Gittikçe derinleşen krizin sarmalında İstanbul

Siyasi liderler birbiriyle atışma yarışında, yaptıkları ve yapacaklarını sıralayarak seçmenin aklını çelmeye çalışıyor.

Halkın gündemiyse giderek ağırlaşan ekonomik kriz, hiperenflasyon gölgesinde iyice belirsizleşen gelecek… Siyasiler büyük sözler sarf etse de acaba mesajları adrese ulaşıyor mu, merak ediyorum.

İktidar ve ortağı veya Cumhurbaşkanı ile avanesi, gerçeklikten öyle kopmuş durumda ki kola ve çekirdek dağıtarak gönül çeleceğini sanıyor. Muhalefetin altılısı veya HDP’siz muhalif ortaklığa gelince, ne adayı belli, ne programı, ne kazandıktan sonra nasıl yönetecekleri.

Hoş, seçimi kazanma konusu da net değil, anketler o kadar da parlak görünmüyor.

Öte yandan korku üfürükçüleri işbaşında: Silahlanıyorlar, korkunç şeyler yaşanabilir… Olur mu, olabilir elbet her şeyin mümkün olduğu Türkiye’de…

Bu arada belirsizlikler deryasında battıkça batan vatandaş, umut vadeden bir duruşa, söyleme aç.

Gittikçe derinleşen ekonomik çıkmazdan nasıl çıkılacağı cevabını doğru dürüst verebilen yok:

Çocuğunu nasıl okutacak, nerede yaşayacak, nasıl geçinecek?

İSTANBUL’DAN KİRA GÖÇÜ

Bugünlerde konuştuğum her İstanbullu, ev sahibiyle yeniden anlaşma veya evden çıkma arefesinde. Şimdilik paçayı kurtaranlar, kontrat bitince ne yapacağını kara kara düşünüyor.

Dünya gazetesinin haberine göre İstanbul, Muğla ve Antalya’daki yüksek kiralar yüzünden göç başlamış:

“Yüksek kira artışları, bir dönem en cazip bölgeler arasında gösterilen bu büyükşehirlerin memur ve düşük gelirler için adeta mahrumiyet bölgesine dönüşmesine yol açtı. Bu durum tersine göçü hızlandırırken, aynı zamanda çalışmak için büyükşehirlere gelmek isteyenleri de durdurdu.”

İstanbul gibi devasa bir şehirde genç çalışanların kazanabildiği paralar, bırakın kendi evlerini tutmaya, ulaşım ve temel ihtiyaçlara yetmiyor bile.

Gençler “Çalışmasam daha kazançlıyım” diyor haklı olarak. Cumhurbaşkanı kızıyor: İş beğenmiyorlar!

Emekli, ancak ev sahibiyse idare edebiliyor. Şehrin merkezinde yaşamak hayal oldu, fiyatlar dövizle kazanan veya kara para aklayanlara hitap ediyor.

Esnafın uzun zamandır asıl gelir kapısı, Körfez ülkeleri ve Rusya’dan gelen, vatandaşlık alan veya süreli kalan yabancılar. Kaç kişiler, bilen yok.

Aslında İstanbul’da kim, ne kazanıyor ve nasıl geçinebiliyor sorusuna da doyurucu bir cevap yok.

BEYOĞLU: KÜÇÜK HALEP

Şehrin dokusu ister istemez değişiyor: Varsıl mahallelerin tadını çıkarabilenler, genelde zengin yabancılar.

Özellikle İstanbul’da, bayram sonrası yazlıkçıların da gitmesiyle belki daha görünür oldular.

Uzun zaman sonra bir gece vakti Beyoğlu’nun arka sokaklarından geçtim. Arabadaki gençler “İşte Küçük Halep” diye gülüştü.

Taksim ve Beyoğlu’un dönüşümü, herkesin malumu. Fakat gece mekanlarının türü, Arapça tabelaların ve erkek nüfusun bolluğunun, bildiğim, tanıdığım ve cazibe merkezi olarak tanımlanan Beyoğlu’yla alakası yok.

Para sıkıntısı yüzünden pek çok İstanbullu dışarıda iki lokma da olsa yemeyi, bir etkinliğe gitmeyi iyice azaltmış, bırakmış görünüyor. Çalışanlar, evle iş arasında mekik dokuyor. Mesai bitiminden sonra sokaklar, İstanbul’un hiç alışık olmadığı biçimde boşalıyor..

Haftasonları, varsa bir arabaya ailecek tıkışıp İstanbul’un sahillerine, ormanlarına gitmeye çalışıyorlar.

“Nasıl geçineceğiz, kaç para harcadık, korkunç bir hesap geldi…”

En dargelirlisinden üst orta sınıfına, konuşmalar hep bu minvalde. Sonbaharda, döviz kuruyla birlikte fiyatların iyice çıldıracağını herkes biliyor. Hatta kışın enerji krizi bile yaşanabilir…

İyi de nereye kadar dayanacak insanlar?

Siyasetin bu kadar tıkandığı, sığlaştığı yerde, kime güvenecekler?

Önceki ve Sonraki Yazılar