TEZCAN KARAKUŞ CANDAN
Ankara'da hafıza kırımı: Mavi Apartman
Ankara’nın köklü mahallelerindeki kimlikli yapılar bir bir yıkılırken Ankara grileşiyor. Bu grileşen ortamda bir renk daha solmak üzere: Mavi.
Remzi Oğuz Arık Mahallesi Bestekâr Sokak’ta, yıllara meydan okuyan Mavi Apartman, şimdi kentsel dönüşüm kıskacında. Aynı dönemlerde yan yana yapılmış üç kardeş gibiydiler: Sarı, Mavi ve Pembe apartmanlar... Sarı Apartman çoktan yıkıldı, yerine otel yapıldı. Şimdi sıra, 1950’lerin sonunda “Sümerbank Arsa Alma ve Ev Yaptırma Kooperatifi" eliyle inşa edilen, Yüksek Mühendis Fuat Diriken imzasını taşıyan o zarif yapıda.
Bu bina, o dönemin benzer apartmanları gibi yalnızca bir yapı değil, bir estetiği de içerisinde barındırıyor yılların yaşanmışlığına insan hikâyelerine ev sahipliği yapıyor. Geniş sahanlıkları, ışıklıkları ve sokağa saygılı konumlanışıyla Cumhuriyet’in kent anlayışının mekânla ifadelendirilmiş, yaşayan bir örneği. Ölçüyü rantta değil, yaşam kalitesinde arayan bir dönemin sessiz tanığı.
İçerideki truva atı: Komşu değil müteahhit
Mavi Apartmanı yıkıma doğru götüren senaryo aslında çok tanıdık. Bir müteahhit binadan bir daire satın alıyor. Ardından bir daire daha... Ve bir süre sonra apartmanda “Riskli Yapı” süreci başlatılıyor. Komşuluk hukuku, mülkiyet hakkı ve yılların emeği bir kalemde ranta teslim edilmek isteniyor.
Müteahhit kolları sıvıyor, kendini yeni yapılacak yapının müteahhiti olarak atıyor. Apartmanda oturanları toplantıya çağırarak kentsel dönüşüm sürecine ikna etmeye çalışıyor.
O toplantıda, kendisinin de dairesi olduğunu belirterek "Ben de sizin komşunuzum" diyen müteahhide, Muteber Hanım’ın sesi yükseliyor:
“Sen benim komşum değilsin, müteahhitsin. Buraya etik olmayan bir yolla girdin.”
Bu cümle, yalnızca bir apartman toplantısının gerilimi değil elbette… Son yıllarda yaşanan mülksüzleştirme ve yok etme pratiğinin iç acıtan özeti.
Kentsel dönüşüm artık yalnızca yapısal bir müdahale değil, mahalleliyi komşusuna düşman eden bir mekanizma. Bir daireye karşı iki tane 1+1 teklif ediliyor, metrekare hesabı yapılıyor.
Oysa mesele metrekare değil. Muteber Hanım’ın savunduğu; pencereye düşen ışık, sokağa açılan bakış, “göz hakkı” dediği ağaç, tanıdığı komşu, bildiği merdiven boşluğu... Yani yaşamın kendisi ve o mekâna emanet ettiği anıları; çocukların büyümesi, evlenmesi...
Kentsel depresyon ve hafıza kırımı
Bestekâr Sokak’ta yan yana duran üç güzel apartman, o sokağın neşesi, rengi, belleğiydi bir zamanlar. Sarı Apartman’ın yıkımı Mavi’nin yolunu açtı; onun yıkımı da belki Pembe’nin sonunu getirecek. Ve sokakta dönemin tanığı üç apartmandan eser kalmayacak. Yerine otopark rampasıyla sokağı ezen, birbirinin kopyası, kimliksiz beton bloklar yapılacak. O yapılar, toprak kokusunu hissetmediğimiz bir ruhsuzluğun aynası.
Mahalleyi yaşanacak bir yer olmaktan çıkartıp ticari bir yatırım alanına dönüştüren kentsel dönüşüm, o apartmanda anı biriktiren sakinlerin belleğini yok edecek. Bu süreç, yalnızca fiziksel değil, ruhsal da bir yıkım. Belirsizlik, evsizlik, gerilimli toplantılar, yıkılıp gidecek anılar… Kentte yaşayanları yoran, aidiyet duygusunu aşındıran bir “kentsel depresyon” hali. Yani bir yıkımdan çok daha ötesi. Yıkılmak istenen ise Cumhuriyet’in ölçülü mimarlık anlayışı, komşuluğa dayalı yaşam kültürü ve kamusal sorumluluk duygusudur.
Mavi’den vazgeçmemek...
Mavi Apartman, tam 71 yıldır sokağa, Ankara’ya tanıklık ediyor, komşu biriktiriyor. Mavi Apartman henüz ayakta. Duvarları sağlam. Yıkıma değil; bakıma, onarıma ve güçlendirmeye ihtiyacı var. Yaşayanları şaşkın; yıkılsın diyen de var, onarılsın diyen de.
Bir Cumhuriyet kadını olan Muteber Hanım, salonundan sokağa bakarken yalnızca evini değil, Ankara’nın mekânsal belleğini geçmişini savunuyor. "Üçüncü katta toprağın kokusunu hissediyorum" derken gözündeki hüznü, "Anılarım var benim orada" derken yüreğindeki sıkışmayı hissetmemek mümkün değil.
Bugün Bestekâr Sokak’ta yaşanan, yarın Ankara’nın başka köklü mahallelerinden birinde, bir evin yıkımı, bir ağacın sökümü, toprağın betonlaşması ile yine karşımıza çıkacak. Çünkü mesele tek bir apartman değil; kentin kimliğinin tasfiyesi, belleğin yok edilmesidir.
Eğer Mavi Apartman yıkılırsa ortaya çıkan enkaz sadece bir beton yığını olmayacak, aynı zamanda bu sokakta 71 yıllık bir hafıza, yaşayanlarının anıları, belleğimiz o enkazın altında kalacak. Bu bir kentsel dönüşüm değil, hafızının kırımı, belleğin enkazlaşmasıdır.
İşte bu yüzden Bestekâr Sokak’ta Mavi artık sadece bir apartman, bir renk değil. Ankara’nın simgesi, bir dönemin hafızasını koruma iradesi ve kentin belleksizleştirilmesine karşı isyanın özgürleşmesidir.
Yolunuz Kavaklıdere’de Bestekâr Sokağa düşerse, o üç güzel apartman kardeşliğinde sarısını kentsel dönüşüme kurban veren, mavi ve pembe apartmanları mutlaka görün bir anı fotoğrafı çektirin.
Bu bellek özgürleşmesin de sizinde bir isiniz olsun.
Tezcan Karakuş Candan, Gazi Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nden mezun oldu. Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde (ODTÜ) yüksek lisansa devam etti. A.Ü. Latin Amerika Çalışmalarında yüksek lisansını tamamladı. AÜ kentleşme ve Çevre Politikalarından doktora dersleri aldı. TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanlığı görevini yürüttüğü 2014-2023 yılları arasında başta Atatürk Orman Çiftliği ve Saraçoğlu Mahallesi olmak üzere kamu yararı ve kent hakları mücadelesine öncülük etti ve ödüller aldı. Akademide öğretim görevliliği yaptı. Uzun yıllar yerel yönetimler alanında çalıştı ve projeler üretti. Candan’ın kent politikaları üzerine yayımlanmış çok sayıda makalesi ve kitabı bulunmaktadır. Mekânın dili olma yaklaşımı ile Cumhuriyet dönemi yapılarından oluşan resim sergileri açan Candan aynı zamanda ABÜ Film Tasarımı ve Yönetimi bölümü son sınıf öğrencisidir. Mimarlık, kentleşme, kent hafızası ve toplum odaklı çalışmalarına ve yazılarına devam etmekte, belgesel video yerleştirme çalışmalarını atölyesinde sürdürmektedir.