TÜİK verileri ve maaş zamları

HASAN AYDIN

TÜİK, günlerdir tartışılan Haziran ayı enflasyon verilerini 3 Temmuz’da açıkladı. TÜİK verilerine göre Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) yıllık 32.11, aylık ise yüzde 0,99 oranında arttı. Bağımsız akademisyenlerden oluşan Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) ise aynı dönem için yıllık enflasyonu yüzde 51,49, Haziran ayı enflasyonunu ise yüzde 1,94 olarak açıkladı. Böylece TÜİK ile ENAG arasında uzun süredir devam eden enflasyon verisi makası kapanmadı, aksine tartışmalar yeniden alevlendi.

TÜİK’in ürettiği veriler, ekonomi, sosyal politika, eğitim, sağlık ve kamu yönetimi başta olmak üzere birçok alanda temel referans olarak kullanılmaktadır. Ancak özellikle son yıllarda çalışanların ve emeklilerin maaş artışlarının TÜİK’in açıkladığı enflasyon verisine endekslenmesi, kurumun açıkladığı rakamları çok daha kritik hale getirmiştir.

Bununla birlikte, TÜİK’in enflasyonu belirlerken kullandığı mal ve hizmet sepetinde yer alan ürünlerin güncelliği, çeşitliliği ve toplumun gerçek tüketim alışkanlıklarını ne ölçüde yansıttığı konusunda kamuoyunun ciddi soru işaretleri bulunmaktadır.

Vatandaşın günlük yaşamda hissettiği hayat pahalılığı ile açıklanan resmi enflasyon arasındaki fark büyüdükçe, meslek örgütleri, sendikalar, emekliler ve muhalafet partileri de TÜİK verilerine yönelik eleştirilerini arttırmaktadırlar.

Veriler maaş zamlarını belirleyen bir araç mı?

Emekçiler ve emekliler açısından bir refah paylaşımı göstergesi olmaktan uzaklaşan TÜİK verilerinin, maaş zamlarını kontrol altında tutmanın ve ekonomiyi olduğundan daha olumlu göstermenin bir aracına dönüştürdüğü yönünde güçlü eleştiriler yapılmaktadır.

Bugün gıda, yakıt, kira, elektrik, sağlık ve ulaşım harcamaları vatandaşın bütçesinde en büyük yük haline gelmiştir. Öyle ki tarım ürünlerinin tarla ve bahçedeki fiyatı ile market raflarındaki fiyatı arasındaki fark, bazı ürünlerde yüzde 379’a kadar çıkmıştır. Böylesine ağır bir hayat pahalılığı yaşanırken özellikle maaş zamlarının belirlendiği Aralık ve Haziran enflasyonu verileri, gerçek enflasyon oranlarından uzaktır. Bu aylarda iktidar yanlısı bazı sosyal güvenlik uzmanları ve ekonomistler çoğunlukla son beş aylık enflasyon verileri ve hükümet yetkililerinin açıklamalarını öne çıkararak kamuoyu oluşturmaya çalışmaktadırlar.

Öte yandan, TÜİK’in resmi verileri açıklayacağı tarihlerden önce maaş artışı ve ara zam taleplerini dile getiren emekçilerin ve emeklilerin büyük katılımlı olmayan eylemleri de ne yazık ki hükümet üzerinde beklenen etkiyi de sağlayamamaktadır.

Toplu sözleşmenin bedelini kim ödüyor?

Kamu çalışanlarının 8. Dönem Toplu Sözleşme görüşmelerine yetkili sendika olarak katılan Memur-Sen’in, görüşmeler süresince kamu çalışanları lehine gerçek anlamda mücadeleci bir tutum sergilemediği yönündeki eleştiriler bugün çok daha görünür hale gelmiştir. O dönem danışıklı dövüş olarak nitelendirilen toplu sözleşme anlayışının olumsuz sonuçları, açıklanan maaş zamlarında açık biçimde ortaya çıkmaktadır.

TÜİK’in açıkladığı enflasyon verilerine göre memur ve memur emeklileri, altı aylık enflasyon farkı ile yüzde 7’lik toplu sözleşme zammı dahil toplamda yüzde 13,52 oranında zam alacaklar. SSK ve Bağ-Kur emeklilerinin maaş artışı ise yüzde 17,76 olurken, memur ve memur emeklilerinin maaş artışı diğer emekliler göre yüzde 4,24 oranında daha düşük olacaktır.

Oysa bu yılın Ocak ayında tam tersi bir tablo yaşanmış; memur ve memur emeklileri yüzde 18,60, SSK ve Bağ-Kur emeklileri ise yüzde 12,19 oranında maaş zammı almıştı. Emekliler arasında sürekli değişen ve maaş artışında adaletsizlik yaratan bu uygulamanın yapılacak yeni düzenlemeler ile kaldırılması gerekmektedir.

Açlık sınırı ile maaşlar arasındaki uçurum

Türk-İş’in Haziran 2026 verilerine göre dört kişilik bir ailenin aylık gıda harcaması (açlık sınırı), 35 bin 759 liraya, yoksulluk sınırı ise 116 bin 478 liraya ulaşmıştır.

Emeklilerin, işçilerin ve asgari ücretlilerin maaşları, Ocak 2026’dan bu yana yüksek enflasyon karşısında hızla erimiştir. En düşük emekli maaşı bu yılın başında yapılan yasal bir düzenlemeyle 20 bin liraya yükseltilmiştir. Bu miktarın 23 bin 552 liraya çıkarılması planlanmaktadır.

DİSK-AR’ın Enflasyon Haber Bülteni’ne göre Haziran 2026 itibarıyla en düşük emekli aylığı 3 bin 552 lira, asgari ücret ise 4 bin 986 lira reel değer kaybetmiştir. En düşük memur emeklisi maaşı 27 bin 772 liradan 31 bin 527 liraya yükselirken, asgari ücrete ise herhangi bir ara zam yapılmamıştır. Temmuz ayında uygulanacak kira artışının tavan oranı yüzde 32,03 olurken, en düşük memur maaşı da 70 bin 258 liraya yükselmiştir.

“Ücret artışlarının enflasyona neden olduğu” söylemiyle maaşların sürekli baskılanmasını savunan anlayış, gelecekte emekçilerin ve emeklilerin insanca yaşayabilecekleri gelir düzeyine ulaşmalarının önündeki en büyük engellerden biri haline gelmiştir.

TÜİK’in kağıt üzerinde yüzde 0,99 olarak açıkladığı Haziran ayı enflasyonu, sonuç olarak milyonlarca memurun, işçinin ve emeklinin mutfağındaki yangını söndürmeye yetmemektedir. Resmi İstatistikler ne söylerse söylesin, vatandaşın çarşı pazar faturalarında karşılaştığı ekonomik gerçek değişmemektedir.

Hayat pahalılığı, açıklanan verilerin çok ötesinde ağır bir şekilde hissedilmeye devam ederken maaş artışlarının yalnızca resmi enflasyon rakamlarına göre belirlenmesi, sosyal adalet tartışmalarını da derinleştirmektedir. Yaşanan somut durumla uyuşmayan enflasyon oranları, vatandaşın sofrasında her geçen gün daha görünür hale gelmektedir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
HASAN AYDIN Arşivi

Plaka uygulamasında yaratılan mağduriyet

01 Nisan 2026 Çarşamba 05:30