ALİN OZİNİAN
Selam!
ALİN OZİNİAN
Ayrılığın dağınıklığına ve ağırlığına inat, hafiftir başlangıçlar. Henüz hiçbir şey kırılmamış, hiçbir şey eksilmemiştir. Mümkünler denizinin sularına rengârenk yelkenliler indirmek gibidir başlamak.
İhtimallerle doludur her yeni eşik; coşkuyla, umutla, merakla, biraz da çekingenlikle. Ve o yeni kapı aralanırken, ilk kez selam veriyormuşçasına heyecanlanır insan.
Bazı kelimeler bir hitap olmanın ötesinde bir niyettir. Bir varlık beyanıdır: “Buradayım” demenin en sade, en güzel, en ışıklı hâli.
Selam da böyledir bana göre; yalnızca başlatmaz, devam etmenin de yolunu açar.
Bazen “Seni görüyorum” diyen zarif bir itiraf, bazen “Sen de beni gör” diye fısıldayan ürkek bir teklif olur.
Bir hatırlamadır selam; insanın insana hâlâ ulaşabileceğine dair iddiasız ama kolay sönmeyen bir inançtır. Kimi zaman bir yabancının yüzünde mahcup bir aydınlık gibi belirir, nadiren de ilk anda tanıdık gelen bir sesin içinde çoğalır, genişler.
Selam, yalnızca bir kelime değil; bir temas arayışıdır. Belki de bu yüzden selam vermek cesaret ister. Her selam, bir yüreğe varma ümidi kadar cevapsız kalma ihtimali de saklar. Yine de selam verir insan, çünkü yeniden başlamak ister.
Selam, öyle basit, öyle geçiştirilecek bir şey değildir; ne veren, ne de alan için.
Bazen bir selamla sadece ümidini değil, kendini de uzatır karşısındakine insan. Selam verirken yalnızca sesi duyulmaz, incinebilir yanı da görünür.
Belki de bu yüzden bazı selamlar hafızada uzun kalır; cevabından çok, cevapsızlığından.
Her selam yerini bulmaz. Bazen duyulmaz, bazen görülmez. Karşılıksız kalan yalnızca bir sesleniş değildir; insanın içinden çıkıp karşısındakine varmak isteyen parçası asılı kalır havada.
Verdiğiniz selamı her seferinde umduğunuz gibi alamazlar. Hayal ettiğiniz gibi saramaz, en kıymetli yerlere saklayamazlar onu. Yere düşer gözünüzün bebeği selamınız; kırılır, dağılır, bütün renklerini kaybeder.
Ne olursa olsun selam vermekten vazgeçmez insan; dünya ile arasındaki o ince bağı tümüyle koparmaya razı olmaz. Eğilir, toplar selamının kırılan parçalarını yerden, cebine doldurur. Renklerin tekrar parlayacağını bilir ve yeniden selam vereceği günü bekler.
Ve o gün mutlaka gelir.
İngiltere’de siyaset bilimi alanında doktora yapan bir arkadaşım uzun süredir İran’a yolculuk yapmak istiyordu. Konferans, toplantı, çalışma imkânı kovalıyordu. Hatta hepimiz onun için uygun bir fırsat arıyor ama bir türlü yakalayamıyorduk.
Geçen baharın son sabahlarından birinde aradı beni. Günaydın dedi ve anlatmaya başladı.
Birkaç gün önce, aldığı bir kitabı iade etmek için üniversitesinin Farsça Bölümü sorumlusunun kapısını çalmış.
Farsça “selam” deyip girmiş İngiliz hocasının odasına. İçeride misafiri olduğunu görünce sohbeti uzatmamış; yine Farsça “Khodâ Hâfez”, yani “Allah’a emanet” diyerek çıkmış.
Kahvesini alıp kafeteryada kendi başına oturuyormuş ki hocanın odasında gördüğü misafir yaklaşmış masasına. İngilizce yaptıkları kısa sohbette, misafirin İran’daki devlet üniversitelerinden birinde hoca olduğunu anlamış. Hoca, üniversitesinde yakında bir konferans olacağını söyleyip arkadaşımızı davet etmiş.
Anladığımız kadarıyla, İranlı olmayan bir öğrencinin Farsça selamı, İranlı hocanın dikkatini çekmiş, gönlünde de güzel bir yer açmış. Sonra duyduğuma göre hem güzel bir İran gezisi gerçekleşmiş hem de aralarında kalıcı bir bağ kurulmuş.
O telefonun geldiği sabah, Doğu Ermeni şiirinin en önemli isimlerinden Paruyr Sevak’ın Selam şiiri ve selamın gücü gelmişti aklıma. Aynı gece Sevak’ın Barev’ini, yani Selam’ını Türkçeye çevirmeye çalışmıştım.
Ermenicede selamlaşmanın kökü, tıpkı Türkçede olduğu gibi, “iyi olma” fikrine dayanır. Dilbilimci Hrachia Acharian’ın etimolojik çalışmalarında işaret ettiği üzere, բար (bar) kökü “iyi” anlamına gelir; բարի (bari) bu kökün sıfat hâlidir, բարև (barev) ise aynı kökten türeyen bir selamlama biçimidir.
Arapçada ise selam, S-l-m (س-ل-م) kökünden gelir; barış, esenlik, güvenlik ve bütünlük anlamlarını taşır. Aynı kökten türeyen selamet de bu anlam alanını paylaşır. Bu tek kelime, özünde aynı niyeti taşır: karşındakine iyi olanı, huzuru ve esenliği dilemek.
Sevak’ın düşlediği dünya ve düzen belki bize hâlâ çok uzak. Ama selamın taşıdığı imkân, o kadar uzak değil.
Bu vesileyle selam Kısa Dalga okuruna.
Selam!
Hüviyetimi gösterir, hikâyemi anlatır ya da dilekçe yazar gibi
Tek bir kelime dilimde — Selam!
İsterdim, çok isterdim ki bu kelime gerçek bir kimliğe dönüşsün.
Tüm dünyada, herkes için
Ve isterdim, çok isterdim ki
Yeni ve gerçek bir sihir olsun tüm kapıları açan
Selam deseydin trene, vapura hatta uçağa ve içeri girseydin
Bilet saysalardı selamını!
Selam verseydin tanımadığın kadına ve o an sevseydi seni
Ya da bağışlayıcı bir gülümsemeyle “Gönlümde başkasının selamı var” deyiverseydi
Selam deseydin masmavi gökyüzüne ve ansızın yağmur yağsaydı… eğer lazımsa yeryüzüne
Selam deseydin suskun toprağa ve ekinler coşuverseydi bir solukta
Selam deseydin ölüme bile ve anlasaydı gelmekte acele, hem de çok acele ettiğini…
Selam, gerçek ve yeni bir “Açıl Susam Açıl” olsaydı!
Selam verseydin ayıya ve çocuklar için oyuncağa dönüşseydi oracıkta
Ne kurulan ne de bozulan, güzel bir oyuncağa
Böylece yılan yaşlıların elinde bastona, timsah ise oyuncak dolabına dönüşürdü
Vahşi geyik de duvar askısına
Fırtına, sahnedeki dans topluluğu olurdu
Ve insan gerçekten insanlaşırdı
İmkânsız yok dünyada, aramızda selamet dolaşınca
Bizim dilimizde selam oldu bugün
Hüviyetimi gösterir, hikâyemi anlatır ya da dilekçe yazar gibi
Selam sana! Selam size! Tanıdık, tanımadık canlarım
İmkânsız mümkün olsun artık
Tüm dünyada ve hepimiz için
Mümkün olsun yarın ve işte tam şu an
Mümkün olsun tek bir kelime ile: Selam
— Paruyr Sevak / Kasım 1964
Alin Ozinian, İstanbul'da doğdu. Uluslararası İlişkiler ve Doğu Bilimleri–Türkoloji eğitimi aldı. Türkiye-AB ilişkileri, Güney Kafkasya siyaseti ve Türkiye'de azınlık hakları alanlarında çalıştı.
Türkiye-Ermenistan İş Geliştirme Konseyi'nde Basın Sözcüsü, International Alert'te Kafkasya Bölgesi Koordinatörü, Civilitas Vakfı'nda Türkiye Bölümü Genel Sorumlusu ve Armenian Assembly of America'da Doğu ve Kafkasya Uzmanı olarak görev yaptı.
Uzun yıllar Türkiye-Ermenistan ilişkileri, iki halk arasında uzlaşma, demokratikleşme ve bölgesel meseleler üzerine yürütülen projelerde yer aldı; çok sayıda rapor ve analize imza attı. "Türkiye'deki Kaçak Çalışan Ermenistanlı Kadınlar" başlıklı çalışması, AB'nin "Göçmen Çalışmaları" ödülüne layık görüldü.
Makaleleri Türkiye, Ermenistan ve uluslararası basında yayımlanan Ozinian, çeşitli Ermenice edebi eserlerin Türkçeye kazandırılmasına da katkı sundu. ViaTV'de dış politika ve Türkiye gündemine odaklanan programlar hazırlamakta; güncel siyasi gelişmeleri uzman konuklarla birlikte değerlendirmektedir.