HASAN AYDIN
YKS: Bilginin mi, imkanın mı sınavı?
HASAN AYDIN
Öğrencilerin bilgi ve akademik yeterliliklerinin değerlendirilmesinde önemli bir yere sahip olan ve onların geleceğini şekillendiren Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS), 20-21 Haziran 2026 tarihlerinde gerçekleşecek.
Üç oturum hâlinde uygulanacak sınavın ilk oturumu olan TYT (Temel Yeterlilik Testi) sınavı, 20 Haziran Cumartesi günü saat 10.15'te başlayacak ve bu sınava başvuruda bulunmuş olan 2 milyon 425 bin 560 aday katılacak. 21 Haziran Pazar günü saat 10.15'te 1 milyon 628 bin 200 adayın katılacağı ikinci oturumda AYT (Alan Yeterlilik Testi) sınavı başlayacak. Aynı gün saat 15.45'te ise 203 bin 679 adayın katılacağı üçüncü oturumda YDT (Yabancı Dil Testi) sınavı gerçekleşecek.
Sınava giren öğrencilerde stres ve kaygıyla birlikte okul tükenmişliğinin artışı da bir gerçektir. Araştırmalar, öğrencilerin YKS sınavına ilişkin oluşturdukları metaforları; "olumsuz çağrışım", "belirsizlik", "yarış/mücadele", "gelecek umut" alt temaları ve "endişe, kaygı", "beklenti" temaları altında toplamıştır. Araştırma bulgularına göre öğrencilerden birçoğunun YKS sınavını "kâbusa" ve "ölüme" benzettikleri görülmektedir. Bu durumda kaygı düzeylerinin yönetilmesinde okul rehberlik servisleri ve ebeveynlere büyük görevler düşmektedir.
Türkiye'de uzun yıllardır eğitim sisteminin en önemli ve en çok tartışılan konularından biri olan üniversite sınavları, yalnızca bir ölçme ve seçme aracı değildir; aynı zamanda eğitimde fırsat eşitliği, sosyal adalet ve ekonomik gibi birçok konuyu da gündeme getirmektedir. Yetersiz seviyedeki eğitimin, günümüzde karmaşıklaşan yaşamın ihtiyaçlarını karşılamadaki yetersizliği, yükseköğretimin diğer eğitim seviyelerine göre bireylere daha fazla kazanç sağlaması ve ortaöğretimden mezun olan öğrencilerin sayısal fazlalığı yükseköğretim talebini artırmıştır.
Ülkemizdeki üniversitelerden birinde herhangi bir programa yerleştirilmiş olmak ve o programı tamamlamak da bir öğrenciye yeterli bir ücretle iş bulabilmek veya kariyer yapma garantisi vermiyor. Genel olarak YKS'ye giren öğrencilerin yaklaşık yüzde 1 ila 5'lik dilimi, en yüksek puanlı ve en prestijli programlara yerleşebilmektedir. Daha dar anlamda en seçkin bölümler dikkate alındığında bu oran yüzde 1'in altına düşebilmektedir.
Bu yılki YKS'ye 2 milyon 425 bin 560 aday başvurmuş olmasına rağmen yüksek puanlarla öğrenci alan ve toplumda "en iyi üniversiteler" olarak görülen Ortadoğu Üniversitesi, Boğaziçi Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi ve Hacettepe gibi üniversitelerin bazı bölümlerinin toplam kontenjanları, sınava giren adayların çok az bir bölümünü kapsar. Bu gerçek, sınava giren milyonlarca öğrencinin çok sınırlı sayıdaki kontenjan için yarıştığını göstermektedir.
Üniversite sınavları adaletli mi?
Bu konuda iki farklı görüş ileri sürülmektedir. Birinci görüşe göre merkezi sınavlar adaletlidir. Çünkü herkes aynı sorulara cevap vermekte ve aynı puanlama sistemiyle değerlendirilmektedir. Bu sistem, torpil veya kişisel ilişkilerin etkisini azaltmaktadır.
İkinci görüşe göre de sınav sonuçları yalnızca öğrencinin bilgi düzeyini değil, aynı zamanda ailesinin ekonomik durumunu, yaşadığı çevreyi, okuduğu okulun niteliğini ve eğitim olanaklarını da yansıtmaktadır. Bu nedenle fırsatlar eşit olmadığından sonuçların da tam anlamıyla adil olduğu ifade edilemez. Merkezi sınavlar, belirli ölçüde esneklik sağlamasına rağmen öğrencilerin hazırlanma koşullarındaki eşitsizlikleri tamamen ortadan kaldıramamıştır.
Bazı öğrencilerin daha donanımlı okullarda, deneyimli öğretmenlerden eğitim alması, internete, kütüphaneye ve sınavla ilgili güncel yayınlara kolaylıkla erişebilmesi, bu olanaklara sahip olmayan öğrencilere karşı onları daha avantajlı hâle getirmiştir. Dershaneler, özel öğretim kursları, bire bir verilen özel dersler, soru bankaları, deneme sınavları ve dijital eğitim programları üniversiteye hazırlık sektörünün temel unsurları hâline gelmiştir.
Maddi durumu iyi olan ailelerin sınava giren çocukları, özellikle dershane ve özel kurslara kolaylıkla devam edebilmekte, bireysel rehberlik ve koçluk hizmetlerinden yararlanabilmektedir. Bu durum, sınav sisteminin görünmeyen eşitsizliklerinden biridir. Sınavın kendisi düşük maliyetli olsa bile, sınava hazırlık süreci ciddi bir kaynak gerektirmektedir. Dolayısıyla başarı yalnızca bireysel çalışma ile değil, belirli ölçüde ekonomik olanaklarla da ilişkilendirilmektedir.
Türkiye'de üniversite sınavlarının ortaya çıkışı
Yükseköğretime olan talebin üniversite kontenjanlarını aşması, üniversite sınavlarının ortaya çıkmasının temel nedenidir. Cumhuriyetin ilk yıllarında birçok fakülte, lise mezunu az olduğu için kendilerine başvuru yapan lise mezunlarını sınavsız kabul edebiliyordu. Ancak özellikle 1950'lerden sonra lise mezunu sayısının hızla artması ve üniversite eğitiminin kamuoyu nezdinde de prestijli hâle gelmesiyle üniversitelere başvurular büyük ölçüde arttı.
Farklı illerdeki üniversitelerin kendi bünyelerinde açtığı sınavlara katılmak isteyen adaylar, iller arasında koşuşturmak durumunda kaldı. Günü ve saati çakışan sınavlara katılamama riski ortaya çıktı.
Üniversite sınavlarının olmadığı dönemlerde üniversiteye kaydolmanın tamamen adil bir şekilde yapıldığı düşüncesi de yanlıştır. O dönemde öğrencilerin hangi lisede okuduğu, yaşadıkları şehir, ailelerin sosyal çevresi ve bazı fakültelerin aday öğrenci kabul süreçleri önemli avantajlar sağlayabiliyordu.
1960'lı yılların sonlarına doğru bu farklılıkları azaltmayı amaçlayan merkezi sınav sisteminin temelleri atıldı, geliştirildi ve zaman içinde bugünkü YKS sistemine uzanan bir yapı oluşturuldu.
Türkiye'de 1960'lardan sonra üniversiteye giriş sınavlarının gelişim süreci şu şekilde sıralanabilir:
• 1964 yılında Üniversitelerarası Kurul (ÜAK) kararıyla merkezi sınav çalışmalarına başlandı. Bu sistem, üniversite girişlerini daha adil ve düzenli hâle getirmeyi amaçlıyordu. Bu sınav sistemi 1974 yılına kadar devam etti.
• 1974'te Üniversitelerarası Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÜSYM) kuruldu ve bu yıl ÜSS (Üniversiteler Arası Seçme Sınavı) adıyla tek oturumluk ilk merkezi üniversite giriş sınavı yapıldı.
• 1974-1980 yılları arasında üniversiteye girişte tek aşamalı sınav sistemi kullanıldı.
• 6 Kasım 1981'de YÖK (Yükseköğretim Kurulu) kuruldu. YÖK'ün kurulmasıyla birlikte ÜSYM, 1981 yılında 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun 10. ve 45. maddeleriyle Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) adını aldı. Bu tarihten sonra üniversite sınavını düzenleme görevi ÖSYM tarafından yürütüldü.
• 1981-1998 yılları arasında iki basamaklı sistem uygulandı. 1. basamakta ÖSS (Öğrenci Seçme Sınavı), 2. basamakta ÖYS (Öğrenci Yerleştirme Sınavı) yapıldı.
• 1999-2009 yılları arasında tek aşamalı ÖSS uygulandı.
• 2010 yılında Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) ve Lisans Yerleştirme Sınavı (LYS) adıyla iki aşamalı yeni sistem getirildi.
• 2018-2026 günümüze kadar üç oturumlu (TYT, AYT ve YDT) YKS sistemi uygulanmaktadır.
Özetlersek 1974'ten günümüze kadar;
ÜSS / ÖSS + ÖYS / ÖSS / YGS + LYS / YKS sınav adımları birbirini takip etmiştir. Bu sınavların adı ve içeriği sıkça değişime uğramış, fakat her zaman rekabetçi ve eleme odaklı olmuştur.
Dünyada üniversitelere giriş
Dünyanın farklı ülkelerindeki iktidarlar, toplumsal talebin ortaya çıkardığı siyasal baskı hem de yükseköğretimin toplumsal, kültürel ve ekonomik faydalar sağlaması nedeniyle yükseköğretim talebini karşılamaya çalışmaktadırlar.
Farklı coğrafyalardaki ülkelerin öğrencilerinin üniversiteye giriş ve kabul şartları 5 farklı şekilde gerçekleşmektedir. Kabul şartlarının farklı olduğu bazı ülkeler:
- Merkezi sınav sistemi: Çin, Türkiye, Güney Kore, İran
- Lisedeki başarı notuna göre kabul: Fransa, Almanya, Avusturya, İrlanda
- Standart yetenek sınavları: ABD, İsveç, Avustralya, İngiltere
- Karma sistem: Japonya, Finlandiya, Rusya, Brezilya
- Üniversite bazlı kabul: Norveç, Kanada. Bu ülkelerde öğrencinin lise başarısı doğrudan üniversiteye girişte büyük ölçüde belirleyici olduğundan sınav koşulu aranmamaktadır.
Üniversite sınavlarında soruların çalınması
Türkiye'de farklı tarihlerde merkezi sınavlara ait soruların sınavlardan önce çalındığı, soruşturma dosyaları, mahkeme kararları ve basındaki haberlerle kamuoyuna yansıdı.
Milyonlarca kişi yıllarca emek vererek sınavlara hazırlanırken örgütsel bağlantısı olan bazı kişilerin soruları önceden çalarak avantaj sağlaması, gençlerin sınav sistemine olan güvenini azaltmış, sınavların tarafsızlığı hakkında uzun yıllar süren tartışmalara neden olmuştur.
Sınav sorularını daha önceden ele geçirmenin tarihçesi de eskidir. Örneğin 1973 yılında yapılan üniversiteye giriş sınavı, soruların daha önceden bir özel dershane tarafından ele geçirilmesi üzerine iptal edilmişti.
• 1999'da Öğrenci Seçme Sınavı öncesinde, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesine bırakılan soru kitapçıklarının bulunduğu çuvaldan iki kitapçık çalındı. Ardından sınav iptal edilerek ileri bir tarihe ertelendi.
• 2011 yılında yapılan Yükseköğretime Geçiş Sınavı'nda (YGS) soru kitapçıklarında özellikle sayısal ve Türkçe testlerinde belli bir algoritma ve şifreleme sistemi olduğu kamuoyuna yansıdı. Günlerce süren tartışmalara rağmen sınav iptal edilmedi.
• 2017 yılında "Yeni Nesil Terör: FETÖ'nün Analizi" başlığıyla yayımlanan bir Polis Akademisi raporunda, 2000-2013 yılları arasında KPSS, ÖSS, ALES, askerî liseler, YDS gibi ÖSYM koordinatörlüğünde yapılan tüm sınavların Gülen örgütlenmesi tarafından çalındığı ifade edilmişti. FETÖ, özellikle öğretmenlik, emniyet, yargı, mülkî idare ve askerî kurumlar gibi stratejik alanlarda kadrolaşmayı hedeflemişti. Başta üniversite sınavları olmak üzere farklı sınavlarda soruların çalınması, toplumsal adaletsizlik ve eşitsizliğe, liyakatin ve adaletin yok edilmesine, en önemlisi de devlet kurumlarına olan güvenin sarsılmasına yol açtı.
Üniversite sınavlarına başvuruların artışına rağmen gerçek yaşamda işlevi ve iş bulma avantajı olan programlara çok az sayıda kontenjan ayrılması doğru bir tutum değildir. Mezun olunduğunda harcanan tüm emeklerin işe yaramadığı fakültelerin sayısını artırarak "herkesi üniversite mezunu yaptık" anlayışından vazgeçilmelidir.
Bu yılki YKS'ye giren yüz binlerce adayın umutlarının ve emeklerinin boşa gitmemesi temennimizdir. Sınavların uygulanışı ve güvenliğinin sağlanmasında ilgili kurumlar gereken hassasiyeti göstermelidirler.
Fedakâr velilerinin desteği ve öğretmenlerinin katkılarıyla çalışmalarını disiplinli bir şekilde sürdürerek 2026 YKS'ye girecek tüm adaylara başarılar diliyorum.
LGS'de fırsat eşitsizliği: Aynı sınav, farklı koşullar
12/06/2026 09:50Dünya Çevre Günü ve çevre hakkı
05/06/2026 07:12Mülakatın ve güvencesizliğin mağduru öğretmenler Ankara'da
01/06/2026 10:41Emekli sendikalarının kapatılması ve önerilenler
19/05/2026 00:45Okullarda şiddet ve geç kalan devlet gerçeği
27 Nisan 2026 Pazartesi 05:37Köy Enstitüleri: Anadolu'nun karanlığında yanan aydınlanma meşalesi
17 Nisan 2026 Cuma 00:30Açlığa ve yoksulluğa karşı emekliler, 12 ve 19 Nisan’da alanlarda buluşuyor
11 Nisan 2026 Cumartesi 08:32Plaka uygulamasında yaratılan mağduriyet
01 Nisan 2026 Çarşamba 05:30Yeni çıkarılan Milli Parklar Yasası'nın ekolojik etkileri
29 Mart 2026 Pazar 00:30Dünya Su Günü: Suya erişimde cinsiyet eşitsizliği
22 Mart 2026 Pazar 00:05