“AKP Genel Müdürlüğü”

SEDAT BOZKURT

Demokrasiler kolayca inşa edilip yine kolayca muhafaza edilecek rejimler değildir. İnsanlık binlerce yıldır bunun mücadelesini veriyor. Ve gelinen yer de ortada. Herhangi bir kriz anında ilk fire demokrasiden veriliyor ve devamı da her alandan geliyor. Ekonomiler kötüleşiyor, insan hakları ve özgürlükler sınırlandırılıyor.

Dünya, hâlâ demokrasi denemeleri yapıyor. Arayış devam ediyor yani. Macaristan’da Victor Orban’ın sandıkta kaybetmesiyle “sandık üzerinden kurulan” demokrasi savunucuları hemen umutlandı. Umutlarını kırmak istemem ama o sandığın nerede ve hangi koşullarda kurulduğu çok önemli. Yoksa sandığa giren oy ile çıkan oyun bile farklı olduğu tablolar “sandık üzerinden kurulan demokrasilerde” çok yaşandı.

Demokrasi çıtası hayli yüksek ülkelerin pek çoğunda krallık var. Bu gibi durumlarda hep aklımıza İngiltere gelir. Ama İngiltere, Avrupa’da yalnız değil. Örneğin, İsrail’e karşı tutumu ile dünyadaki desteği hayli artan İspanya Başbakanı Sánchez’in memleketinde de krallık var. Hollanda, Belçika, İsveç, Norveç ve Danimarka’da da krallıklar varlığını sürdürüyor. Bir başka dünya devi Japonya’da da krallığın bir türü olan imparatorluk hâlen devam etmektedir.

İngiltere kralını, sembolik de olsa devlet başkanları gibi kabul eden ülkelerin sayısı 14’tür ve bunların arasında demokrasi çıtası hayli yüksek olan Kanada, Yeni Zelanda ve Avustralya da bulunmaktadır.

Bu ülkelerin tamamında işleyen parlamenter demokrasi vardır.

Bu ülkelere demokrasi bir günde gelmedi, bu yolculuk binlerce yıl sürdü. Demokrasinin ilk ev sahipliğini ise Anadolu yapmıştır. Buradaki tarihsel yerleşimlere baktığınız zaman hemen hemen hepsinde bir ortak karar alma mekânı, düzeni görebilirsiniz. Bunların bir kısmı parlamento yapıları bir kısmı da antik tiyatrolardır. Keçilerin bile zor çıktığı tepelere bu ortak karar alma mekanlarını, o günün zor koşullarında inşa edenlerin ürünüdür, bugün o ülkelerdeki demokrasi. Ya da böyle başlamıştır bugün de devam eden demokrasi mücadelesi.

Demokrasinin kurumsallaşması ile ülkelerin ekonomik durumu her zaman paralel yol almıyor. Bu ülkelerin sahip olduğu kaynaklarla da ilgili. ABD dolarından değerli parası olan ülkelerin başında Kuveyt geliyor. Onu Bahreyn, Umman, Ürdün izliyor. Bu ülkelerin para birimi, dolardan değerli olan İngiliz Poundu, İsviçre Frank’ı ve Euro’dan da daha değerli.

(80 bin nüfuslu küçücük Cayman Adası’nın para birimi de Dolar’dan kıymetlidir. Bu da dünya finans piyasalarının ne aradığı sorusuna yanıttır aynı zamanda; denetimsizlik)

Demokrasiyi inşa etmek için oluşturulan planlardan sapmamak lazım. Osmanlı parlamenter sistemi denemeye çalıştı ama hemen vazgeçti. Anayasaya dayalı bir parlamenter sistem için çok geç kalan Osmanlı ilk denemesini de sadece 1 yıl için yaptı, sonra buna da 30 yıl ara verdi. Osmanlı’nın en önemli geri kalış nedeni, matbaa, top, tüfek değil demokrasi eksikliğidir. Bu eksikliği gören Mustafa Kemal’in hem Kurtuluş Savaşı’nı hem de Cumhuriyet’in kuruluşunu hep kongre ve meclislerle yönetmesinin nedeni de budur. Oluşma biçimi demokratikse, demokrasilerin en önemli taşıyıcı kolonu parlamentolardır. Burası artık binlerce yıllık deneyimle netleşmiştir. Kral, imparator, başkan da olsa parlamenter sistem demokrasiyi işletebiliyor. Türkiye’deki eksiklik de net bir biçimde işte tam burada ortaya çıkıyor.

2010 referandumu bir başlangıçtır

Türkiye Cumhuriyeti’nin en büyük kırılması 12 Eylül 1980 darbesi ile yaşanmıştır. Bunu, seçilmiş bir başbakanı asan 27 Mayıs 1960 darbesi ile kıyaslamak da doğru değildir. 27 Mayıs’ın verdiği hasarın ve yarattığı tortuların, yaptıkları anayasanın demokratik niteliği nedeniyle atılması çok zaman almamıştır. Ama 12 Eylül yaptığı anayasa ile kalıcı hale gelmiştir. Bugün yaşanan olumsuzlukların tamamı 12 Eylül ürünüdür.

Son yazımda Türkiye’de, cumhurbaşkanlığı sistemine geçiş için 16 Nisan 2017’de yapılan referandumu bir kırılma noktası olarak değerlendirmiştim. Önemli bir kırılma noktası olmasına karşın, aslında tamamlayıcı bir özellik de taşıyormuş. 12 Eylül 2010 referandumu, Fethullah Gülen’in “mezardakileri de kaldırın, oy kullansınlar” dediği o ünlü “yetmez ama evet” referandumunun tamamlayıcısıdır: 16 Nisan 2017 referandumu. Bugün, olumsuz verileri ortaya koymak için kronometreyi hep cumhurbaşkanlığı sistemine geçişten başlatıyoruz. Eksik kalıyor böyle yapınca.

Bugünkü araçsallaştırılmış yargının ilk temeli o referandumla atıldı. O referandumdaki seçenekler arasında “rafine hukuk devleti, bağımsız yargı” inşa etmek yoktu, yüksek yargıdaki sayısal çoğunluğu ele geçirerek iktidar faydasına kullanmak vardı. Öyle de oldu. Burada iş birliği yapılan, omurgası din olan cemaatin de AKP’nin de farklı “niyetlerle” hareket ettiklerini zaman içinde de gördük.

2010 yılında enflasyon oranında dünyada 60’lı sıralardaydık. Şimdi 5’inciyiz. Faiz oranında 50’inci sıralardaydık şimdi onda da ilk 5’teyiz. Kira artışında dünya ortalamasından ilk sıraya geldik. Ev sahibi olma zorluğunda da aynı “başarıyı” yakaladık. Sefalet endeksinde de 60’lı sıralardan bugün ilk 5’e yükseldik. Demokrasi endeksinde 89’unculuktan 102’nciliğe, hukukun üstünlüğü endeksinde 60’lardan 118’inciliğe, basın özgürlüğünde 138’incilikten 163’üncülüğe, yolsuzluk algı endeksinde 56’ncılıktan 124’üncülüğe gerilemişiz. 2010 yılında cezaevlerindeki toplam mahkûm sayısı sadece 120 bin 814’dü. Bugün kapasitesinin 109 bin üstünde 403 bin 414 kişi var. Bu artışın nüfus artışıyla ilgisi olmadığını belirtmeye sanırım gerek yok. AİHM’e 2010’da Türkiye’den yapılan başvuru toplamı 15 bin 200’dü. 2016’da bu sayı 58 bin 950’dir. 2010’da Türkiye’den başvurular mahkemenin mesaisinin yüzde 11’ine denk geliyordu şimdi ise yüzde 38’ine. Mahkeme artık Türkiye ile ilgili ihlal kararlarını toplu vermeye başladı.

Yüksel Yalçınkaya kararı olarak adlandırılan ve pilot karar olarak görülen kararın aynısından bu yıl 2260 ihlal kararı verildi. Bütün bu dosyalar, prosedür gereği, son yaptığı konuşmada hukuken söyleyecek bir şey bulamayınca “İslami referanslarla” durumu kurtarmaya çalışan AYM Başkanı’nın görev yaptığı kurumun da denetiminden geçmişti.

(AYM’nin görmediği ama AİHM’in gördüğü “hak ihlali” kararlarını şimdi nasıl değerlendirmek lazım; hukuki mi dini mi?)

Kişi başı milli gelirde ise 2010 yılında 80’inci olan sıralamamız şimdi 66. Burada ilerleme var. Bunun nedenlerini uzun uzun tartışırız. Ama 2010 referandumunu içinde barındırmayan hiçbir analiz tam sayılmaz. Sonraki gelişmelere bakıldığı zaman yukarıdaki tabloyu da buna eklediğinizde mesele hemen yerli yerine oturuyor.

Devlet kurgusunda bir parti

AKP 14 Ağustos 2001 yılında kuruldu. Bu yıl çeyrek asırlık bir parti olacak ve bunu kutlamaya hazırlanıyor. Bu çeyrek asrın 24 yılını iktidarda geçirdi AKP. İktidar dönemini hiç hatırlatmak istemiyor seçmenine, bunu hep geçiştiriyor.

Türk siyasi tarihinin 10 yıllarca tartışacağı bir partidir AKP. Bu tartışmalarda muhtemelen olumlu bir taraf bulamayacaklar. Çünkü yok ve olmayacak da. AKP’nin, resmi olarak 74 kişi ve ayrıca 59 milletvekilinden oluşan kurucu kadrosundandan bugün fiili olarak parti içinde olan isim sayısı 20 ya da 30’u geçmiyor. “Kurucu 4’lü” olarak adlandırılan isimlerden sadece Recep Tayyip Erdoğan bugün fiilen partide ve yönetimdedir. Abdüllatif Şener, kurduğu partiye muhalefet etmek için parti kurdu. Abdullah Gül parlamenter sisteme dönebilmek için Erdoğan’ın karşısına muhalefetin ortak adayı olarak çıkacaktı, son anda vazgeçti. Bülent Arınç, AKP’nin içinde olsa da iktidarın eylemlerine açık ve ciddi muhalefet ediyor.

Bugün halen AKP’ye en sert muhalefeti yapan parti programını yazan 11 kişilik listeden sadece Hüseyin Çelik resmen parti üyesi ama o da iktidarın en ciddi eleştirmeni. AKP bugün kurulduğu günkü parti değildir, tamamen değişmiştir.

Devlet içindeki vesayet kurumlarına itiraz ederek iktidar olan AKP bugün devlet hiyerarşisindeki bir bürokratik yapı, genel müdürlük halindedir. Bu çok dramatik bir tablodur demokratik ve sivil siyaset açısından.

Bu tezimin en önemli kanıtı birkaç gün önce yapılan Ekonomik Koordinasyon Kurulu toplantısındaki fotoğraf karesidir. Karede ilgili bakanlar ve devletin bürokratlarıyla birlikte AKP TBMM Grup Başkanı ve 3 AKP Genel Başkan Yardımcısı vardır. AKP, devletin ekonomi ile ilgili bir kurumu mudur? Niye oradadır AKP kimlikli isimler? Güvenlikle ilgili toplantıların tamamında da AKP Genel Sekreteri ya da AKP Genel Başkanvekili toplantılara girmektedir. Bu fotoğraf karelerine göre AKP devletin hiyerarşisinde yer alan bir kurum halindedir. Yıllarca tek parti dönemine “parti devleti” eleştirisi getiren muhafazakâr sağ siyaset için de gelinen nokta hayli hüzün vericidir.

(O dönem CHP il başkanları vali olmadı, valiler CHP il başkanı oldu. Parti devlete atama yapmadı yani devlet partiye atama yaptı. Bu da 3 yıl sürdü.)

Görevden alınan ve yerlerine kayyım atanan Ahmet Türk ve Ahmet Özer’in belediye başkanlıkları görevlerine iade edilecekleri “müjde” olarak paylaşıldı.

10 yıldır cezaevinde olan Osman Kavala’nın durumunu yapay zekaya sorun Türkiye’deki geçerli mevzuat ile birlikte. Niye tutuklandığına yapay zekanın da aklı yetmiyor. Hukuk devletleriyle kıyasladığında ise tutuklanması bile imkânsız diyor yapay zekâ. Diğerlerini de siz deneyin.

İhlas Holding CEO’su hakkında “Epstein” ile ilgili haberlere “milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması” için erişim yasağı getirildi. Aynı gerekçeyle bir yasak da Çinli bir firmaya bakır yerine mermer gönderen İsviçre merkezli bir firma için de yargı tarafından getirildi.

2001 yılı anketlerine göre ordu kurumuna güven yüzde 89’dan 2026’da yüzde 30’a, yargıya güven yüzde 75’den yüzde 4’e, cumhurbaşkanlığına güven yüzde 70’den 15’e düşmüş.

AKP’nin 25 yıllık karnesi işte tam da budur. Ben de merakla bekliyorum neyin, nasıl kutlanacağını?

Sedat Bozkurt, Gazi Üniversitesi Basın-Yayın Yüksek Okulu gazetecilik bölümü mezunu. Mesleğe Günaydın Gazetesi’nde başladı. 38 yıllık gazetecilik serüveninde ANKA Haber Ajansı, Yeni Yüzyıl, TV 8, Yeni Bin Yıl, ATV, Birgün Gazetesi ve Fox TV’de, muhabirlik, yazarlık, haber müdürlüğü ve temsilcilik görevlerinde bulundu. Bir dönem Bilkent Üniversitesi’nde genel gazetecilik, 7 yıl da Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde “medya ve toplumsal temsil ile yurttaş gazeteciliği” derslerini verdi. Halen UM-AG’da gazetecilik dersleri veriyor.

Mesleki alanda pek çok ödül aldı. Meslek örgütlerinde çeşitli yöneticilik görevleri üstlendi. ÇGD, VAVEK, PMD ve Gazeteciler Cemiyeti üyesidir. Yayınlanmış çok sayıda politik makalesi ile birkaç öyküsü bulunmaktadır. Deneyimli bir Ankara gazetecisidir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
SEDAT BOZKURT Arşivi

“Zombi”leşme hali…

08 Mart 2026 Pazar 00:30