İBRAHİM EKİNCİ

İBRAHİM EKİNCİ

Erkan Baş’ın açıkladığı TİP Bildirgesi’nin düşündürdükleri

İBRAHİM EKİNCİ

TİP Genel Başkanı Erkan Baş, son basın buluşmasında TİP Kurtuluş Bildirgesi’ni açıkladı. Kendimi orada, Sayın Genel Başkan’a alnı terli sorular sorarken hayal ettim. Orada değildim, buradan sorayım.

Sayın Başkan’ın “durum tespiti”ne hiçbir itirazım yok. Tamamen doğru. Kim katılmaz ki?

“Dünyada servetin küçük bir azınlığın elinde biriktiği, Türkiye’de de durumun aynı olduğu ve yoksullaşmanın devam ettiği… Otoriterleşme, totaliterleşme, baskıcı rejim, antidemokratik uygulamalar, yargının sopaya dönüştürülmesi... Hepsinin temelinde bu sistemi sürdürme arayışı olduğu… Bu tablonun sorumlusu değilse de değiştirilememesinin nedenlerinden birinin ‘kuşkusuz’ muhalefet olduğu… Toplumda iktidara yönelik büyük bir tepki ve öfke bulunduğu, ancak mevcut muhalefet ‘zemininin’ bu büyük enerjiyi etkin bir güce dönüştüremediği…”

İtirazı olan var mı? Benim yok.

Peki şimdi ne yapacağız, nasıl yapacağız da o mücadele zeminini yaratacağız? Bildirgeyi açıkladıktan sonraki gün TİP, bu zemini yaratmak için hangi adımları atacak? Bildirgede diyor ki, “Saray’a direnen herkesle yol yürümeye hazırız.”

Pek güzel.

Direnen epeyce bir kesim var. Biz kendi içimizden başlayalım: Mesela Sol Parti ile birlikte yürümeye hazır mısınız? EMEP’le, diğer sol kuruluşlarla, partilerle?

“Derdimiz … mücadele diyorsanız, biz varız” diyor bildirge. Peki güzel.

Bu “biz varız” sözünün muhatabı kim?

Bunun, başkaca yürümek isteyen ve yürüyenlere bir çağrı olduğunu anlayabilir miyiz? Rahatlıkla.

Çünkü bu cümlenin birkaç satır altında da şu sözler var:

“Birimiz diğerine üstün sayılmadan, eşitler olarak halkımız ve ülkemiz için bütünleşiyoruz.”

Daha vurgulu cümleler de var:

“Önceliği kendi siyasi ikbali değil, halk için bu rejimle mücadele etmek olan herkesi yan yana yürümeye çağırıyoruz.”

Bu bir ittifak çağrısı mı? Bana öyle geldi.

Bu satırları okuduğumda TİP’in solun en büyük partisi olarak diğer bütün sol sosyalist partilere –NİHAYET- bir çağrıda bulunduğunu, harekete geçtiğini düşünüyorum. Fakat sonraki cümle bu çağrıyı genel geçer bir söz değerine indiriyor:

“Çağrımız, bu kara düzenden kurtulmak isteyen tüm yurttaşlarımızadır. Gelin il il, mahalle mahalle buluşalım. Kurtuluşun yolunu birlikte açalım.”

Benim alnı terli sorularım buradan çıkıyor.

Bugünlerde Sol Parti kaynaklı Yan Yana toplantılarının bazılarına katılıyorum. Pankart asılıyor: “Birleşik muhalefet!”

Onlara da soruyorum. Arkadaşlar, kiminle yan yana gelmek istiyorsunuz? TİP’in sözlerini tekrar ediyorlar: “İl il, mahalle mahalle buluşalım. Kurtuluşun yolunu birlikte açalım” diyorlar.

Arkadaşlar! Türkiye kader anına yaklaşırken… Elimizde sol sosyalist partilerin bir birleşik cephesi, ittifakı neden yok?

Açıklama nezaketinde bulunur musunuz? Hangi şartlar bir araya gelirse bir ittifak da şart olur?

Rahatsız edici bir rutin izliyoruz. Ön almamış, birleşmemiş, bir blokta, ittifakta yan yana gelememiş; aksine mevcut ittifaklarını aşındırmış, güven kaybetmiş, güç kaybetmiş bir sol cenah ile karşı karşıyayız.

Böyle mi devam edilmeli?

Bu hal geleceği garanti ediyor mu?

Devletin bütün kurumlarını parti kurumuna çevirmiş, rakipleriyle mücadelede hiçbir hukuk, etik prensibe bağlılık hissetmeyen; açık yasa ihlalleriyle, tuzaklarla yol alan… Ama en önemlisi uzun iktidar yıllarında arkasında biriktirdiği büyük sorumluluk bagajı yüzünden iktidardan düşmeyi, “bir seçim kaybetmenin” çok çok ötesinde algılayan… Özeti, tutunmak için elinden geleni ardına koymayacak bir iktidar bloku ile karşı karşıyayız. Yani hem “yeni rejim inşası” amacının seçim kaybetmeye tahammülü yoktur hem de bagaj tutunmayı zorunlu kılmaktadır.

Peki bu direngen tutunmayı hangi direngen muhalefet araçlarıyla aşabiliriz? Bütün zaferler, yüzleştiklerinden daha büyük bir aklı ve kuvveti devreye aldıkları için zafer olmuyorlar mı? Bizim de bu matematiği aramamız gerektiği açık değil mi?

Bu tablo karşısında sosyalist solun konuyu varoluşsal düzeyde algılaması kritiktir. Çünkü iktidar bloku eğer süreci daha fazla düşmanlaştırarak sürüklemekten çekinmez ve başarılı da olursa faşizm derinleşecek ve (“Önce komünistleri götürdüler” hikayesinde olduğu gibi) ilk önce partilerimizin, derneklerimizin, vakıflarımızın, gazetelerimizin doğrudan varlığı dahi tehdit altına girecektir.

Bu nedenle… Ben, solun sağlam, geniş, kararlı bir ittifakını acil ve elzem görüyorum. Siyaset barikatını, geri çekilip laiklik, demokrasi ve haklar, evrensel özgürlükler zemininde kurmalıyız. Yüzde 0,10–0,15 oy gibi başlı başına ilgiyi, umudu azaltan sonuçlar peşinde olmak yerine bir bütün olarak solu büyütmeliyiz. Daha güçlü, daha derinlemesine ittifak etmeliyiz. Birbirimize karşı rekabeti dışlayamayız ama ona nezaket, dostane dil, özen, tolerans getirmeliyiz.

Partizan refleksleri baskın kadroları geri çekelim, aşalım.

Kazanacağımız şeyden daha küçük önemdeki her şeyi gündemden düşürelim. Solun saygın isimlerini bir masaya oturtarak başlayabilir, kapsayıcı bir ittifaka doğru yürüyebiliriz. Gelin bunu tartışalım.

Her birimizin ana siyasal gündemi için, işlerin yolunda gitmesi halinde dahi 10 yıla, 20 yıla, 30 yıla, belki 40 yıla ihtiyaç olabilir ama totaliter tasallutun durdurulması görevi bugünün işidir. Acildir, hayatidir. Bana göre inisiyatif almanın tam zamanıdır. Memleketimizin işçilerinin, emekçilerinin bize güvenebileceklerini göstermenin, umudu yeşertmenin ve mücadele gücüne dönüştürmenin zamanıdır. Konjonktür, bize, toplumla daha derin bağlar kurmak, umudu tazelemek için bir fırsat alanı açmış gözükmektedir. Ya değerlendireceğiz ya heba edeceğiz.

Sol, bu umutsuz ortamdan çıkışın önderliğini üstlenebilir ve üstlenmelidir. Herkesin sırtı yerdeyken sol doğrulup kalkmalıdır.

Kendisi dışındaki demokrasi odaklarına, güçlerine, kesimlerine de koordinasyon çağrısı yapmalıdır.

Sosyalist solda en geniş ittifakı gerçekleştirmeliyiz

Solun en geniş gövdesini halkımızın önüne çıkarıp umudu, mücadele isteğini depreştirmeliyiz!

Daha dayanıklı bir halk iradesi inşa etmek için imkan var.

İktidarın başarmasına; ardından siyaset imkânlarını tümüyle yok etmesine, demokratik muhalefete çullanmasına izin vermemenin tek yolu; bu planı bozmanın tek yolu birleşmek, daha yüksek bir enerjiyle mücadele etmektir. Birleşmeli, ayağa kalkılmalı, yollara düşülmeli, meydanlar birlikte doldurulmalı. Pratik ve kitleci bir ilerlemeyi seçmeliyiz. İktidar seçmenine ulaşmanın yollarını bulmalıyız. Cesur, teşhir edici, ipliği pazara çıkarıcı bir propaganda dili benimsemeliyiz.

Zaman yok. İnce eleyip sık dokumak iyidir ama zaman yok. Basit ama açık birkaç prensip üzerinde anlaşıp yürümeliyiz. Hiçbir yerde parsa pazarlığına izin vermemeliyiz. İttifak için bir yürütme grubu oluşturmalıyız. Olası anlaşmazlıkları çözmek üzere, emektar, yaşlı, hakkaniyetinden şüphe etmeyeceğimiz dostların hakemliğinde yürümeliyiz. Meydanlarda, elimize düştüğünde diğerlerinin pankartlarını taşımayı sindirebileceğimiz bir ruh haline taşındığımızda işler değişecek.

Sayın Başkan… En başta siz harekete geçmeli, bütün engelleri, eski başarısızlıkların sıvışma gerekçesi yapılmasını, yan çizmeleri, eski husumet ve didişmeleri aşmalı, solun kardeş ittifakını inşa etmelisiniz. Bildirgeniz beni heyecanlandırmadı. İşte bu, diyemedim. İşte yolu bulduk, bu kez başarabiliriz dedirtmedi.

Önceki ve Sonraki Yazılar
İBRAHİM EKİNCİ Arşivi

Putin yoksa Trump var

03/06/2026 08:41

Bakan Şimşek'e iki soru

21 Mart 2026 Cumartesi 00:20