İBRAHİM EKİNCİ

İBRAHİM EKİNCİ

Türkiye ne yönden ‘olumlu ayrışıyor’muş?

İBRAHİM EKİNCİ

Savaş konjonktüründe döviz gelirleri düşerken, giderler artıyor. TCMB’nin altın swap işi bu tabloda gündeme geliyor. Dış borç stoku 520 milyar dolar. İçerden yapılmış dövizli borçlanmayı ve YİD’lere verilmiş döviz garantilerini koyun rakam 650 milyar dolara hareketleniyor. 1 liralık kur artışı 650 milyar dolar ilave yük demek. Dahası, kur artışının enflasyonu kışkırtacak, artıracak olması… “Enflasyonla mücadele ediyoruz, düşürüyoruz” derken beliren risk bu.

***

Haber şu: “TCMB, İran kaynaklı piyasa dalgalanmalarına karşı lirayı korumak için gerekirse altın rezervlerini de kullanacağı yeni önlemler hazırlıyor. Türkiye’nin elinde yaklaşık 135 milyar dolar değerinde altın rezervi bulunuyor. TCMB’nin potansiyel bir adım olarak Londra piyasasında altın-döviz swap işlemleri yapmayı değerlendiriyor.”

İsabetli. Olası bir kur şoku karşısında arka kapıdan 128 milyar dolar satmak gibi saçma sapan, şaibeli bir işe tevessül edilemeyecek olması iyi. Tedbir almak gerekli midir peki? Oraya geldik mi bilmiyorum ama tedbir almanın kötü olduğunu kim iddia edebilir? Yabancı çıkışı var. Birazdan ayrıntılarına bakarız. İhracat, turizm ve diğer hizmet faaliyetlerinden döviz girişi için “azalabilir”, en başta enerji ithalatı üzerinden de döviz ihtiyacı olağanüstü “artabilir” projeksiyonu varken tedbir almamak Türkiye’yi kritik eşiklere taşıyabilir. Bu tabloya bir de doların güçlenmesini, Fed faizleri konusunda indirim yönlü iyimser tahminler rafa kalkmasını, küresel ölçekte bir enflasyon dalgası ihtimali çerçevesinde faizlerin artabileceğini, savaş ortamında doların güvenli liman özelliğinin yeniden güçlenmesini ekleyelim. Öyleyse içerde kur baskısının artacağını tahmin etmek gerçekçi olur. Tedbirsizlik, bugün için tahmin olan şeyin gerçek bir riske dönüşmesi halinde ekonomiyi 2023 seçimler öncesi kritik tabloya taşıyabilir. Bu kez enerji alacaklarını erteleyecek, nükleer santral üzerinden döviz desteği sunacak bir Putin de yok. Durumu gözden geçirelim:

  • Ekonomi Gazetesi haberinde rakamlar veriliyor. “Merkez Bankası’nın ABD ve İsrail’in İran’a yönelik savaştan etkilenen TL’yi savunmak için yaptığı yoğun döviz satışı rezervleri azalttı. 2 Mart’tan bu yana döviz satışı 33.7 milyar dolara yükselirken altın fiyatlarındaki düşüş de rezervlerde kayıp yarattı. Bürümcekçi Araştırma ve Danışmanlık Kurucusu Haluk Bürümcekçi, 23 Mart Pazartesi günü toplam rezervlerin 161.1 milyar dolara, net uluslararası rezerv (NUR) seviyesinin 41.6 milyar dolara gerilediğini, tüm swaplar hariç Net rezervlerin ise 19 Mart’a kıyasla 15.4 milyar dolar düşüşle 28 milyar dolara indiğini vurguladı.” Rezerv durumu bu. 19 Mart operasyonları sırasında 60 milyar dolara yakın azalmayı da hatırlayarak çok hızlı eriyebildiğini not edelim. (2025 sonu itibariyle rezervler 227 milyar dolardı. 30 Ocak’ta 2018 milyar dolardı!)
  • Yabancı çıkışı, kur baskılama çabası da rezervi eritiyor bir yandan. Savaşın ilk iki haftasında yabancı yatırımcının 4.6 milyar doları aşan satışına uğrayan devlet tahvillerinin yanı sıra hisse senedi piyasalarından net çıkışı 1 milyar doları geçti. Prof. Dr. Selva Demiralp’in verdiği rakama göre 28 Şubat sonrası 25 – 30 milyar dolar çıkış oldu.
  • Peki döviz yükümlülükleri açısından durumumuz nedir? Daha önce HMB tarafından açıklanan dış borç istatistiklerini artık TCMB açıklıyor. TCMB metodoloji değişikliğine de gitti. 2025 yılı eylül sonu itibariyle brüt dış borç stoku 565 milyar dolar gözüküyordu. Rakam, bir çeyrek sonra, TCMB tarafından 2025 sonu itibariyle 519,9 milyar dolar olarak açıklandı. Bunun 352,6 milyar doları uzun vadeli, kalanı (167,4) kısa vadeli. Kalan vadeye göre kısa vadeli dış borç stoku ise ocak itibariyle 239 milyar dolar.
  • 520 milyar dolar toplam borcun 196,8 milyar doları kamu kesiminin, 298,2 milyar doları özel sektörün.
  • TCMB'nin dış yükümlülüklerini (25 milyar $) eklersek kesiminin borcu 221,8 milyar dolar.
  • Fakat bu rakam içerden dövizle borçlanmayı, YİD’lere verilmiş döviz cinsi garanti yükümlülüklerini içermiyor. Kamu kesiminin kur riskinde daha gerçekçi bir rakama ulaşmak için onların da eklenmesi uygun olur. Hazine içerden dövizle borçlanmayı sonlandırmıştı. Albayrak döneminde geri döndü. Merkezi Yönetim Borç Stoku rakamlarından hesaplarsak; Borç stoku şubat ayı itibariyle 14,4 trilyona geldi. (Zıpkın gibi çıkış var!) Borç stokunda iç borç payı %60, dış borç payı %40 gözüküyor ama döviz cinsi borç payı %53. Aradaki 13 puanlık fark (1 trilyon 46 milyar lira = 2025 ortalama döviz kuru üzerinden 26,5 milyar dolar!) içerden döviz cinsi borçlanmalardan kaynaklanıyor. Kamunun kur riskini görmek bakımından bu rakamı da eklersek 248,3 milyar dolara geliyoruz.
  • Döviz cinsinden YİD garantilerinde ancak tahmini bir rakam verilebilir. Bu işlerin sözleşmeleri, ödemeleri şeffaf bir şekilde açıklanmadığı için el yordamıyla, tek tük rakamlardan tahminler yapılabiliyor. Benim yaptığım çalışmada 150 milyar dolarlık bir toplam borç oluştuğunu tahmin etmiştim. Başka çalışmalarda rakam daha yüksektir. Şimdiye kadar bir kısmının ödendiğini düşünerek, iyimser tahminle 100 milyar dolar olarak aldığımızda kamu borcu tablosunun rengi değişiyor. Borç stoku 18,5 trilyona çıkıyor. Döviz cinsi borcun payı yüzde 63’e vuruyor. (YİD garantileri “kısa vadeli” borç değil ama yıllık 4 milyar dolar civarında bir yük oluşturuyor.) Kamunun yükümlülüklerine bunu da eklersek 350 milyar dolar civarında bir rakam elde edebiliyoruz. Özel sektörü borcunu eklersek (298,2 milyar dolar) toplamda özel + kamu kesimi için 646,5 milyar dolarlık bir rakam ortaya çıkıyor.
  • Olası bir kur atağından etkilenecek temel büyüklük bu. 1 lira artış 650 milyarlık ilave yük demek. Fakat ekonomi yönetimini korkutan sadece işin bu tarafı değil… Artan kurun enflasyona etkisi. Kurdaki her 1 birimlik artışın, bazı hesaplamalara göre 0,3 puan enflasyon etkisi yarattığını hatırlayalım. Enflasyonla mücadele ediyoruz derken TCMB’nin gündemine altın swapı gibi seçenekleri getiren de bu.

Türkiye olumlu mu etkilenecek?

Şu cümle önemli. Ekonomi yönetiminin bakışını yansıyor: “Düşük kamu borcu ve bütçe açığı, güçlü rezerv pozisyonu, azalan cari açık, artan dış kaynak girişi ve sağlam bankacılık sektörüyle Türkiye ekonomisi birçok ülkeden olumlu yönde ayrışmaktadır.”

Kamu borcu düşük değil. 100 milyar dolarlık garanti yükü borçtan sayılmıyor. Bütçe açığı düşük ama artama eğilimi de açık. Eşelmobil gibi uygulamalar, büyüme kaybının yaratabileceği vergi kayıpları gündemde. Rezerv durumu nispeten iyi ama güçlü değil. Kaldı ki sıkıntılı zamanlarda hızla eriyebildiğini de izliyoruz. Cari açık azalmıyor, hedef 22, son gerçekleşme rakamı 33 milyar dolar. Savaş şartlarında 50 milyar dolardan bahsediliyor! “Artan dış kaynak girişi” deniliyor ama çıkış var. Son bir ayda 25 milyar dolar çıkış hesap ediliyor! Cümledeki tek doğru virgül arası bankacılık sektörünün güçlü olduğu…

Rusya ayrışmış, artan enerji fiyatlarından yüksek karlar etmiş ama enerjide yüzde 90 ithalata bağımlıyken Türkiye’nin olumlu ayrışma şansı var mı? Savaşın ekonomiye etkilerini kestirmeye çalışıyoruz. Dünyanın en büyük askeri gücünün, en büyük ekonomisinin başında; hemen her gün bir ülkeyi, bir adayı, bir boğazı, bir kanalı, bir maden yatağını istediğini açıklayan genel kabul gören kanaatlere göre bir narsist, akıl sağlığı hakkında şüphe uyandıran bir dengesiz varken kim doğru bir kestirimde bulunabilir ki? Burada söyleyebileceğimiz her şeyin daha kötüsü de olabilir, daha azı da olabilir. Prof. Dr. Selva Demiralp de buna işaret ediyor ve diyor ki “(Savaşın Türkiye ekonomisine) maliyetinin büyüklüğü süresine bağlı, onu kimse bilmiyor. Ama aktarım kanallarını az çok biliyoruz.” Bir tablo vermiş. Özetle diyor ki bu gidişat sürerse:

  • Bütçe açığı artacak,
  • Cari açık 55 – 60 milyar dolar aralığına çıkabilecek
  • Enflasyon %16 hedefinin üzerinde (%25 üstü) gerçekleşecek
  • TCMB, TL’yi savunmak durumunda, haliyle rezervlerinde erime mümkün.
  • ÖTV kaybı ve savunma harcamaları ile bütçe açığı artacak.
  • Büyüme yavaşlayacak.

Durum böyle iken Türkiye, nasıl ve ne yönden olumlu ayrışıyor?

Savaş, başka ülkeleri olumsuz etkilerden, Türkiye ekonomisini olumlu mu etkileyecek?

Ya da Türkiye de olumsuz etkilenecek ama daha az etkilenerek mi ayrışacak?

Uluslararası yatırım bankalarının, OECD’nin, derecelendirme kuruluşlarının hiç birinin raporunda böyle bir ayrışma analizi yok. “Alman Kiel Enstitüsü’nün modellerine göre Hürmüz’ün kapalı kalmasından hem gıda fiyatları hem de genel refah olarak en kötü etkilenecek ilk 10 ülke arasında Türkiye de var.” (X’te 507)

İbrahim Ekinci, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü mezunudur. Basında çalışmaya, 1990 yılında başladı. Dünya Gazetesi, Yeni Yüzyıl, Star gazetelerinde ekonomi muhabirliği yaptı. Power Dergisi’nde genel yayın müdür yardımcılığı yaptı. 2000 yılında Milliyet Gazetesi’nde çalışmaya başladı. Ekonomi Servisi’nde 5 yıl editörlük, şef yardımcılığı, 5 yıl süreyle de servis şefi yöneticiliği yaptı. 2010 yılında tekrar Dünya Gazetesi’ne dönerek 10 yıl süreyle yazıişleri müdürü ve genel yayın müdür yardımcısı olarak çalıştı. Halen Ekonomi Gazetesi ve Kısa Dalga’ya haber ve yazılar yazıyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar
İBRAHİM EKİNCİ Arşivi