Peru’da başkan değişikliği

7 Aralık Çarşamba günü Peru siyaseti için çok hareketli bir gün oldu. Göreve başladığı 28 Temmuz 2021 tarihinden bu yana başkanlıktan azledilmesi üçüncü kez oylanacak olan Peru devlet başkanı Pedro Castillo bu oylamanın önüne geçebilmek için Kongre’yi feshederek olağanüstü hal ilan etme girişiminde bulundu. 29 Haziran 2022 tarihinde partisi Özgür Peru’dan (Perú Libre) istifa etmek zorunda kalmış, ordu ve bürokrasi tarafından desteklenmeyen, Kongre’de çok az sayıda destekçisi bulunan ve yaklaşık bir yıldır yapılan tüm anketlerde halk desteği yüzde 30’un altında seyreden Castillo’nun bu girişimi bekleneceği üzere başarıya ulaşmadı. Yeni bir Kongre oluşturulana dek ülkeyi başkanlık kararnameleriyle yöneteceğini ve geceleri sokağa çıkma yasağı uygulanacağını duyuran Castillo’nun bu duyurusunun hemen ardından Çalışma Bakanı, Dışişleri Bakanı ve Adalet Bakanı istifa ettiler. Ahlaki yetersizlik suçlamasıyla görevden azledilmesi oylanacak olan Castillo’nun duyurusu oylamanın önüne geçmeye yetmedi. Başkan Yardımcısı Dino Boluarte’nin Castillo’yu darbe yapmakla suçlamasının ve istifa eden bakanların sayısının artmasının ardından oturum saatini erkene alan Kongre’de yapılan oylamada 130 Kongre üyesinin 101’i Castillo aleyhinde oy kullanırken Castillo’nun azledilmesine karşı çıkan Kongre üyelerinin sayısı yalnızca 6 oldu.

Tüm bunların ardından makam aracını durduran polisler tarafından gözaltına alınan Castillo büyük ihtimalle siz bu haberi okurken tutuklanmış olacak. Yine partisi Özgür Peru’dan istifa etmeye zorlanmış olan eski başkan yardımcısı Boluarte başkanlık yeminini aynı gün ederek Peru’nun ilk kadın başkanı unvanını aldı bile. Başkan yardımcılığı görevine gelene dek Peru siyasetinde pek ağırlığı olmayan Boluarte’nin önümüzdeki bir iki sene içinde görevden azledilmesi ihtimalinin çok güçlü olduğunu not etmek gerekiyor. Boluarte geçtiğimiz beş yıl içinde göreve gelen altıncı Peru başkanı oldu. Peru’nun başkanlık sisteminin istikrar getirdiği iddiasının geçersiz olduğunu gösteren çok sayıda örnek arasında ilk sıralarda yer aldığını söyleyebiliriz.

Castillo, Kongre’yi feshetme girişiminde bulunmasaydı büyük ihtimalle rakipleri onu azletmek için gereken 87 oya ulaşamayacaklardı. Zaten azletme oylamasının gerçekleştirilmesi kararı da 73 oyla alınmıştı. Her ne kadar bir önceki yazımda da belirttiğim üzere Castillo’nun salt çoğunluğun oyuyla görevden azledilebileceğini savunanlar olsa da 87 Kongre üyesinin oyu alınmadan Castillo’yu azletme girişiminin uluslararası camiada darbe olarak adlandırılacağı görülmekteydi. Yani, Kongre’yi feshetmeye kalkmasaydı Castillo büyük ihtimalle bir süre daha başkanlık görevine devam edecekti. Böyle bir girişime neden kalkıştığı, bundan ne gibi bir sonuç almayı umduğu gibi sorulara Castillo’nun yargılanması başlayana dek yanıt alamayabiliriz.

Özgür Peru partisinin lideri Vladimir Cerrón 7 Aralık günü Castillo’nun Kongre’yi feshetme girişimini desteklemediklerini erken saatlerde duyurmuştu. Boluarte’nin yemin etmesinden kısa süre sonra eleştirilere karşı Twitter’dan Boluarte’yi savunan bir paylaşım yapan Cerrón’un pek destekçisi bulunmayan Boluarte hükümeti üzerinde büyük etkisi olabilir. Boluarte’nin yeni kabineyi açıklamasının ardından Özgür Peru’nun yeni hükümet üzerindeki etkisine dair daha açık bir yorum yapmak mümkün olacak.

Castillo’nun Kongre tarafından azledilmesinin ardından Meksika Büyükelçiliği’ne sığınabileceğini düşünen Castillo karşıtı eylemciler Meksika Büyükelçiliği’ne giden yolları kapatarak eylem yapmışlardı. Bolivya’da Evo Morales’e karşı gerçekleşen darbe sonrasında olduğu gibi Peru’daki siyasal krizde de Meksikalı yetkililerin aktif rol oynayabileceğini düşünen eylemcilerin tepkisi merkez sol Andrés Manuel López Obrador hükümetinin bölgedeki diğer sol hükümetler üzerindeki etkisini gösteriyor. Başta ABD olmak üzere zengin ülke hükümetlerinin çoğuyla iyi ilişkiler tesis eden ve kendi ülkesindeki çeşitli sol hareketlerin kriminalize edilmesinin önüne geçmeyen López Obrador hükümetinin bölgedeki diğer sol hükümetlerin hamisi pozisyonunu benimsemeye yönelmesi şaşırtıcı bir gelişme olmakla beraber Meksika devletinin (ya da resmi adıyla Birleşik Meksika Devletleri) genel olarak Latin Amerika üzerindeki nüfuzunu artırma politikalarıyla uyumlu görünüyor. López Obrador da her ne kadar Castillo’yu açıktan desteklemese dahi yaptığı sosyal medya paylaşımında mevcut krizden dolayı seçildiği günden itibaren Castillo hükümetine düşmanlık gösterdiğini öne sürdüğü muhalefeti suçladı. Brezilya’nın 1 Ocak 2023 tarihinde göreve başlayacak olan seçilmiş başkanı Lula da Castillo’yu suçlamayan bir açıklama yapmakla birlikte yeni başkan Boluarte’ye de işbirliği çağrısında bulundu.

Anketlerde beklenenin çok üstünde oy alarak (%18,92) 2021 Peru başkanlık seçiminin ilk turunu birinci sırada bitiren Castillo, ikinci turda da eski diktatör Alberto Fujimori’nin aşırı sağcı kızı Keiko Fujimori karşısında seçimi kazanmayı başarmıştı. Seçimlerde başarılı bir performans sergileyen Castillo, göreve gelmesinin ardından Peru koşulları için dahi çok başarısız sayılabilecek bir yönetim gösterdi, bir buçuk yıldan kısa sürede 70’in üstünde bakan değiştirdi. Bu durum bir kez daha seçim kazanabilmek için gereken becerilerle seçimin kazanılmasının ardından başarılı bir siyasal yönetim için gereken becerilerin pek uyuşmadığını, iyi bir seçim performansı sergileyebilecek adayların seçim sonrasında çok büyük başarısızlıklara imza atabileceklerini göstermiş oldu. Kurumların zayıf olduğu, toplumsal hareketlerin yeterince örgütlenemediği Peru’da Castillo yönetimi toplumun hiçbir kesimini memnun etmeyi başaramadı.

Bitirirken

Geçtiğimiz hafta Latin Amerika siyaseti için çok hareketli geçti. Eski Arjantin devlet başkanı ve mevcut başkan yardımcısı Cristina Kirchner’in 6 Aralık 2022 tarihinde altı yıl hapis cezası almasından bir gün sonra Peru’daki kriz meydana geldi. Bolivya’daki Luis Arce hükümeti karşıtı eylemler başta olmak üzere başka Latin Amerika ülkelerinde de önümüzdeki dönemde ciddi boyutta siyasal krize yol açacak gelişmeler gözlemlenmekte.

Bir önceki paragrafta değindiğim Peru, Arjantin ve Bolivya hükümetlerinin ortak noktası hepsinin kendini sol içerisinde konumlandırıyor olmaları. Bu tip gelişmeler Latin Amerika’da son dönemde yükselen sol dalgaya yönelik bir umutsuzluk hissi yaratabilir. Bu durumda hatırlanması gereken şey sol dalgadan kastedilenin seçim başarıları olmadığı ve Latin Amerika’da solun yükselişi derken öncelikli olarak toplumsal hareketlere atıf yapılıyor olduğudur. Sol adayların seçim kazanmaları bu sol dalganın sebebi değil sonucudur. Yani, yükselen Latin Amerika solu seçim kazanarak göreve gelen sol hükümetler tarafından inşa edilmemekte, aksine bu adayların seçimi kazanmalarını sağlayacak toplumsal dönüşüm sol hareketler öncülüğünde gerçekleşmektedir. Ne yazık ki birçok örnekte göreve gelen sol hükümetler zayıf kadrolarla çalışmakta, yolsuzlukla ve suçla mücadelede başarısız olmaktadır. Sol hükümetlerin yaşadığı sorunların temelinde sol politikaların uygulanmasının yatmadığı rahatlıkla söylenebilir. Peru örneğinde de Castillo’nun başarısız yönetimi sosyalist politikalar izlenmesinden değil Peru siyasetinin yolsuzluk, liyakatsizlik, suç örgütleriyle ilişkili kadrolarla çalışmak gibi gelenekselleşmiş sorunlarından kaynaklanmaktadır. Umalım ki gerek Peru solu gerekse Latin Amerika solu Castillo’nun hatalarından ders çıkarabilsin.

Önceki ve Sonraki Yazılar