ÖZGE MUMCU AYBARS

ÖZGE MUMCU AYBARS

Türkiye’nin tanıdığı senaryo İspanya’da: Pedro Sánchez hukuk kıskacında

ÖZGE MUMCU AYBARS

Birkaç yazı önce, İspanya Başbakanı Pedro Sánchez hakkında yazacağımı not düşmüştüm. 2018’den bu yana başbakanlık görevini sürdüren Sánchez, son dönemde Türkiye kamuoyu tarafından da keşfedilmişti. Özellikle Gazze ve savaş karşıtı tutumlarıyla memleketimizde Avrupa’nın en popüler siyasi figürlerinden birine dönüştü. Dünya siyaset sahnesinde de görünürlüğünü hâlâ koruyor.

Ancak son aylarda İspanya’da bambaşka bir siyasi tablo var. Sánchez, CHP’nin Türkiye’de geçtiği yollarla birebir aynı olmayan ama siyasi baskı, yargı süreçleri ve meşruiyet tartışmalarıyla örülü bir dönemden geçiyor. Ülke içi son dakikalardan yorgun bir ruh haliyle, bu hafta yazı rotamı İspanya’ya çeviriyorum.

Türkiye’de “Avrupa’nın vicdanı” gibi görülen Sánchez, kendi ülkesinde neden bu kadar sıkışmış durumda?

Pedro Sánchez bugün Avrupa siyasetinin en popüler ve en ilginç liderlerinden biri. Madrid’de siyasi geleceği tartışılıyor, hükümeti yolsuzluk soruşturmalarının gölgesinde kalıyor. Brüksel’de, Latin Amerika’da ve Türkiye’de ise uluslararası hukuku savunan, Gazze konusunda Avrupa’nın en net seslerinden biri olarak görülüyor.

Aynı kişi, aynı dönem ve aynı siyasi kariyer içinde bu kadar farklı iki algının oluşması, sadece Sánchez’i değil, günümüz siyasetinin doğasını anlamak açısından da önemli. Zygmunt Bauman’ın “akışkan modernlik” dediği çağda siyasi itibar da akışkan hale geliyor. Yani, bu akışkanlık içinde bakarsak, bir lider uluslararası arenada insan haklarının ve uluslararası hukukun sesi gibi görülürken, kendi ülkesinde yolsuzluk kaynaklı bir meşruiyet krizinin merkezine yerleşebiliyor.

İspanya’da son birkaç yıldır yaşananlara bakınca, Sánchez hükümeti üzerindeki baskının giderek arttığı görülüyor. Muhalefet olan İspanyol sağının iddiası sadece Sánchez’e yakın bazı isimlerin hata yaptığı ya da bireysel suç işlediği yönünde değil. Daha geniş bir tablo çiziliyor. Bu tabloya göre, iktidar çevresinde bir nüfuz ağı oluşmuş durumda ve bu ağın kamu kaynaklarıyla ilişkili. Bu nedenle tartışma artık sadece siyasi rekabet konusu olmaktan çıkıyor ve Sánchez hükümetinin ahlaki meşruiyeti sorgulanıyor.

Hukuki süreçler

Krizin ana merkezinde Başbakan’ın eşi Begoña Gómez yer alıyor. Gómez hakkındaki soruşturma uzun süredir İspanya gündeminde olsa da geçtiğimiz hafta davanın jüri önüne taşınması süreci ciddi bir aşamaya getirdi. Suçlamalar arasında nüfuz ticareti, iş dünyasında yolsuzluk ve kamu kaynaklarının kötüye kullanılması gibi başlıklar bulunuyor.

Gómez hakkında henüz kesinleşmiş bir mahkûmiyet yok. Gómez de suçlamaları reddediyor. Sánchez ve Sosyalist Parti de yargı sürecinin siyasi amaçlı olduğunu savunuyor. Ancak pasaport tedbiri, yurtdışına çıkış yasağı ve davanın jüri önüne taşınması, olayın sadece hukuk çerçevesinde altında kalmasını engelliyor. Konu artık doğrudan İspanya siyasetinin merkezinde. Malum, son dönemde yalnızca İspanya’da değil, birçok ülkede hukuk ile siyasetin iç içe geçtiği bir dönemden geçiyoruz. Bu tablo, Ekrem İmamoğlu, İBB, CHP'li belediyeler ve son olarak mutlak butlan davası bağlamında çok dillendirilen ve literatürde “lawfare” olarak adlandırılan, hukukun siyasi mücadele aracı haline gelmesi kavramı da akla getiriyor.

İddialar arasında, Gómez’in Complutense Üniversitesi’nde yürüttüğü faaliyetler sırasında başbakanın eşi olmasından kaynaklanan erişim ve nüfuzu bazı şirketlerle ilişkilerinde avantaj olarak kullanması yer alıyor. Google, Telefónica ve Indra gibi büyük şirketlerin adı soruşturma dosyalarında geçiyor. İş insanı Juan Carlos Barrabés ile ilişkisi ve kamu sözleşmeleriyle bağlantılı süreçler de aynı çerçevede ele alınıyor.

Gómez’in avukatlarına göre tüm suçlamalar siyasi ve somut delillere dayanmıyor. Ancak bir başbakanın eşinin pasaportuna el konulması ve yurtdışına çıkışının yasaklanması, kamuoyunun dosyaya bakışını doğal olarak değiştiriyor.

Hükümet üzerindeki baskıyı artıran diğer gelişme ise Ulaştırma eski Bakanı José Luis Ábalos hakkında verilen karar. Ábalos uzun yıllar boyunca Sánchez’in en yakın siyasi müttefiklerinden biri olarak görüldü. Hatta Sánchez’in PSOE içindeki yükselişinin önemli isimlerinden biri olarak anılıyor.

Ábalos’un aldığı ağır hapis cezası, pandemi dönemindeki maske alımlarıyla bağlantılı yolsuzluk davasının sonucu. Bu dosya Sánchez açısından ağır, çünkü burada artık sadece iddia yok, mahkeme kararı var. Yakın zamanda alınan bu karar, Sánchez hükümetinin çevresindeki yolsuzluk tartışmalarının muhalefet tarafından az önce bahsettiğim tabloya dönüşmesine yol açmış durumda.

Özetle, Begoña Gómez dosyası, Ábalos kararı, PSOE çevresindeki diğer soruşturmalar ve parti merkezine yönelik polis operasyonları aynı tablonun parçaları olarak gösteriliyor. Bu yüzden bu iddialar sadece mahkemelerde tartışılan konular olmaktan çıkıyor, doğrudan siyasetin merkezine yerleşiyor.

Sánchez, bütün bunların siyasi bir operasyon olduğunu söylüyor. Ona göre İspanya sağı, sandıkta yenemediği hükümeti yargı süreçleri ve medya baskısıyla yıpratmaya çalışıyor. Bu söylemin işe yaraması için toplumun hükümete halen güven duyuyor olması gerekiyor. Sánchez açısından sorun da burada başlıyor. Son anketler, İspanyolların önemli bir kısmında bu güvenin zayıfladığını gösteriyor.

Son anketlerde Partido Popular / Halk Partisi önde görünüyor. Buna rağmen hükümet, ekonomi ve reform başlıklarında elinin güçlü olduğunu savunuyor. AB Kurtarma Planı kapsamındaki reformlar, yeşil dönüşüm, dijitalleşme ve sosyal politika adımları Sánchez’in öne çıkardığı başlıklar arasında. Ancak görünen o ki, bu alanlardaki mesajlar, yolsuzluk tartışmalarının yarattığı siyasi ağırlığı tamamen dengelemeye yetmiyor.

Uluslararası arenada Sánchez

Tam bu noktada Sánchez’in dış politikadaki duruşu öne çıkıyor. Gazze savaşı sırasında İsrail’e sert eleştiriler yöneltmesi, Filistin devletinin tanınmasını savunması ve İran’a yönelik askeri müdahalelere karşı çıkması, onu birçok Avrupalı liderden ayırdı. Trump’ın İran savaşındaki çizgisine mesafeli durması da bu profili güçlendirdi.

Türkiye’de Sánchez’e yönelik olumlu algının arkasında da büyük ölçüde bu tablo var. Gazze, Filistin, uluslararası hukuk ve savaş karşıtlığı konularında kullandığı dil, ülkemiz kamuoyunda karşılık buldu. Avrupa’nın birçok başkentinde İsrail’e yönelik eleştiriler daha temkinli kalırken, Madrid’in daha açık bir tutum alması dikkat çekti.

Bu nedenle Sánchez, Türkiye’de sadece İspanya Başbakanı olarak değil; Avrupa içinde farklı bir ses çıkaran, birçok konuda Türkiye kamuoyuyla benzer bir siyasi dil kurabilen bir lider olarak görüldü.

Sánchez’in başbakanlık dışında bir başka şapkası daha var: Sosyalist Enternasyonel’in uzun yılların ardından Avrupa’dan seçilen başkanı olması.

Türkiye’de başbakanlık şapkasıyla, Türkiye-İspanya ilişkilerini güçlendirdi. Ticaret, savunma sanayii, NATO’nun farklı alanlarında işbirliği, turizm ve Akdeniz politikaları iki ülke arasındaki başlıca temas alanları haline geldi. İspanya’nın Türkiye’nin AB perspektifine daha yapıcı yaklaşan ülkelerden biri olarak görülmesi de Madrid’i Ankara açısından farklı bir yere koyuyor.

Sánchez bir yandan Erdoğan hükümetiyle devletlerarası ilişkiler ile stratejik işbirliğini sürdürüyor. Diğer şapkasıyla, yani kardeş parti ilişkisi olan PSOE-CHP hattı ile Sosyalist Enternasyonal üzerinden CHP ile yakın temasını koruyor. Öyle ki, Sosyalist Enternasyonel yaptığı açıklamada CHP’deki “mutlak butlan” yönetimini tanımayacağını ifade etti. Özetle Sánchez, Türkiye’de hem Ankara ile iyi ilişki kuran bir Avrupa lideri hem de CHP açısından sosyal demokrat dayanışma kanallarını açık tutan bir figür.

Tam da bu yüzden imajı güçlü ama çelişkili. Türkiye’de savaş karşıtı, Filistin yanlısı ve uluslararası hukuku savunan bir lider olarak öne çıkarken, kendi ülkesinde yolsuzluk iddialarıyla kuşatılmış durumda. Türkiye’den bakıldığında bu çelişki çoğu zaman arka planda kalıyor. Ancak İspanya’daki kriz büyüdükçe, Sánchez’in dış politikada kurduğu hat, kumdan bir kaleye dönüşebilir.

Önümüzdeki dönemde belirleyici olan sadece davaların sonucundan ziyade bu davaların siyasette nasıl bir etki yaratacağı. Soruşturmalar genişler ve koalisyon ortakları üzerindeki baskı artarsa, Sánchez’in seçim yılı olan 2027’ye kadar görevde kalması zorlaşabilir. Ancak toplumda bu dosyaların siyasi amaçlarla büyütüldüğü düşüncesi güçlenirse, Sánchez geçmişte olduğu gibi bu krizden de çıkabilir.

Bugün, İspanya siyasetinin derinliklerine, dava dosyalarına, yolsuzluk skandallarına ve sağ muhalefetin yoğun saldırısına odaklandım. Farklı ülkelerin siyasetini incelemek sevdiğim bir alana dönüştü. Aslen her ülkenin kendine özgü siyasi yapıları olsa da, birçok konuda benzer hatalardan, döngülerden ve kırılmalardan geçtiğini görmek, yaşadığımız ülkedeki gelişmelere daha geniş bir perspektiften bakmamı sağlıyor.

Bu karşılaştırmalar, Zygmunt Bauman’ın “akışkan modernite” kavramını ve lawfare (hukukun silah olarak kullanılması) stratejisini akla getiriyor: Katı yapılar eriyor, siyasete bir belirsizlik hâkim oluyor. Böyle dönemlerde, siyasi aktörler, hukuki süreçleri rakibi zayıflatmak veya saf dışı bırakmak için bir araç haline getiriyor.

Belki de asıl mesele, bu akışkanlık ve lawfare döngüsü içinde istikrarı ve anlamı nasıl yeniden inşa edeceğimizdir. Bir nevi deveye hendek atlatmak veya devenin hendek atlayabileceğini hayal edebilmek. Elimizde tek kalan yarına dair umudumuz olduğuna göre…

Önceki ve Sonraki Yazılar
ÖZGE MUMCU AYBARS Arşivi

Savaşta Hürmüz açmazı

10 Nisan 2026 Cuma 05:00

Silivri’de dava, İncirlik’te patriot

21 Mart 2026 Cumartesi 00:10

Trump’ın İran Savaşı’nda neredeyiz?

11 Mart 2026 Çarşamba 02:26