SEDAT BOZKURT
Parlamento, milli dayanışma, demokrasi ve kardeşlik
Parlamentolar demokrasilerin en önemli organıdır. İnsanların “milli irade” haline gelerek somut bir biçimde yönetime katıldıkları kurumdur. Parlamentonun gerçek anlamdaki işlevi için de başlangıç olarak, 1215 yılında, halka karşı hükümdarın yetkilerinin kısıtlanmasını sağlayan Magna Carta örnek alınır. Adil bir seçim ya da tercihlerle oluşmuş parlamentoların demokrasilerin inşasında ve muhafazasındaki görevleri çok önemli ve gereklidir.
Günümüz parlamentolarının 4 asli görevleri vardır. Yasama yani kanun yapma, bütçe yapma ve bunun harcanmasıyla birlikte yürütmeyi, anayasa ve kamu yararı bakımında denetleme ve temsil görevi. Parlamentoların demokrasinin bir parçası olarak çalışabilmesi için yönetimin mutlak güçler ayrılığına dayanması gerekir. Türkiye’de cumhurbaşkanlığı sistemine geçildikten sonra güçler ayrılığından ve buna dayanan bir demokrasiden söz etmek mümkün değildir. Türkiye’de parlamento işlevsizdir ve hatta sistemin ihtiyaç duyduğu yasaları yapma ve kararları alma ofisi gibidir. Denetim görevi fiilen yoktur.
Parlamentonun bu hale gelmesinin en önemli nedeni de oluşma biçimidir. Parti oligarşilerinin hatta tek adam yönetimlerinin oluşturduğu milletvekili listelerine verilen oylarla demokrasi ve demokratik bir parlamento inşa edilemez. Seçmeni yerine liderine bağlı milletvekillerinin oluşturduğu parlamentoların kimi önceleyeceği çok nettir.
Süreç ama neyin süreci?
MHP lideri Devlet Bahçeli’nin 16 ay önceki çıkışı ile ülkede bir süreç başladı. DEM’lileri de hayli heyecanlandıran bu sürecin öznesi de Abdullah Öcalan’dı. Buna bağlı olarak TBMM’de, Bahçeli’nin talebiyle bir de komisyon kuruldu. Komisyonun adı başlığımda da yer alıyor; milli dayanışma, kardeşlik ve demokrasi komisyonu. TBMM’ye bir nevi “iktidarın ofisi” dememin nedenlerinden birisi de bu komisyonda karşımıza çıkıyor. İktidar TBMM’yi, kurmak istediği siyasete dahil etme ihtiyacı duydu ve bu komisyon oluşturuldu. Komisyonun resmi bir niteliği de icra yeteneği de yok. Komisyon en ciddi tartışmasını “Öcalan ile görüşmeye gidilip gidilmemesi” konusunda yaşadı. 14 ay periyodik aralıkla toplanan komisyonda Kürt meselesi, demokrasi meselesi, yargı bağımsızlığı gibi konular hem Türkçe hem de Kürtçe konuşuldu. Onlarca isim dinlendi. Ve partiler, kendi cephelerinden raporlar oluşturdu. Raporların içeriğine bakıldığı zaman komisyonun kurulma amacının halen bilinmediği, o güne kadar yaptıkları çalışmaların ne olduğunun bile ortaya konulamadığı anlaşılıyor.
Komisyona kadar gelen meselenin Suriye ile bağlantılı olduğu artık net. Başlangıçta da netti aslında. Bahçeli’nin bu konuda ilk adımı atması da bunun göstergesiydi. Şimdi iktidarın TBMM’yi de meseleye dahil etmiş olmanın rahatlığıyla hareket edeceği bir ortak rapor hazırlanacak.
“Terörsüz Türkiye” her meselenin çözümü mü?
Sürece ilişkin ad konulamamasının ya da her kesimin kendi niyet ve hedeflerine göre ad koymasının da kafa karıştırıcı olduğunu söylemek lazım. DEM’in, önüne konulan Öcalan nedeniyle siyaset yapma alanı hayli daraltılmış vaziyette. Bu parti içinde de çok ciddi tartışılıyor. Kolektif karar alma yeteneği olan bir parti DEM, bileşenlerin varlığı zaten bunu zorunlu kılıyor. Parti içindeki eleştirileri, İmralı heyetinden Mithat Sancar “Her şey açıktan yapılmıyor, altta çok ciddi ilerlemeler var. Merak etmeyin bize ve Öcalan’a güvenin” gibi açıklamalarla azaltmaya çalışıyor. Bu dil aslında Bahçeli’nin tabanına yönelik kullandığı dile de çok benziyor.
Parlamentoların önemli görevlerden birisi de temsil görevidir. Temsil ettikleri insanların sorunlarını çözmek bunların başında gelir. İktidarların varlık nedeni de budur. Bu komisyon herhangi bir soruna çare olmayı bırakın bir sorun tespiti bile yapamamıştır. Dayanışma, kardeşlik adına bir görüntü bile ortaya koyamadığı gibi demokrasi konusunda da adım atamamıştır.
DEM sözcüleri komisyon çalışmalarının sonucunda demokrasi ve hukuk devleti konusunda önemli kazanımlar olacağına inançlarını sürekli paylaşıyorlar. Hatta Öcalan’a “umut hakkı” dahil olmak üzere hiçbir yapıcı adım atmayan AKP’nin bu “isteksiz” tutumunu MHP’ye şikâyet ediyorlar.
Memleketteki tablo şu; YPG, Şam yönetimi ile anlaşmasaydı demokrasi ve hukuk devleti, Türkiye cumhuriyet vatandaşları için uzun bir süre daha hayal olacaktı. Komisyonun pratiğinden ve yapılan açıklamalardan bunu anlıyoruz. Bu çok dramatik bir tablodur. Memleketteki demokrasi ya da hukuk devleti sorununu bir iktidar ya da parlamento çözmek yerine bunu muhtelif meselelerin pazarlık malzemesi yapabilir mi? Ya da bunun peşine toptan siyasetin takılıp gitmesine hangi demokratik gelenek izin verebilir?
Komisyon pratiği üzerinden “aynı sistemle bir anayasa değişikliği ele alınabilir mi?”yi de test ediyor iktidar. Yeni anayasayı önümüzdeki dönemde de çokça konuşacağız. Adalet Bakanı da “darbecilerin yazdığı değil sivil ve yeni bir anayasa” taleplerini tekrar dillendirdi. Anayasa tartışmaları da komik bir içerikte devam ediyor. İlk 4 madde üzerinden halen ciddi bir polemik sürüyor. Komik dediğime bakmayın aslında dramatik. Anayasa tartışması anlamsızdır. Mevcut anayasa ilk 4 maddesi de dahil yok hükmündedir. Bu maddeler dahil değiştirilmesi halinde yeni maddelerin uygulanacağının garantisi var mıdır? İktidarın politik bir söylem haline getirdiği “yeni anayasa” talebinin arkasına “muhtelif haklar” talep ederek takılma niyetinde olanlar da muhtemelen bunun farkındadır.
TBMM’nin ekonomik maliyeti
Demokrasinin kalbi olan parlamentoların maliyetleri tartışma konusu olamaz, olmamalıdır. Eğer oluyorsa ortada muhtelif işlev ve niteliklerini kaybetmiş bir parlamento var demektir. TBMM, tarihsel olarak üstendiği görevler nedeniyle bu tartışmaya muhatap olmamalıydı ama oldu.
Geçtiğimiz hafta TBMM hiç çalışmadı. 23 Ocak’ta TBMM Başkanvekili Bekir Bozdağ saat 14:00’de kürsüdeki yerini aldı ve başkanlık divanı oluşmadığı için 27 Ocak günü toplanmak üzere çalışmaları sonlandırdı. 27 Ocak Salı günü de aynısı oldu. 28 Ocak’ta kürsüde TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş vardı. Kurtulmuş, TİP Genel Başkanı Erkan Baş’ın tutuklu Milletvekili Can Atalay ile ilgili itirazına karşın aynı gerekçe ile Genel Kurul’u 29 Ocak’ta toplanmak üzere kapattı. 29 Ocak’ta Kürsüde Bekir Bozdağ vardı ve o da 3 Şubat’ta toplanmak üzere Genel Kurul’u kapattı. Kuzey Avrupa parlamentoları gibi ülkede her şey yolunda ve görüşecek konu bulamıyor TBMM!
Oysa memlekette tam da parlamentonun görüşüp muhtelif yasalar çıkarması ve karar alması gereken sorunlar var. 2025 yılında iş cinayetlerinde tam 2 bin 105 emekçi öldü, bunların 94’ü çocuk. Günde ortalama 6 emekçinin öldürüldüğü bir memlekette, bu işçileri temsil etme görevi de olan parlamentonun çalışmaması normal olabilir mi? 5 milyona yakın işsizin iş aramaktan vaz geçmesini “başarı” olarak açıklayan iktidarı, bu anlamda denetlemeyen parlamentonun maliyeti doğal olarak sorgulanır. Her ödenen 100 lira karşılığında 285 lira borçlanan devletin, bu paraların nerelere harcadığını vergiyi veren seçmen adına sorulacak yer parlamentodur. Her yıl bizzat Cumhurbaşkanı tarafından ilan edilen “şahlanış ve reform yılı” söyleminin gerçekleşmemesinin hesabını halk yerine parlamento sorgulamayacak da kim sorgulayacak?
Milletvekilliği aslında bir kamu görevidir. Ama örneğin emekli olmanıza karşın herhangi bir devlet kurumunda çalışıyor olsanız emekli maaşınızı alamazsınız. Oysa milletvekilliğinde 2 yılı dolan eğer emeklilik hakkını da kazanmışsa hem milletvekili maaşını hem de emekli maaşını alabiliyor. Bunun nasıl olduğunu sormayın, memurların durumuna da kendi durumlarına da milletvekilleri karar veriyor. Bu nedenle ortaya hep milletvekillerinin avantajına tablolar çıkıyor.
AKP Milletvekili Mestan Özcan emekli maaşı ile birlikte toplamda 500 bin liraya bulan maaşının yetersiz olduğunu açıklayarak yeni bir tartışma başlattı. Bir milletvekili olarak muhtemelen AKP’nin çoğu milletvekili gibi parlamento çalışmalarına sadece katılarak “ofis” görevine katkı sağlayan isimlerden.
TBMM’ye 600 üye seçiliyor. Her şey bu 600 üye için. Her bir üyenin tek tek maliyeti de hesaplanmaya çalışıldı AKP’li vekil üzerinden. Ama hepsi eksik. TBMM tüm harcamalarını bu 600 milletvekili için yapıyorsa, yani varlık nedeni bu 600 milletvekili ise bir yıllık bütçesini 600’e bölmeniz gerekir. Bu da 2026 bütçesine göre, milletvekili başına yıllık 45 milyon lira demektir. Çok büyük para. Hem de yoksulluğun hüküm sürdüğü memleketimizde çalışmayan parlamentoya ödenen para.
Parlamento eğer maliyeti açısından tartışmaya başlanmışsa ortada demokrasi açısından gerçekten çok riskli bir durum var demektir. Siyasetten umudunu kesen halk için, yine siyaset içinden alternatifler çıkarabilir. Ama parlamento öyle değildir…
Not:
İnanların kimi sevip kim sevmeyecekleri kişisel tercihleri ve kararlarıdır. Ama kamuoyu karşısına mesleki bir kimlik ile “gazeteci” olarak çıkıyorsanız, o kişisel hayatınızdaki sınırsız alana sahip olamazsınız. Mesleğinizin etik değerleri ile ilkesel kuraları bu sınırları hemen daraltır. Konu Yılmaz Özdil’in Sedat Peker açıklamaları.
ÇGD açıklamasında bu sınırlar var. Ama gazetecinin en önemli özelliği “şüphe duyması ve bunu soru haline” getirmesidir. Şehit ailesine 23 yaşında hem de kirada otururken ev alınması her türlü takdirin üzerindedir. Ama gazeteci burada ona takılmaz. O yaşta bu evi alacak parayı nasıl kazanmış ya da elde etmiştir. Bu gazeteciliğin en temel sorularından birisi olan “nasıl” kısmını atlarsak gazetecinin kamu adına denetleme yapma özelliğini de atlamış oluruz. Kaynağı belli olmayan ya da kamudan haksız elde edilen bir kazançla yapılan herhangi bir “hayır” sadece o “hayır” için harcananı değil bütün haksız kazancı meşru hale getirir.
Bir suç örgütü lideri olan Sedat Peker’in güzellemesinin yapılmasını gazetecilik faaliyetleri içinde değerlendirmek mümkün değildir.
Memleket Türkiye değil “tuhaf”iye
25 Ocak 2026 Pazar 00:20Çiller ile Mehmet Şimşek benzerliği
18 Ocak 2026 Pazar 00:10“Deneyimli siyasetçi”
11 Ocak 2026 Pazar 00:20Partilere para, çok olan üyeden değil Hazine’den
04 Ocak 2026 Pazar 00:10“No news is good news”
01 Ocak 2026 Perşembe 00:45Kiliselerdeki günah çıkarma kabini: Konfesyonal
28 Aralık 2025 Pazar 00:05Erdoğan’a 2 yıl lazım
21 Aralık 2025 Pazar 00:30Erdoğan'ın planı: Seçim erken ama çok erken değil
14 Aralık 2025 Pazar 00:05Pratiğin kadar konuş
07 Aralık 2025 Pazar 09:05SEDAT BOZKURT | AKP’nin parti programı ve devlet pratiği
30 Kasım 2025 Pazar 00:05