İLKE ATİK TAŞKIRAN
Incogni'nin Haziran 2026'da 1.000 Amerikalıyla yaptığı araştırma, internet kullanımındaki bu sessiz dönüşümü oldukça net gösteriyor. Araştırmaya göre katılımcıların %55'i beş yıl öncesine kıyasla daha az paylaşım yapıyor. %53'ü kimin neyi görebileceği konusunda daha seçici davranıyor. %47'si stres veya kaygı nedeniyle bir sosyal medya ya da mesajlaşma uygulamasını silmiş durumda. %44'ü ise politik içerik ve kutuplaşmanın kendilerini sosyal medyadan uzaklaşmaya ittiğini söylüyor.
Burada dikkat çekici olan, insanların interneti terk etmesi değil. İnternetteki kamusal varlıklarını küçültmeleri.
Sessizliğin yerini kimler dolduruyor?
Yani hesaplar duruyor, ekranlar açık, uygulamalar telefonlarda. İnsanlar hâlâ bakıyor, takip ediyor, kaydırıyor. Fakat daha az yazıyor, daha az paylaşıyor, daha küçük bir çevreyle konuşuyor.
Bu aslında sosyal medyanın geleceği açısından çok daha önemli bir değişimi gösteriyor. Sessizlik boşluk bırakmıyor. Bir kullanıcı daha az paylaşmaya başladığında algoritma durmuyor. Bir insan tartışmaya girmediğinde tartışma bitmiyor. Birileri görünürlüğünü azalttığında, başka birileri daha görünür hale geliyor.
Dolayısıyla asıl soru “İnsanlar neden daha az konuşuyor?” kadar, hatta belki bundan daha fazla, “İnsanlar sustukça kimler konuşmaya devam ediyor?” sorusu oluyor.
Görünür olmak artık bir iş
İnternette var olmak giderek görünmez bir iş halini aldı aslında. Kimsenin sizi işe almadığı, maaş ödemediği ama sürekli üretmenizi beklediği bir iş. İçerik üretmek, yorumlara cevap vermek, gündemi takip etmek, kendinizi anlatmak, görünür kalmak, algoritmanın değişen kurallarına ayak uydurmak...
Üstelik bütün bunlar yalnızca zaman değil, dikkat ve duygusal enerji de istiyor. Araştırmada katılımcıların %51'i çevrim içi varlığını sürdürmenin kendilerine iş gibi geldiğini söylüyor.
Belki de insanların geri çekilmesinin önemli nedenlerinden biri tam olarak bu. Sosyal medya artık yalnızca sosyalleşilen bir yer değil; sürekli performans gösterilen bir alana dönüşüyor.
Ne söyleyeceğinizi düşünüyorsunuz. Kimin göreceğini hesaplıyorsunuz. Nasıl anlaşılacağını tahmin etmeye çalışıyorsunuz. Yanlış bir cümlenin başınıza iş açıp açmayacağını düşünüyorsunuz. %53'lük seçicilik oranı bu nedenle önemli.
İnsanların kamusal konuşmadan geri çekilmesinde kutuplaşmanın da payı var. Araştırmaya göre %44'lük bir kesim politik içerik ve kutuplaşma nedeniyle sosyal medyadan uzaklaşmak istiyor.
Bu da bizi başka bir paradoksa götürüyor.
İnsanlar tartışmadan yoruldukça konuşmamayı seçiyor; fakat tartışmayı bırakanların yerine tartışmaya devam edenler kalıyor. Böylece dijital kamusal alanın sesi, toplumun tamamını değil, konuşmaya en fazla istekli olanları ya da algı operasyonu yapmak isteyen güçleri daha fazla yansıtmaya başlayabiliyor.
İnsanlar sustukça makineler konuşuyor
İnsanlar daha az konuşuyor ama internet daha fazla konuşuyor. Burada yapay zekâ meselesi devreye giriyor. İnsanların içerik üretmekten yorulduğu bir dönemde içerik üretmenin maliyeti dramatik biçimde düşüyor. İnsanların saatlerce düşünerek hazırladığı bir metin, birkaç saniyede üretilebiliyor. Bir insanın haftalarca oluşturacağı içerik planı dakikalar içinde hazırlanabiliyor.
Yani insanın üretim kapasitesi sınırlıyken makineninki giderek sınırsızlaşıyor.
Bu durum, gelecekte dijital kamusal alanın en önemli meselelerinden biri haline gelebilir Çünkü insanların bir kısmı geri çekilirken parası olanlar görünürlük satın alabiliyor. Öfkesi olanlar sürekli konuşabiliyor. Örgütlü gruplar mesajlarını tekrar tekrar dolaşıma sokabiliyor. Markalar profesyonel içerik ekipleriyle sürekli üretim yapabiliyor. Ve yapay zekâ, bütün bu üretimi daha da hızlandırabiliyor.
Dolayısıyla geleceğin interneti daha sessiz bir internet olmayabilir. Tam tersine, tarihin en gürültülü interneti olabilir. Fakat bu gürültü, toplumun bütün seslerinin daha fazla duyulduğu anlamına gelmeyebilir.
Çünkü kamusal alanda konuşmak yalnızca bir içerik üretme meselesi değil; görünürlük, güç ve temsil meselesi. Bir insanın konuşmak için cesareti, zamanı ya da enerjisi kalmadığında onun sessizliği yalnızca kendisini etkilemiyor. Dijital alandaki seslerin dağılımını da değiştiriyor.
Belki de bu nedenle sosyal medyanın geleceğini kullanıcı sayılarıyla ölçmek artık yeterli değil. Kaç kişinin hesabı olduğu kadar, kaç kişinin gerçekten konuştuğuna da bakmak gerekiyor. Kimlerin konuştuğu kadar, kimlerin konuşmamayı seçtiğini de sormak gerekiyor.
Çünkü insanlar internetten ayrılmıyor. Sadece kamusal alandaki seslerini geri çekiyorlar.
Ve insanların sustuğu yerde mikrofon el değiştiriyor.