En değerli sulak alanları kuruttuk, şimdi ne olacak?

Bayramda aşırı yağışlar koca şehirleri sarsarken kuraklık ve susuzluk tehdidi bize çok uzak gelebilir.

Oysa aşırı yağışlar da iklim değişikliğinin bir parçası. Çarpık şehirleşme ve betonlaşma yüzünden büyük miktarlarda yağış olmasa bile sel meydana gelebiliyor.

Öte yandan temiz su kaynakları korunmadığı, hatta inadına kurutulduğu, kötü kullanıldığı için Türkiye, büyük bir su kriziyle karşı karşıya.

Çok yakınımızdan taze bir örnek: Avrupa’da su krizi, görülmedik bir boyuta ulaştı. Kuzey İtalya’da son 70 yılın en şiddetli kuraklığı yaşanırken bazı yerlerde acil durum ilan edildi. İtalya hükümeti su kriziyle mücadele için ilk etapta 36 milyon yuro bütçe ayırdı.

Peki Türkiye benzer bir kriz yaşasa nereden, nasıl bir bütçe ayırabilir? İktidarın verebileceği cevabı yok. Eller belde, seyir halindeler: Su olan yerden iki boru çektik mi tamam…

Dünyada kimsenin aklına bu basit çözüm gelmiyor çünkü!

Engellenen Deutsche Welle’nin haberine göre Portekiz, kuraklığa karşı önlemlerini ta kış aylarında aldı. Şubatta hidroelektrik santrallerinin kullanım süresi haftada iki saate düştü. Baraj göllerinden, tarlaların sulanması için su çekilmesi de yasaklandı. (VPN kullanarak haberin tamamına erişebilirsiniz)

MARMARA GÖLÜ’NE SU BASIYORLAR!

Türkiye’deyse normal şartlarda manşetlere taşınması gereken acayip hadiseler yaşanıyor.

Ulusal Öneme Sahip Sulak Alan” tescilli, 'kuş cenneti' olarak bilinen Marmara Gölü’nü kurutmayı başardık!

Kayıkların karaya oturdu, balıkçılığın bittiği Marmara Gölü’nde çiftçiler zeminde, suyun kaldığı son yerleri işgal ederek tarım yapmaya kalkmış. Sonuç? Arazi paylaşamayan çiftçilerin silahlı kavgalarında yaralananlar, ölenler

Asıl haber, göle su basarak -evet doğru duydunuz; devletimiz kuruyan göle su basıyor!- sorunları aşmaya çalışan müthiş zeka örneği

Gölmarmara Su Ürünleri Kooperatifi Başkanı Rafet Kerse’nin şu sözleri durumun vahametini ortaya koyuyor:

"Gölmarmara Gölü, çöl Marmara oldu. Çabamıza rağmen kimseden destek alamıyoruz. Proje yapılacağı söylendi fakat bir netlik yok. Herkes biçerdöverleri ve traktörleri ile göl arazisini yağmalama peşinde. Yaklaşık 100 bin dönüm gölden 2 bin kişi ekmek yerken, şu an 10 kişi ekmek yiyor. Burada göle kıyısı olan 7 köy var fakat tanımadığımız ve bilmediğimiz insanlar gelip gölü işgal ediyor. Biz burada tekrar balığın, suyun ve kuşların olmasını istiyoruz.”

VAN GÖLÜ BİTMEK ÜZERE

Sadece Marmara değil, her yerden felaket haberleri birbirini izliyor:

Gazeteci Ruşen Takva, Van Gölü’nün dere yataklarına kurulan kum ocaklarıyla kirletildiğini, derelere kurulan HES’lerin nasıl bir kuraklığa sebep olduğunu görüntüledi.

Bu akıl almaz hoyratlık, iklim koşulları nedeniyle zaten ciddi bir kuraklık tehdidiyle karşı karşıya olduğumuz için basbayağı cinayet demek.

Bu işin şakası yok:

Dünya Doğal Kaynaklar Enstitüsü’nün (WRI) su kıtlığına dair hazırladığı rapora göre Türkiye’de su stresi 30 senede yüzde 30 artacak. 2040’da su stresinde dünyada 27. sırada olacağız.

Bütün bunlara artan nüfusu da ekleyin. Kime, hangi su yetecek? Nasıl tarımsal üretim yapılacak?

Dünya Yaban Hayatı Fonu WWF, Türkiye’de son 50 yılda üç Van Gölü büyüklüğüne denk gelen 1,3 milyon hektar sulak alan kaybı yaşandığını açıklamıştı.

Hâlâ şansımız var. Hâlâ biyolojik çeşitlilik ve sulak alan kaybını durdurabiliiz. Hâlâ geleceğimizden çalmayıp, milli servetimizden daha fazla yemeyip bazı önlemler alabiliriz.

Ama en önemlisi yapılaşmayı sınırlamak, sulak alanları yüzde yüz koruyacak politikalara öncelik vermek.

AKMHP rejimi ülkenin en büyük göllerini, en bereketli nehirlerini kuruttu.

Bu gidişatı tersine çevirmek ancak muhalefetin hazırlayacağı kararlı bir programla mümkün.

Önceki ve Sonraki Yazılar