri de heterojen bir özelliğe sahiptir. Emeklilerin yaşam tarzları, siyasi görüşleri ve toplumdan beklentileri farklılık gösterir. Bugün, 17 milyonluk emekli kitlesine karşılık sendikalı emekli sayısının on binlerle ifade edilmesi düşündürücüdür. Bu sonucun iyi analiz edilmesi gerekir. Emekliler arasındaki SSK, Bağ- Kur ve Emekli Sandığı gibi farklılıklar, çalışılan gün ve ödenen prim sayısı, aylık bağlanma oranları, farklı tarihlerde emekli olma durumu ve mesleki statüler gibi nedenler, gelir ve hak farklılıklarına yol açmaktadır. Bu durum, yeri geldikçe ortak talepleri ve ortak temsiliyeti de zorlaştırmaktadır.

Emekli sendikalarının henüz yasal bir statüye kavuşmamış olması, birden fazla emekli sendikasının varlığı, emeklinin iş bırakma ve toplu sözleşme hakkının olmaması, sendikaya üye olacakların fişlenme veya çocuklarının, yakınlarının başına kötü bir şey geleceği kaygısı, yaş ve sağlık durumu, aile ve çevrenin baskısı gibi nedenler emekli sendikalarına üye yazılım oranını düşürmekte ve kitleselleşmesini engellemektedir.

Emekli sendikacılığın da, şube kiraları, bina içindeki mefruşatın temini, elektrik, su, stopaj, afiş, önlük, pankart hazırlama giderleri ile örgütlenme çalışmaları için mali kaynağa ihtiyaç vardır. Bu kaynak duyarlı üyelerin düzenli aralıklarla ödediği aidatlardan ya da gönüllülük esasına dayalı dayanışma bağışlarından oluşmaktadır. İşçi ve kamu sendikacılığın da maaşlardan doğrudan kesilen aidatlar, emekli sendikacılığın da maalesef, bugün geçerli değildir. Bu mali destek eksikliği zaten geçim derdinde olan emeklilerin örgütlenmesini zaafa uğratmaktadır.

Emeklilerin siyasi bölünmüşlüğü

31 Mart yerel seçimlerinde yaşadıkları ekonomik zorluklar nedeniyle oy tercihlerini, iktidar partisi aleyhine değiştiren emeklilerin bir kısmı, CHP'nin ülke genelinde belli başlı büyükşehir belediye başkanlıklarını kazanmaların da etkili olmuşlardı. Fakat emekliler, blok halindeki bir siyasal güç gibi hareket etmiyorlar. Talepleri benzer olsa da oy davranışları da yaşanılan son duruma göre parçalı olabilmektedir.

Örneğin, ORC Araştırma'nın 20-22 Ocak 2026 tarihinde 1060 emekli katılımcıyla yaptığı "Bu pazar seçim olsa oyunuzu hangi partiye verirsiniz" anketinde CHP yüzde 34,7 ile birinci parti olurken, bu kadar yüksek enflasyon ve düşük ücrete rağmen AK Partinin yüzde 28,2’ lik bir oranla ikinci parti olması da dikkat çekicidir. Emekli seçmen geçim derdi ile yön değiştirmiş ama bu yön değişimi de direkt CHP ye gitmemiş. Yönelim oylarının bir kısmı da YRP, MHP, Zafer Partisi gibi partilere gitmiştir. Seçim öncesinde iktidarın seyyanen zamlarla en düşük emekli maaşını sürekli artırması boşuna değildir.

Öte yandan farklı şartlara tabi bazı emeklilerin çeşitli başlıklar altında destek almaları da ayrı bir tartışma konusudur. Açlık sınırı altında yaşayıp, askıda ekmek kuyruğuna giren, CHP'li Belediyelerin Kent Lokantaları'nda ucuza yemek yiyen ve ayrıca sosyal yardım alan bazı emeklilerin, eskiden beri statik olarak sürdürdükleri ideolojik nedenlerle iktidar partisine oy verdiği de bilinmektedir.

Bugün şehirlerin parklarındaki banklarda oturup, kendilerine mikrofon uzatıldığında, pahalılıktan şikayet eden ve aldığı düşük maaştan dolayı geçinemediğini ifade eden emeklilerin büyük kısmının önümüzdeki seçim döneminde kendi maaşlarına yapılacak küçük artışlardan dolayı yine iktidar lehine oy vermesi de muhtemeldir. Çünkü geçmişin pratiği bize bunu gösteriyor.

14 Kasım 2023 günü kurulan Türkiye Emekliler Partisi' nin de alanlarda ve emekliler nezdinde bir karşılığı yoktur. Partinin adında Emekli kelimesinin geçmesi de bir algıdan ibarettir. Emeklilerin zordaki ekonomik durumunu fırsata çevirmek isteyen bu partinin seçime girip girmeyeceği de meçhuldür.

Emeklilerin birlik sorunu

Kamuoyu genellikle toplumsal bir hareketin gücünü birlik üzerinden değerlendirmeye çalışır. Emekli taleplerinin ortak olduğunu düşünenler; “emekliler neden bir araya gelip güçlü birleşik bir mücadele yürütmüyor?" sorusunu yıllardır soruyor. En düşük emekli maaşının insanca yaşanabilir düzeye çıkarılması, intibak yasasının çıkartılması, sağlık katkı paylarının azaltılması, bayram ikramiyelerinin gerçek enflasyona göre güncellenmesi, sendikal örgütlenmenin önündeki engellerin kaldırılması, fatura ve kira yükünü hafifletecek sosyal desteklerin güçlendirilmesi gibi talepler tüm emekliler için ortaktır.

Tüzükleri, amaçları, ilkeleri yürütme organlarının oluşturulması konusunda aralarında çok az fark bulunan çeşitli emekli sendikaları hak alma ve yasalaşma sürecinde farklı pratikler ve gerekçeler ileri sürmektedirler.

Dar alana sıkışıp "Benim olsun küçük olsun" anlayışı ile sendikal faaliyet yürütmek, günün objektif gerçekleriyle çelişmektedir. Emekli sendikacılığı, bugün bir yol ayrımındadır. Ya gerçek, ilkeli birleşik bir mücadele hattı kurulacak, ya da içe yönelik tartışmalarla zaman kaybedilecektir. Bu da emeklinin açlık sınırı altında yaşamasına seyirci kalınması demektir.

Geçmişte çoğu işçi ve kamu sendikalarının farklı iş kollarında görev almış, bugünün bazı sendika yöneticileri geçmişin hafızasına sahip olmalarına rağmen birlikte hareket etme, birleşik güçlü bir emekli sendikası oluşturma hususunda pek de istekli davranmıyorlar. Fakat sendika üyesi emeklilerin çoğunluğu, sınıf ve kitle sendikacılığının yaşama geçirilmesinde ilkeli bir birlikteliğin oluşturulmasını istemektedir.

16 Nisan 2022'de ve 10 Aralık 2023 'te Ankara Anıttepe'de coşkuyla gerçekleştirilen iki "Büyük Emekli Mitingi"ndeki eylem birliktelikleri ülke genelinde sendikalı üyelerce o dönem olumlu karşılanmış ve gelecek teki sendikal birliktelikler için umut olmuştu.

Aradan yıllar geçti. Alanlardaki eylem birlikteliklerine rağmen emekli sendikacılığına bir ivme kazandıracak birleşik emekli sendikacılığı öne çıkartılamadı. Emeklilerin parçalı örgüt yapısı, her durumda iktidarın işini kolaylaştırır. Fakat taleplerinin arkasında sağlam bir şekilde duran güçlü birleşik bir emekli sendikası ise siyaset açısından maliyet üretir. Devre dışı bırakılması güçtür.

İktidar sözcüleri tarafından "gariban" olarak ilan edilen emeklinin sesi gür çıkmadıkça, emekli maaşının idari bir düzenlemeyle habire kırpılmasına devam edilecektir. Aynı sefaletin yükünü taşıyan emeklilerin, aynı mücadele hattında buluşmaları şarttır. AKP'ye yakın bir avukat tarafından EYT'li emeklilere karşı yapılan "yasal hırsız" hakareti ve "Emekliler uzun yaşıyor sitemi" gazete arşivlerinde duruyor. Emeklinin sürekli horlanıp hakarete uğramasını engellemenin yolu da dinamik bir örgütlenmeyle sağlanır. Güçlü bir sendika çözülmemiş sorunları, karşılanmamış ihtiyaçları ve gerçekleşmemiş özlemleri öne çıkarırsa önemli bir görevi başarmış olur.

Emekliler sadece 17 milyonluk bir kitleden ibaret değildir. Emekliler, kendi çocukları ve yakın akrabaları ile birlikte çok daha büyük bir toplumsal güçtürler. Asgari talepleri içeren bir programla birliktelik sağlanarak Emekli Hakları Kurultayı'nın toplanıp, ortak talepler için koordinasyon mekanizması oluşturulduğunda ortak eylemlilikler ve kampanyalar da devam ettirilebilir. Emeklilere ve kamuya karşı oluşturulacak ortak bir dil de çalışmaları hızlandıracaktır. Emekli sendikaları birliğinin alt yapısının oluşturulması çalışmalarının bir başka bahara ertelenmesi hem emekli, hem de yoksul toplum kesimleri için hiç de olumlu değildir.

Tarih, inandıkları uğruna mücadele eden ve bunda da ısrarcı olanların başarı örnekleri ile doludur. Birleşerek, dayanışarak mutlaka istenilen hedefe ulaşılacaktır.

Hasan Aydın, Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Fen Bilgisi Öğretmenliği Bölümü’nden mezun oldu. Daha sonra Anadolu Üniversitesi Biyoloji Bölümü’nde lisans eğitimini tamamladı. Türkiye’nin farklı illerinde uzun yıllar öğretmenlik yaptı. Yerel ve ulusal gazetelerde, dergilerde yazıları yayımlandı. 2022–2025 yılları arasında Gazete Duvar’da işçi, emekli, eğitim ve çevre konularında köşe yazıları kaleme aldı.

Önceki ve Sonraki Yazılar
HASAN AYDIN Arşivi