CENGİZ ERDİNÇ

CENGİZ ERDİNÇ

Armatörler Birliği başkanı cinayeti

Siyah Cadillac De Ville 14 Ağustos 1969 sabahı Elmadağ’da Divan Oteli’nin önünden caddeye çıkacağı sırada bir tabanca peş peşe ateşlendi.

Otomobilin arka koltuğunda bulunan Armatörler Birliği’nin 70 yaşındaki başkanı Şevket Manioğlu kanlar içinde olduğu yere yığıldı.

Saldırgan elindeki tabancayla çevredekileri tehdit ediyor “yaklaşmayın yakarım” diye bağırıyordu. Bir trafik polisi tehditlere aldırmadı, saldırganı silahıyla birlikte yakaladı. İlk paniği atlatan şoför armatörü otomobile bindirip hızla Nişantaşı’ndaki Amerikan Hastanesi’ne hareket etti. Yaşam savaşı veren ağır yaralı adam hemen ameliyata alındı.

Nişantaşı Karakolu’na götürülen saldırganın adı Niyazi Terletme’ydi. 22 yaşındaydı, Göreleli'ydi. Dört yıl önce kız kardeşini öldürdüğü için 20 yıl hapis cezasına çarptırılmış, beş ay önce infaz yasasından yararlanarak Tekirdağ Cezaevi’nden izinli olarak çıkmış, bir daha da dönmemişti. Çok rahattı, cezaevi kaçağı olduğunu, hemşerisi armatörden para istediğini, vermeyince de sinirlenip vurduğunu anlattı. Elinde tabancayla sırıtan bir fotoğrafı da gazetelerde yayınlandı.

niyazi-terletme.jpg

Katil zanlısı karakola gelen savcı yardımcısı Hüsrev Dülger’i görünce ağız değiştirdi: “Bu işi bana Osman Kotan ve Ziya Kalkavan yaptırdı beni de öldürecekler” dedi, bir kiralık katildi, polise götürülmemesini, doğrudan mahkemeye çıkarılmasını istiyordu.

Bu ifadenin ardından cinayet masası polisleri Ziya Kalkavan ve Niyazi’nin Tekirdağ’dan beraber kaçtığı Osman Kotan’ı aramaya başladı.

Bürosunda bulunamayan Kalkavan ertesi gün akşama doğru avukatıyla birlikte gelerek savcıya ifade verdi, serbest kaldı.

Saldırganın alışılmamış talebi kabul edilmiş, polis sorgusundan geçmeden doğrudan hâkim karşısına çıkmış, orada da kendisini bir başka cezaevi firarisi olan Osman Kotan’ın tuttuğunu anlatmıştı.

Armatör Manioğlu’nun durumu ifade veremeyecek kadar ağırdı, bir de kalp krizi geçirdi, iki gün ecelle pençeleştikten sonra can verdi.

70 yaşındaki milyoner armatör Şevket Manioğlu Rizeli Manizadelerdendi. Babası Hacı Hüseyin Bey II. Meşrutiyetten sonra kurulan Donanma Cemiyeti’nin yönetiminde yer almış itibarlı bir tüccardı. Manioğlu uzun yıllar komisyonculuk yaparak gemi nakliye işlerinde deneyim kazanmış, bazı armatörlerin nakliye işlerini komisyon karşılığı yönetmiş, bir süre sonra da kendi adına gemi işletmeye başlamıştı. İyi kazanıyordu, kayıtlara Türkiye’nin ilk vergi rekortmeni olarak geçmiş, yaşadığı sürece İstanbul’da vergi sıralamasında bir numarayı kimseye kaptırmamıştı. "Türkiye’nin Onasis’i” ya da “Armatörler Kıralı” diye de anılıyordu.

Dönemin en önemli enerji kaynağı olan Zonguldak Ereğli kömürünü İstanbul ve çevre illerdeki limanlara taşıyordu. Kararnameyle dağıtılan kömür nakliyesi işinin ihaleyle yapılmasına önayak olmuş, boş olarak bekleyen gemilere ödenen “ıstalya” ücretinin kaldırılmasını sağlamış, büyük gemileri sayesinde en iyi fiyatı vererek ihaleleri kazanmış, Ereğli’den yapılan kömür nakliyatında tekel oluşturmuştu. İETT, Devlet Demir Yolları, Kömür Tevzii Kurumu, Denizcilik Bankası gibi büyük alıcıların nakliye işlerini tek başına yapıyordu.

İşini iyi yapan, vergisini titizlikle ödeyen, asla rüşvet vermeyen bir işadamıydı.

Hükümetin birkaç yıl önce 400-1200 tonluk koster yapımı için verdiği teşvikler armatörler arasındaki rekabeti kızıştırmıştı. Küçük ve orta boy armatörler teşvik için banka kredileriyle bu kosterlerden yaptırdı. Ancak kosterler kömürü taşımak için ekonomik değildi. Manioğlu’nun toplamda 12 bin grostonu geçen filosu herkesten daha ucuza taşıyabiliyordu. Yılda yaklaşık 1 milyon ton kömür taşıyor ve 15 milyon lira ciro elde ediyordu. Manioğlu filosunun avantajıyla kömürde 16 lira olan ton başına navlunu 12 liraya çekmiş, rakiplerini silmiş, Hükümet teşvikleriyle borç harç yapılan kosterler atıl kalmıştı.

Manioğlu bu borçlu armatörlerin ve küçük tekne sahiplerinin şimşeklerini üzerine çekti. Küçük tekne sahiplerini örgütleyen Ziya Kalkavan’dı. Kaptanoğlu kardeşler ve Manioğlu’nun eski ortağı Ziya Sönmez de bu cepheye dahil olmuştu. Sadıkoğlu’nun Karadeniz, Aldıkaçtı’nın İleri ve Yoroz adlı şilepleri yük bulamadıkları için hurda demir fiyatına satıldı. Manioğlu bir yıl önce Ziya Kalkavan’ın taşıdığı Denizcilik Bankası’nın kömürünü fiyatı kırarak almıştı, ancak armatörler için bardağı taşıran damla Kömür Tevzii İşletmeleri’nin Manioğlu ile yapılan sözleşmeyi dört yıl daha uzatması oldu.

Cinayetten 10 gün önce 4 Ağustos’ta bir kez daha Armatörler Birliği başkanlığına seçilmişti. En büyük şüpheli katilin adını verdiği Ziya Kalkavan gibi gözüküyor, Kalkavan’ın sağda solda “Manioğlu bu işi bıraksa hayırlı olur” dediği konuşuluyordu.

ziya-kalkavan.jpg

Armatörler Birliği’nin odacısı Yakup Demir, Manioğlu’nun yakınlarına cinayetin ertesi günü sabah Okmeydanı’ndaki evinden çıktığında Ziya Kalkavan’ın kendisini aracına çağırdığını, “Yazıhanede ne konuşuyorlar Yakup?, Şevket Bey’in vurulması için ne diyorlar? Bizim için bir şey söylüyorlar mı?” dediğini aktarmıştı.

Fakat iki şilebi ve beş kosteriyle Akdeniz’den kok kömürü ve maden taşıyan Ziya Kalkavan’ın Manioğlu ile maddi anlaşmazlığı yoktu, aksine Kalkavan, Denizcilik Bankası’nın satışa çıkardığı iki şilepten Ardahan’ı almak istemiş, Manioğlu da Kalkavan’a 200 bin liralık teminat mektubu vererek destek olmuştu.

Cinayetin ardındaki isimler, kendilerini perdelemek için Kalkavan’ın ismini özellikle ortaya atmış olabilirdi. Azmettirici belirsizdi ama neden açıktı: rekabet! Manioğlu’nun 50 yıllık arkadaşı ve iş ortağı olduğunu söyleyen bir tanık “Rekabet bahis konusu idi. Son gece yine beraberdik. ‘Bana bak sana bir şey söyleyeceğim. Beni bu son günlerde tehdit edenler arttı. Bunun manasını anlayamıyorum. Acaba sonu ne olacak?’ dedi. Arkadaşımın vurulmasının tek sebebi iş rekabetidir. Tabii ki bazı art düşünceli kişilerin oyununa geldi” diyordu.

Savcı, Ziya Kalkavan’dan sonra armatör Ziya Sönmez’in de ifadesini aldı ancak soruşturmada bir mesafe alınamadı. Balistik raporu işleri daha da karıştırdı; Şevket Manioğlu’nun vücuduna ve otomobile saplanan kurşunlar katilin üzerinde yakalanan Astra’dan değil, başka bir silahtan atılmıştı. Katil hapishanede “para istedim, vermeyince öfkelendim” diye bir kez daha ağız değiştirdi.

Katilin adını verdiği azmettirici Osman Zeki Kotan 26 Ocak 1970 günü Rize’de kayınvalidesinin evinden çıkarken kimliği belirsiz kişiler tarafından öldürüldü. Üzerinde üç tabanca ve 20 bin lira para vardı. Polisin aylardır bulamadığı kaçağı mafya bulup öldürmüştü.

m1.jpg

Niyazi Terletme hapishanedeyken tedavi için Trabzon Numune Hastanesi’ne sevk edilmiş, jandarmaları uyutarak kaçmış, iki yıl sonra yakalanmıştı. Cezasının kalanını yatıp afla çıktı, susmuş ve hayatta kalmıştı.

Armatörler Birliği Başkanı cinayeti faili belli olsa da meçhul kaldı.

Şevket Manioğlu cinayetinden on altı yıl sonra, gözler yine armatörlere çevrildi.

1985 yılında Devlet Bakanı İsmail Özdağlar armatör Uğur Mengenecioğlu’ndan rüşvet aldığı için istifa etti. Devlet bütün dünyada navlun fiyatları düşerken, armatörlere ton başına 15 doları sefer garantisiyle ödemeye başlamış, kimsenin satın almak istemediği süper tankerleri borç harç alan armatörler iki üç seferde geminin maliyetini çıkarıp kâra geçer hale gelmişti. Mengenecioğlu da süper tankerlerine daha fazla yük almak için navlun bedelinin yüzde 2,5’luk bölümünü rüşvet olarak veriyordu.

m2.jpg

Özdağlar Yüce Divan’da yargılandı ve mahkûm oldu.

Gazeteci Altan Öymen, Özdağlar olayının ardından Milliyet gazetesinde Armatörlerin Savaşı başlıklı yazı dizisinde kanlı rekabeti hatırlattı.

Şevket Manioğlu’nun kızı Ayşe Irmak Manioğlu Öymen’e babasının katili olarak bildiği armatörlerden birinin annesi Mesadet Manioğlu’nun 5 Mart 1978 günü Teşvikiye Camii’nde yapılan cenaze törenine geldiğini, kendisinin “sizin burada olmanızı istemiyorum” demesi üzerine de gittiğini anlattı.

Manioğlu’nun devasa filosu birer ikişer satılmış, ailenin sahip olduğu Yeniköy’deki yalıyı da batan İstanbul Bankası’nın “zengin” genel müdürü Özer Uçuran Çiller ve Tansu Çiller satın almıştı.

Manioğlu cinayetinin işlendiği günlerde, Mario Puzo’nun ünlü romanı “The Godfather” Baba adıyla Türkçe’ye çevrilmişti.

Ancak “mafyanın” ne anlama geldiği çok daha sonra anlaşılacaktı.

Önceki ve Sonraki Yazılar