ÖZGE MUMCU AYBARS

ÖZGE MUMCU AYBARS

Brüksel hattında bir ilk: Avrupa Parlamentosu’nun 2025 raporu ne anlama geliyor?

ÖZGE MUMCU AYBARS

Avrupa Parlamentosu’nun kabul ettiği 36 sayfalık yeni Türkiye raporu, Ankara ile Brüksel arasında uzun süredir biriken yapısal krizi daha sert ve net bir dille kayda geçirdi. Raporda ilk kez sistemsel eleştirilerin ötesine geçilerek Adalet Bakanı Akın Gürlek için "Avrupa’nın Magnitsky’si" sayılan küresel insan hakları yaptırım rejimi kapsamında tedbir çağrısı yapılması, ilişkilerde çok daha kişiselleştirilmiş yeni bir dönemin kapısını aralıyor.

Bu alanın içine çalışma hayatında girmeden önce de Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye raporlarını haberlerden takip ederdim. Son 14 yıldır ise bu raporlara ilişkin ya medyada ya da iç metin olarak değerlendirme notları yazıyorum. Elbette AB’yi daha derinlemesine çalışan nice akademisyen nice uzman var ve de üniversiteden mezun olduğum yıllardaki “AB’ye üye olma” diye bir görüş şu an çok uzak bir kıyıda duruyor.

Bu rapora karşı argüman geliştirmek siyasetin olağan refleksidir. Ancak bu metinler, birkaç gün tartışılıp unutulmuş gibi görünse de uluslararası kamuoyunda Türkiye’ye ilişkin referans belgeler arasında yer alır. Söylemler malum bu ve benzeri metinlerden şekillenir; bu söylemlerin alt metinleri de gerçek hukuki ve siyasi metinlere dayanır. Bu nedenle raporu okumak ve tartışmak Türkiye’nin dışarıdan nasıl görüldüğünü anlamak için başat kaynaklar arasında yer alır.

Haliyle, her yıl bu dönemlerde, Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye’nin değişen siyasi ve diplomatik konjonktürüne göre kaleme aldığı raporları dikkatle okurum. Çünkü bu metinler, yalnızca Brüksel’in Türkiye’ye nasıl baktığını değil, Türkiye’nin Avrupa ile ilişkilerinde hangi başlıkların öne çıktığını gösterir. Avrupa Komisyonu farklı bir siyaset gütse dahi, bu rapor komisyon içinde başat kaynaklar arasında yer alır.

Bu uzun girizgâhın ardından, Avrupa Parlamentosu’nun 2025 Türkiye Raporu’nun Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinde uzun süredir biriken sorunları yeniden gündeme taşıdığını söyleyelim. İlgi alanınız çevre ve yeşil dönüşüm ise rapora farklı bir perspektiften bakarsınız, başka bir yazı çıkar. İlgi alanınız yargının bağımsızlığı, siyaset ile dış politikaysa farklı açıdan bakarsınız. Ancak bu raporda, önceki yıllarda çoğu zaman satır aralarına sıkışan bazı başlıkların daha açık ve sert biçimde yazıldığı görülüyor. Özellikle yargı bağımsızlığı, hukuk devleti ve Adalet Bakanı Akın Gürlek başlığı üzerinden bakıldığında, Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye’ye yönelik eleştirilerinin yeni ve daha sert bir aşamaya geçtiği anlaşılıyor.

17 Haziran’da aslen bağlayıcılığı bulunmayan, yani tavsiye niteliğindeki 36 sayfalık rapor; 381 lehte, 107 aleyhte ve 171 çekimser oyla kabul edildi. Bağlayıcılık konusu için yazının devamına bakmanız lazım. AB’de kurumlar arasındaki güç dengesinden mütevellit, Avrupa Parlamentosu tek başına yaptırım kararı alamaz. Ama bu, metnin siyasi ağırlığını ortadan kaldırmıyor. Tam aksine, rapor Türkiye’de demokrasi, hukuk devleti, yargı bağımsızlığı ve temel haklar konusunda Avrupa Parlamentosu’nda oluşan güçlü rahatsızlığı görünür kılıyor.

Öncelikle, raporun merkezinde Türkiye’nin AB üyelik sürecinin fiilen donmuş olduğu tespiti var. Avrupa Parlamentosu’na göre bu donma teknik bir müzakere sorunu değil; Türkiye’de hukuk devleti ve demokratik standartlar alanında yaşanan gerilemenin sonucu. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmaması, siyasi davalar, seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınması, kayyum uygulamaları ve muhalefete yönelik yargı süreçleri bu kapsamda önce çıkıyor.

Bu noktada Türkiye-AB ilişkilerinin ikili karakteri de bir kez daha ortaya çıkıyor. Türkiye, AB açısından hâlâ vazgeçilmez bir ülke. NATO üyesi, tartışmalı 18 Mart kararlarının ardından göç yönetiminde kilit aktör, enerji hatları ve bölgesel güvenlik açısından önemli ortak, aynı zamanda AB’nin en büyük ticaret partnerlerinden biri. Ve aynı Türkiye, Avrupa Parlamentosu tarafından hukuk devleti ve temel haklar alanında AB değerlerinden uzaklaşan bir aday ülke olarak değerlendiriliyor.

Bu çelişki, ilişkileri tam üyelik perspektifinden çok çıkar odaklı bir ortaklık zeminine itiyor. Kantarın bir ayağında göç, güvenlik, ticaret, enerji ve savunma alanlarında temaslar sürse de diğer ayağında demokrasi, yargı bağımsızlığı ve insan hakları başlıkları üyelik sürecinin önündeki temel engeller olarak duruyor.

Yargı başlığı neden bu kadar belirleyici?

Raporun en sert bölümleri yargı bağımsızlığına ayrılmış durumda. Avrupa Parlamentosu, Türkiye’de yargının siyasal rekabet üzerinde etkili bir araç haline geldiği görüşünde. Ekrem İmamoğlu, Selahattin Demirtaş, Osman Kavala, Can Atalay ve Tayfun Kahraman dosyaları bu nedenle yalnızca tek tek davalar olarak değil, daha geniş bir hukuk devleti krizinin göstergeleri olarak ele alınıyor.

Geldik belediye ve belediye operasyonlarına… Raporda yerel demokrasi başlığı da aynı çerçevede ele alınıyor. Muhalefet partilerden olan belediye başkanlarının görevden alınması, tutuklanması ya da yerlerine kayyum atanması, Avrupa Parlamentosu açısından seçmen iradesinin zayıflatılması anlamına geliyor.

Yargı kararlarının hem ekonomik hem de diplomatik sonuçları da var. Hukuki belirsizlik, yatırımcı güvenini zayıflatıyor. Tavuk üreticilerine kayyım atanırsa yatırımcı ne düşünür misal? Gümrük Birliği’nin modernizasyonu, vize serbestisi ve AB ile ileri ekonomik entegrasyon gibi başlıklar da giderek daha fazla hukuk devleti koşullarıyla birlikte ele alınıyor. Bu nedenle yargı meselesi, yalnızca iç hukuk tartışması olarak kalmıyor; Türkiye’nin ekonomi üzerinden de Avrupa ile ilişkilerini etkileyen stratejik bir başlığa dönüşüyor.

Akın Gürlek konusu

Raporun Türkiye’de en çok tartışılan kısmı ise Adalet Bakanı Akın Gürlek’e ilişkin ifadeler oldu. Raporda Gürlek’in adı, Türkiye’deki yargı süreçleri ve muhalefete yönelik davalar bağlamında geçiyor. Özellikle Ekrem İmamoğlu hakkında hazırlanan iddianame sürecindeki rolü ve ardından Adalet Bakanı olarak atanması sert biçimde eleştiriliyor.

Burası kritik. Neden derseniz, Avrupa Parlamentosu burada yalnızca genel bir “yargı bağımsızlığı” eleştirisi yapmakla yetinmiyor. Belirli bir kamu görevlisinin sorumluluğunu tartışmaya açıyor.

Rapor, Gürlek hakkında AB Küresel İnsan Hakları Yaptırım Rejimi kapsamında kısıtlayıcı tedbirlerin değerlendirilmesi çağrısında bulunuyor. Bu çağrı, mevcut haliyle bir yaptırım kararı değil. Daha çok Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye’deki yargı süreçlerine yönelik tepkisini en sert siyasi araçlardan biriyle ifade etmesi anlamına geliyor.

Peki nedir bu AB Küresel İnsan Hakları Yaptırım Rejimi?

AB Küresel İnsan Hakları Yaptırım Rejimi, Avrupa Birliği’nin ağır insan hakları ihlallerinden sorumlu olduğu değerlendirilen kişi, kurum ve yapılara yönelik hedefle yönelik bir yaptırım mekanizması. 7 Aralık 2020’de yürürlüğe girmiş ve ABD’deki Magnitsky Yasası’nın Avrupa’daki karşılığı olarak ele alınıyor.

Öncelikle bu rejim, klasik ülke yaptırımlarından farklı. Bir ülkenin tamamını ya da halkını cezalandırmayı değil, ağır ihlallerden sorumlu olduğu düşünülen kişi ve kurumları hedef almayı amaçlıyor. Kapsamında, soykırım, insanlığa karşı suçlar, işkence, yargısız infaz, zorla kaybetme, keyfi gözaltı, insan kaçakçılığı ve temel özgürlüklerin yaygın ya da sistematik ihlali gibi ağır suçlar yer alıyor.

Bu rejim kapsamında listeye alınan kişilere AB içindeki varlıkların dondurulması, AB ülkelerine giriş yasağı ve AB vatandaşları ya da şirketleri tarafından finansman sağlanmasının engellenmesi gibi tedbirler yer alıyor.

Ancak burada kritik bir ayrım var: Avrupa Parlamentosu’nun Gürlek hakkında böyle bir çağrıda bulunması, kendisine yönelik yaptırım uygulandığı anlamına gelmiyor.

Bu nedenle Akın Gürlek hakkında yapılan çağrının kısa vadede resmi yaptırıma dönüşmesi gibi beklentiye kimse girmesin. Türkiye’nin AB açısından hâlâ NATO müttefiki, aday ülke ve göç, enerji, ticaret, güvenlik gibi alanlarda stratejik ortak olması, böyle bir kararın alınmasını diplomatik açıdan zorlaştırıyor. Tek bir üye ülkenin itirazı bile süreci durdurmaya yeter.

Ayrıca, Avrupa Parlamentosu doğrudan yaptırım kararı alamaz. Bir kişinin yaptırım listesine alınabilmesi için AB Konseyi’nde 27 üye ülkenin tamamının oybirliğiyle karar alması gerekir. Bu nedenle AP’nin raporlardaki yaptırım çağrıları bağlayıcı değildir; yaptırımın uygulanıp uygulanmayacağı konusunda son söz AB Konseyi’ne aittir.

Ancak Gürlek’in adının rapora girmesi, doğrudan yaptırımdan daha ziyade tarihe not düşülen siyasi bir anlam taşıyor. Bu çerçevede, Türkiye’ye sistemsel değil kişiler üzerinden bir yaptırım talebi, AP raporunda da bir ilk niteliğinde.

Gelinen yer neresi?

AB Küresel İnsan Hakları Yaptırım Rejimi kapsamında bir kişinin listeye alınması, varsa AB içindeki mal varlıklarının dondurulmasına ve AB ülkelerine seyahat yasağı uygulanmasına yol açabilir. Ancak bu durum, o kişinin AB’de mal varlığı bulunduğunu tek başına kanıtlamaz; yalnızca yaptırım halinde uygulanacak hukuki mekanizmayı gösterir.

Avrupa Parlamentosu’nun 2025 Türkiye Raporu, Ankara-Brüksel hattında yeni bir krizin başlangıcından çok, uzun süredir devam eden yapısal krizin daha açık bir dille kayda geçirilmesi olarak okunmalı.

Akın Gürlek’in raporda yer alması ve hakkında AB Küresel İnsan Hakları Yaptırım Rejimi kapsamında tedbir çağrısı yapılması, kısa vadede somut yaptırıma dönüşmesi düşük ihtimal olan; ancak siyasi anlamı yüksek bir gelişme niteliğinde. Bu rapor, Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye’deki yargı süreçlerine yönelik eleştirilerinin artık daha sert ve daha kişiselleştirilmiş bir dille ifade edildiğini gösteriyor.

Raporun asıl önemi, Türkiye-AB ilişkilerindeki büyük soruyu yeniden gündeme getirmesinde yatıyor: Türkiye, Avrupa ile ilişkisini yeniden hukuk devleti, demokrasi ve üyelik perspektifi üzerinden mi kuracak; yoksa ilişki güvenlik, göç ve ticaret gibi zorunlu çıkar başlıklarına sıkışmış kırılgan bir ortaklık olarak mı devam edecek?

Bugün görünen tablo, ikinci seçeneğin giderek güçlendiği yönünde.

Son dakikalara bakmanız yeterli.

Önceki ve Sonraki Yazılar
ÖZGE MUMCU AYBARS Arşivi

Savaşta Hürmüz açmazı

10 Nisan 2026 Cuma 05:00

Silivri’de dava, İncirlik’te patriot

21 Mart 2026 Cumartesi 00:10

Trump’ın İran Savaşı’nda neredeyiz?

11 Mart 2026 Çarşamba 02:26