Başkanlık seçimi sonrasında Lula ve Brezilya

Türkiye kamuoyunun siyaseti büyük ölçüde seçim odaklı izlediğini, özellikle genel seçimlere diğer tüm siyasal olayların çok üstünde bir öncelik atfedildiğini söylemek mümkün. Başka ülkelerdeki siyasal gelişmelerin de büyük ölçüde seçimler üzerinden, bir nebze de kitlesel protesto eylemleri üzerinden takip edildiğini görmekteyiz. Seçimlerin ve eylemlerin sonrasında gerçekleşen gelişmeler, hükümetlere taleplerini kabul ettiren eylemcilerin ve seçim kazanıp yönetime gelen siyasetçilerin bundan sonraki siyasal hamleleri Türkiye kamuoyu tarafından yeterince takip edilmiyor, ta ki söz konusu ülke bir kez daha seçimler veya eylemler vesilesiyle gündeme gelene dek.

Brezilya örneğinde de bu durumun bir benzerini göreceğimizi sanıyorum. Bir süreliğine at yarışı izlermişçesine Brezilya seçimlerine kilitlenen kamuoyu, seçimi Lula’nın kazanmasının ve Bolsonaro’nun sonuçları söylenerek de olsa kabullenmesinin ardından Brezilya siyasetine olan geçici ilgisini kaybetmeye başladı. Peru, Şili, Macaristan, Fransa gibi örneklerden de bildiğimiz üzere bu ilgi kaybının, eğer kitlesel sokak eylemleri meydana gelmezse, bir sonraki sandık gününe dek güçlenerek devam etmesini bekleyebiliriz. Siyaseti genel seçim mekanizmasına ve makro ölçekli olaylara odaklamayı doğru bulmayan, dahası bu türden büyük ölçekli dönüşümlerin uzun zamandır süregelen küçük ölçekli siyasal gelişmelerin birikimi olduğunu düşünen biri olarak hazır seçimin üzerinden çok vakit geçmemişken Lula’nın başkan seçilmesinin ardından geçen ilk günlere kısaca bakmanın yararlı olacağı kanısındayım. Her ne kadar Lula başkanlığı 2023’ün Ocak ayında devralacak olsa da başkanlık seçimini kazanmasının ardından çeşitli etkinliklerde açıklamalarda bulundu. Bunların bazılarına hızlıca bakarak önümüzdeki yıldan itibaren Brezilya’da ve dünyada gerçekleşmesi mümkün bazı olaylar üzerine şimdiden konuşmaya başlayabiliriz.

YERLİ HALKLAR

Çeşitli Latin Amerika ülkelerinde farklı isimler altında bulunan Kökensel Halklar Bakanlığı’nın (Ministério dos Povos Originários – “orijin” vurgusunu Türkçe’ye nasıl çevireceğimden emin olamadım) Brezilya’da da kurulacağı açıklaması Lula’nın son günlerde en çok konuşulan açıklamalarından oldu. São Paulo’dan Temsilciler Meclisi üyesi seçilen Sosyalizm ve Özgürlük Partisi (Partido Socialismo e Liberdade) üyesi yerli lideri Sonia Guajajara’nın bu bakanlığın kurulmasında aktif görev alacağı düşünülüyor. Geçtiğimiz günlerde Mısır’da gerçekleşen 2022 Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’nda (COP27) konuşan Lula, yerli halklara artık “haydut gibi muamele edilmemesi” için bu bakanlığın kurulacağını açıkladı ve Amazon’a dair politikalar belirlenirken yerli halklarla güçlü bir diyalog kurulacağını duyurdu.

Lula’nın açıklamaları her ne kadar yerli halkların öteki olarak görülmeye devam edeceğini, yani merkez hükümetten büyük ölçüde dışlanmaları durumunun süreceğini gösteriyor olsa da yerli halkların “düşman öteki” olarak kodlanmasından “diyalog kurulacak, işbirliği yapılacak öteki” olarak kodlanmalarına geçiş Brezilya için olumlu olacaktır.

İKLİM KRİZİNE KARŞI KÜRESEL FON

Lula, Latin Amerika’nın son dönemde seçilen diğer sol liderlerine benzer biçimde “zengin” ülkelere büyük ölçüde kendilerinden kaynaklanan hasarın karşılanması için fon oluşturma çağrısı yaptı. İklim krizinin etkileriyle mücadele etmek için kullanılmak üzere zengin ülkeler tarafından bir fon oluşturulması gerektiğini savunan Lula bu önerisiyle Kolombiya devlet başkanı Gustavo Petro’nun yemin töreni konuşmasını hatırlattı. Petro da Amazon Ormanları’nın korunması için yapılacak masrafları karşılamak üzere küresel fon oluşturulması, fon oluşturulmadığı takdirdeyse IMF’nin Kolombiya gibi bölge ülkelerinin borçlarını silmesi yönünde çağrı yapmıştı. Latin Amerika’nın yeni sol dalgası ABD, Birleşik Krallık ve Kanada gibi zengin ülkeleri Latin Amerika’da bugüne dek sebep oldukları zarardan sorumlu tutan ve durumun değiştirilmesi için yapılacak harcamaları üstlenmelerini isteyen söylemi sıklıkla tekrarlayacak gibi görünüyor.

Brezilya, Endonezya ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti arasında bu hafta imzalanan işbirliği anlaşması da iklim kriziyle mücadele konusunda önemli bir adım olarak görülmeli. Dünyanın en büyük ormanlarını sınırları içinde barındıran bu üç ülke arasında imzalanan anlaşmaya göre bu ülkelerin ormanların yok edilmesiyle mücadele çerçevesinde yaptıkları harcamalar uluslararası camiadan talep edilecek. Lula, benzeri bir anlaşmanın Amazon Ormanları’nın önemli parçalarını sınırlarında bulunduran Bolivya, Peru, Venezuela, Ekvador ve Kolombiya’yla da yapılması ihtimaline bu ay yaptığı bir söyleşide değindi.

BİRLEŞMİŞ MİLLETLER ELEŞTİRİSİ

Küresel yönetimin çok zayıfladığını ve bunun bir sorun olduğunu öne süren Lula, The New Yorker ile yaptığı bir söyleşide BM Güvenlik Konseyi’ne yeni ülkelerin eklenmesi ve veto hakkının kaldırılması gerektiğini söyledi. İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana küresel jeopolitikte önemli değişmeler olduğunu belirten Lula, BM’nin buna göre yeniden düzenlenmesi gerektiği kanısında. Lula’nın resmi olarak başkanlığa başlayacağı 1 Ocak 2023 tarihi sonrasında Lula öncülüğündeki Latin Amerika sol hükümetlerinin bu yöndeki talepleri sıklıkla dile getirmeleri şaşırtıcı olmayacaktır.

BİTİRİRKEN...

2025 yılındaki iklim zirvesinin Brezilya’da düzenlenmesini öneren Lula’nun bu talebi büyük ihtimalle kabul edilecek. Bu etkinliğe Latin Amerika sol hükümetlerinin mevcut düzen karşıtı söylemlerinin damga vuracağını şimdiden öngörebiliriz. Latin Amerika hükümetleri mevcut uluslararası siyasal dengelerin karşısında konumlanan bir pozisyon benimsemeye gayret edecekleri izlenimini vermekteler. Bölge hükümetlerinin ABD ve Çin gibi küresel güçler arasında bir tür denge siyaseti izleyerek taleplerini uluslararası kamuoyuna kabul ettirmeye çalışmaları, bu durumun sonucu olarak da Latin Amerika yönetimlerinin uluslararası karar alma mekanizmalarındaki rolünün kademeli olarak güçlendirilmesi olası.

Bölge hükümetlerinin uluslararası siyasete ağırlık vermesinin önemli bir gerekçesinin iç politikada kısıtlanmış olmaları olduğu da hatırlanmalı. Latin Amerika’nın son dönemde seçilen Pedro Castillo, Gabriel Boric ve Gustavo Petro gibi sol siyasetleri temsil eden başkanları hep ikinci turda ve görece küçük farklarla seçimi kazandılar. Lula için de benzer bir durum söz konusu. Yasama organında güçlü olmayan, yerel yönetimlerin birçoğunu sağcı partilerin kontrol ettiği koşullar altında bu hükümetlerin uluslararası işbirliği yoluyla küresel siyasette kazanımlar elde ederek ülke içindeki konumlarını da güçlendirmeyi amaçlıyor olmaları normal.

Latin Amerika’nın yeni sol başkanları özellikle Avrupa’da şimdiden yakından takip edilmekteler. Yakında farklı bölgelerde de etkilerinin artması olası. Bu yönetimlerin söylemlerini ve faaliyetlerini şimdiden takip etmek küresel siyasetle ilgilenen herkes için yararlı olacaktır.

Önceki ve Sonraki Yazılar