SEDAT BOZKURT
9’uncu yılında Cumhurbaşkanlığı sisteminin bir öyküsü var mı?
SEDAT BOZKURT
Ülkeler için bazı tarihler bir milattır. Aynı zamanda bu tarihler birer kırılma notasıdır. Cumhuriyet tarihimizin 103 yılına hiçbir ülkenin tanıklık edemeyeceği kadar “milat” sığdırdık. 1950 seçimleri, 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 askeri muhtıra ve darbeleri birer milat ve aynı zamanda da kırılma noktalarıdır. Kendilerinin anlattığı gibi AKP’nin tek başına iktidara geldiği tarih 2002 milat değildir.
Cumhurbaşkanlığı sisteminin kabul edildiği 16 Nisan 2017 referandumu ise bir milattır ve aynı zamanda bir kırılma noktasıdır.
AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan her zamanki gibi bu cumhuriyet tarihinin en büyük kırılmasının yaşandığı günü sessizce geçiştirdi. Oysa “her şeyin çok iyi” olduğu bu sistem, en azından birkaç cümleyle hatırlanmayı hak ediyordu. Sessizliğe yatırılarak unutturulmaya çalışıldığına göre, burada işler yolunda gitmiyor demektir. Gitseydi, “algı yaratma ve yönetme” konusunda çok yetenekli olan AKP kadroları bunun üzerinde de tepinirlerdi. En azından İletişim Başkanlığı “Cumhurbaşkanlığı sisteminin 9’uncu yılında” diye büyük bir kampanya başlatarak başarı öykülerini anlatırdı. Anlatamıyorlar çünkü başarıyı bırakın, anlatacak öyküleri yok.
(Burada Mustafa Kemal Atatürk’ün 10’uncu yıl nutkunu hatırlamak yararlı olur.)
Sakat referandum
Unutmamak lazım: Cumhurbaşkanlığı sistemine geçiş referandumu, demokrasi ve hukuk açısından sakattır. En temel mesele, OHAL koşullarında, devleti elinde bulunduran siyasi yapının da taraf olduğu bir referandumun yapılmasıdır. Referandumun oylaması sürerken, yasanın açık hükmüne karşın, mühürsüz zarflardaki oyların geçerli sayılmasına YSK karar verdi. Ama vermemeliydi, çünkü veremezdi. Bunun için TBMM’de yasanın değiştirilmesi gerekirdi. Bu 2 temel mesele referandumun sakatlığını ortaya koymaya yeterlidir.
Referandumdaki kabul oylarına göre, her 2 seçmenden sadece birinin onay verdiği bir sistem olması da sıkıntılıdır. Böyle hayati bir sistem değişikliğine seçmenin yarısının onay vermemesi önemlidir.
(TBMM’de anayasa değişikliği için 3’te 2 çoğunluk aranıyor. Bu sayı bulunamadığı için referanduma gidilmişti. Bunun bir mantığı olmalıydı ve referandumda da bu çoğunluk aranmalıydı.)
Kaldı ki 1 Kasım 2015 seçimlerinde MHP ve AKP’nin toplam oyu yüzde 60 iken bu referandumda yüzde 50’ye gerilemiştir. Bu 2 partinin seçmeninin de yüzde 20’si sisteme hayır demiştir. Bunlar çok önemli verilerdir.
(2 yıl önce Erdoğan’ın karşısına aday çıkaran MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin büyük bir dönüş ile hem başkanlık sistemine hem de Erdoğan’a destek vermesi de yapılanın çok da sağlıklı olmadığının en önemli göstergelerindendir.)
Sistem sistemsizlik oldu
Cumhurbaşkanlığı sistemine geçildikten sonra güçler ayrılığı tamamen ortadan kalktı. Yasama ve yargı devlet hiyerarşisi içinde bürokratik yapılar halinde yürütmeye, yani tek başına, pratikte görüldüğü gibi Cumhurbaşkanı'na bağlandı. Seçmene karşı sorumluluğu olan bakanların oluşturduğu kurul ve bakanların ortak karar alma uygulaması ortadan kaldırıldı. Bakanlar, bürokrat gibi atandıkları için sorumlulukları sadece atayan makama karşı oldu. TBMM kendi başına yasama faaliyeti yapamadığı gibi denetleme görevini de yerine getiremiyor. Cumhurbaşkanlığı ofisi ya da onun ihtiyacı olan kararları alan yasaları çıkaran bürokratik bir yapı halinde. Bir cumhurbaşkanı kararnamesi ile pek çok turizm cenneti kent maden sahası ilan edilebiliyor. Yasamanın hemen hemen tüm işlevi yürütmeye geçmiş durumda.
İlk cumhurbaşkanlığı kararnamesi 10 Temmuz 2018’de yayımlandı. Bugüne kadar 185 cumhurbaşkanlığı kararnamesi yayımlandı. Bunların yarısından fazlası kendisinden önceki kararnameleri düzelten ya da düzenleyen kararnameler oldu. Yani sistem bir nevi “deneme yanılma” yöntemiyle yol almaya çalışıyor. Ama alamadığı ortada.
Bu sistem en çok zararı, devletin temeline zar zor ve hayli eksik yerleştirilmiş olan denetim mekanizmalarını ortadan kaldırarak vermiştir. Denetimsizlik devlet organlarına geniş bir keyfiyet alanı açmıştır. Yargı bunların başında gelmektedir. Uygulanmayan AYM kararları bu denetimsiz alanın en küçük bölümüdür.
(Gülistan Doku meselesinde görüldüğü gibi bu denetimsiz olma halinden yararlanan vali, oğlunun karıştığı öne sürülen cinayeti kapatmak için ne kadar rahat hareket ettiğini de ortaya koymaktadır. Bu örnekleri, çocuklarının ölümünün hesabını sormak için kendilerini parçalayan anneleri göz önüne getirerek çoğaltabilirsiniz.)
Okul kantininde veresiye defteri bir ilk
Sistemin ortaya çıkardığı ve unutulması istenen tablo gerçekten çok vahim. 2018’de mazotun litresi 5,6 liraydı. Şimdi 86,5 lira. 2018’de petrolün varili yıl ortalamasında 66 dolardı. 86’ya da çıkmıştı, 48’e de inmişti. Şimdi 2026 yılı ilk 3 ay ortalaması, İran’a saldırı dönemi de dahil, 85 dolar. İktidarın sık sık dile getirdiği “dış etkiler” masalına kimse inanmasın. Matematik burada; siyasetçiler her zaman doğruyu söylemez ama matematik söyler. 9 yılda mazot Türkiye’de 15,5 kat artmış. Mazotun üretildiği petrolün fiyatı ise sadece yüzde 29 artmış dünya piyasalarında.
Okul kantinlerinde veresiye defteri tutulması da ülkemiz açısından bir milattır. Aynı zamanda da ayıptır. Okula aç giden ve onlara bir öğün yemek veremeyen devlet, veresiye defterinde avuç içi kadar çocukların adını 10 lira borçlu olarak kantinlerde kayıt altına aldırdı.
TÜİK’in verilerine göre işsizlik yüzde 8 ama geniş tanımlı olanı yüzde 30. Son 4 yıldır esnaf ve ücretlilerin sayısı artmıyor. Son 4 yılda yüzde 3,4 büyüdük memleket olarak ama istihdam oranı yüzde 0,06 azaldı. SGK’ya bütçeden ayrılan pay 2025’te yüzde 3,9 ile en düşük orana sahip oldu. Bu oran 2019’da yüzde 4,9, 2020’de ise yüzde 5’ti.
Cumhurbaşkanlığı sisteminin kendine özgü yarattığı sorunların en can alıcı örneği enflasyon oranlarıdır. OECD ya da dünya sıralamasını vermeyeceğim; ortada daha can sıkıcı bir örnek var. Türkiye’nin bir biçimde yönettiği ve TL’nin kullanıldığı KKTC’de enflasyon yüzde 37,4. Hemen 50 metre yanı başındaki GKRK’de ise sadece 1,5. Bu arada Türkiye’de asgari ücret net 28 bin, KKTC’de ise 52 bin. Hemen hemen aynı enflasyon oranına muhatap olunmasına karşın ortada böyle bir fark da var. (KKTC’deki durumu uzun uzun tartışırız ama o ülkedeki para birimi TL olmasaydı ne olurdu diye de düşünelim.)
Mehmet Şimşek “dahi” mi?
2017 yılında bütçedeki faizin payı yüzde 8’di. 2026 bütçesinde 15,8. Sadece faiz gideri 2 katına çıkmış. Bunun bir de borcunu düşünün. 3 ayda 3 trilyon 360 bin lira vergi toplandı. Buna 3 ayda kesilen 150 milyarlık ceza gelirlerini de ekleyin. Miktar çok büyük. Ama yetmiyor: 3 aylık bütçe açığı 420 milyar lira.
2025 yılı bütçesinden inşaat yatırımlarına 148 milyar harcandı, eğitime ayrılan pay ise sadece 14 milyar lira. 2025’te yüzde 10 büyüyen inşaat sektörüne karşın yüzde 8 küçülen tarım sektörü. Domatesin reyonda 200 lira olmasının nedenini bu rakamlar hemen anlatıyor.
Bu ekonomik tablonun son 3 yılının mimarı Maliye Bakanı Mehmet Şimşek için ABD’nin Ankara büyükelçisi ve Suriye sorumlusu Tom Barrack, “Mehmet Şimşek bir dahi” demiş. Acaba hangi anlamda dedi? Kendisi emlakçı, bu nedenle söylemiş de olabilir. Ya da üstlendiği görev nedeniyle “kırılgan ekonomisi olan” ülkelere özel “ilgileri” olduğu için mi? Bunu bilemiyoruz. Ama enflasyonla mücadelenin tüm yükünü vatandaşa yükleyip devletin giderlerini artıran ama seçmen desteğinin de devam etmesini sağlayan bir ekonomik programın “deha” ürünü olduğunu da söylemek mümkün.
Barrack ayrıca Türkiye’nin “bölgedeki en önemli dinamolardan biri” olduğunu söylemiş. Yani, iktidarın yaymak istediği gibi “barışın anahtarı Türkiye” gibi abartılı bir tanımlama değil bu; diğerleri kimse onlardan biri gibi yani.
Tom Barrack’ın dile getirdiği “Müşfik monarşi” kavramı öylesine dile getirilmiş bir kavram olamaz. Atandığı günden bu yana dile getirdiği her düşünce, ABD’nin bugüne kadarki uygulamalarıyla örtüşüyor. Meşrulaştırdıkları “güç” gösterme meselesi de bugüne kadar destekledikleri yönetimler açısından bir çelişki taşımıyor. Tom Barrack bu ülkeye açık sözlü davranarak çok büyük bir iyilik yaptı aslında. İşlemeyen ve Türkiye’ye hayli zarar veren Cumhurbaşkanlığı sistemine “ülkesinin çıkarları icabı” sahip çıkarak toptan muhalefetle birlikte tüm yurtseverlerin neyi değiştirmesi gerektiğini açık bir biçimde gösterdi...
Not: 10 ay önce cumhurbaşkanlığı sistemine geçilmesinin yine sessizce geçiştirilmesi nedeniyle yazdığım yazıyı da sizlerle paylaşıyorum. Sadece 10 aylık dönemi kıyaslamanız bile “olmamış ve olmayacak” halini görmeniz için yeterli olacaktır.
Ara seçim mi, seçimlerin zamanında yapılması mı?
12 Nisan 2026 Pazar 00:20Erken seçimin tarihine kim karar verecek?
05 Nisan 2026 Pazar 00:20Memleketin meselelerini hangi parti çözer?
29 Mart 2026 Pazar 00:15En iyi öğretmen tarihtir, eski Türkiye yani
22 Mart 2026 Pazar 00:15Erdoğan’ın iktidardaki 23 yılı
15 Mart 2026 Pazar 00:20“Zombi”leşme hali…
08 Mart 2026 Pazar 00:30Anayasa’ya uyulmayan memlekette Anayasa tartışmaları ve Öcalan’ın açıklaması
01 Mart 2026 Pazar 00:10Siyasette ittifak arayışları: Tercih değil zorunluluk
22 Şubat 2026 Pazar 00:20MHP'nin devletle imtihanı... Bakan arayan Cumhurbaşkanı
15 Şubat 2026 Pazar 00:05Erdoğan’ın, Bilal Erdoğan’lı planı
08 Şubat 2026 Pazar 00:05