2026 YKS sonuçları 1: Eğitimde fırsat eşitsizliğinin göstergesi

HASAN AYDIN

20-21 Haziran 2026 tarihlerinde üç ayrı oturumda gerçekleştirilen Yükseköğretim Kurumları Sınavı 'nın(YKS) sonuçları 21 Temmuz Pazartesi günü açıklandı. Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) tarafından açıklanan verilere göre sınava başvuran 2 milyon 425 bin 627 adaydan 2 milyon 255 bin 76'sı Temel Yeterlilik Testi' ne( TYT), 1 milyon 433 bin 113'ü Alan Yeterlilik Testi ‘ne(AYT), 143 bin 270 ' i ise Yabancı Dil Testi' ne (YDT) katıldı.

Sınav sonrasında AYT Türk Dili ve Edebiyatı - Sosyal Bilimler -1 testindeki 20 numaralı soru ÖSYM tarafından iptal edilirken, Matematik testindeki 23 numaralı soru ise yargı kararıyla geçersiz sayıldı.

Açıklanan sonuçlara göre TYT' de 5,AYT' de 3 ve YDT' de 5 aday birincilik elde etti. Türkiye birincileri den 10' unun İstanbul'dan çıkması, eğitim olanakları bakımından bölgeler arasındaki farklılıkları yeniden gündeme taşıdı.

Dikkat çeken bir başka veri ise sıfır puan alan aday sayısındaki artış oldu. 2025 yılında 40 bin 818 olan bu sayı, 2026 yılında 67 bin 87 ' ye yükseldi. Bu artış yalnızca bireysel başarısızlık olarak değerlendirilemez; eğitim sisteminin yapısal sorunlarını ve fırsat eşitsizliklerini de gözler önüne sermektedir.

Adaylar sonuçlarını ÖSYM' nin internet sitesi üzerinden öğrenirken, tercih sürecine esas olacak 2026 Yükseköğretim Programları ve Kontenjan Kılavuzu da ön bilgi amacıyla erişime açıldı. Kılavuzda üniversitelerin ön lisans ve lisans programları ile kontenjan bilgilerine yer verildi. 2026 YKS sonuçlarına göre tercihler, 29 Temmuz - 10 Ağustos tarihleri arasında yapılacak.

YKS, sadece öğrencilerin bilgi düzeyini ölçen bir sınav değildir. Aynı zamanda Türkiye'deki eğitim sisteminin güçlü ve zayıf yönlerini, ekonomik eşitsizlikleri, sosyal adaletsizlikleri ve yükseköğretim planlamasında ki eksiklikleri de ortaya koyan önemli bir göstergedir.

Milyarlarca liralık sınav ekonomisi

YKS, Türkiye' de yıllar içinde yalnızca bir üniversite giriş sınavı olmaktan çıkmış, beraberinde milyarlarca liralık dev bir eğitim sektörünü de oluşturmuştur.

Bugün ülke genelinde sayıları üç bini aştığı tahmin edilen özel öğretim kurs merkezleri, yayınevleri, kitap ve soru bankası hazırlayan kuruluşlar, deneme sınavı organizasyonları, dijital eğitim platformları, özel ders sektörü, tercih danışmanlığı hizmetleri ve vakıf üniversitelerinin tanıtım kampanyaları büyük bir ekonomik alan meydana getirmektedir.

Bu sektörün en önemli finansman kaynağı ise öğrenciler ve aileler

Her yıl olduğu gibi bu yılda binlerce aile, kendi çocuklarının üniversiteye yerleşebilmesi için ekonomik imkânlarını sonuna kadar zorladı. Pek çok veli, temel ihtiyaçlarından tasarruf ederek çocuklarını dershanelere gönderdi, özel ders aldırdı, deneme sınavlarına kayıt yaptırdı ve çok sayıda yardımcı kaynak satın aldı. Eğitim harcamaları, birçok aile için zorunlu bir yatırım haline gelmiş oldu.

Ancak aynı olanaklara sahip olmayan dar gelirli ailelerin çocukları, bu yarışa çok daha geriden başlamak zorunda kaldılar . Maddi nedenlerle özel ders alamayan, yeterli miktarda kaynak kitaba ulaşamayan veya dijital eğitim platformlarından yararlanamayan öğrenciler, tüm bireysel gayretlerine rağmen sınava dezavantajlı koşullarda hazırlandılar.

Başarı ile ekonomik olanaklar arasındaki ilişkinin giderek güçlenmesi, eğitimde fırsat eşitliği ilkesinin sorgulanmasına neden olmaktadır. Yıllardır tartışılıp konuşulmasına rağmen bu eşitsizlikleri azaltacak kalıcı ve kamusal bir model geliştirilememiştir.

Sonuç olarak yüz binlerce genç aldıkları düşük puanlarla hayalini kurdukları üniversite ve bölümlere yerleşemeyecektir.

Daha da önemlisi, bir kaç kez sınava girip istediği başarıyı elde edemeyen bazı öğrenciler, ailelerinin ve yakın çevrelerinin psikolojik baskısıyla yalnızca bir üniversite diploması alabilmek amacıyla mezuniyet sonrasında iş bulma olanağı oldukça sınırlı olan programları tercih etmek zorunda kalacaktır.

Yükseköğretim sadece üniversiteye girişten ibaret değil

Üniversite tercihi, gençlerin yaşamlarında verecekleri en önemli kararlarından biridir. Bu karar yalnızca dört yıllık bir eğitim sürecini değil; gelecekte yapılacak mesleği, ekonomik yaşamı, toplumsal statüyü ve yaşam kalitesini de doğrudan etkilemektedir.

Bu nedenle yükseköğretim politikalarının temel amacı, yalnızca üniversitelerin kontenjanlarını doldurmak olmamalıdır.

Asıl hedef; ülkenin gelecekte ihtiyaç duyacağı nitelikli insan gücünü yetiştirmek, ekonomik kalkınmaya katkı sağlamak ve eğitim ile istihdam arasında sağlıklı bir denge kurmaktır.Ne var ki Türkiye' de uzun yıllardır uygulanan Yükseköğretim politikaları, bu hedeflerle tam anlamıyla örtüşmemektedir.

Her yıl yüz binlerce genç üniversitelerden mezun olurken, aynı dönemde iş gücü piyasasının ihtiyaçları ile mezun sayıları arasındaki dengesizlik giderek büyümektedir.

Sonuçta diplomalı işsizlerin sayısı artmakta, gençler yıllarca eğitim almalarına rağmen, asıl mesleklerini yapamamakta ve ya alanları dışında düşük ücretli işlerde zor koşullarda çalışmak zorunda kalmaktadır. YKS sonuçlarının ardından başlayan tercih süreci, üniversite bölümlerini seçmenin, dışında Türkiye deki eğitim politikalarının, yükseköğretim planlamasının ve istihdam stratejilerinin yeniden sorgulanmasına işaret etmektedir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
HASAN AYDIN Arşivi