Latin Amerika'da sömürgeciliğin etkileri üzerine notlar

Latin Amerika’nın bugün mücadele ettiği yapısal şiddet, toplumsal eşitsizlik, ekonomik sömürü ve ilişkili sorunlarda sömürgeci dönemin toplumsal, siyasal, ekonomik ve kültürel mirasının azımsanamayacak etkisi olduğu sıklıkla iddia edilir. Bu yazıda kısaca sömürge döneminden bugüne devamlılık gösteren ve Latin Amerika’daki güncel gelişmeler değerlendirilirken mutlaka hesaba katılması gerektiğini düşündüğüm bazı olgulara değineceğim. Her ne kadar benzer sorunlar birçok Latin Amerika ülkesinde mevcut olsa da ben değerlendirmelerimi genellikle daha yakından takip ettiğim Kolombiya ve Meksika örnekleri üzerinden yapıyorum.

Hacienda sistemi

Hacienda denildiğinde akla genellikle İspanya Krallığı tarafından İspanyollara veya Amerika kıtasında doğan İspanyol kökenli “criollo”lara özel mülk olarak verilen geniş topraklar gelir. Bu sistem çok az sayıda insanın ekonomik faaliyetlerde kullanılan büyük topraklara sahip olduğu bir sistemdir. Birçok ülkede “patron” olarak adlandırılan hacienda sahipleri toprak sahibi olmayan çok sayıda köylünün emeğini sömürerek zenginleşmiştir. Bu köylüler birçok örnekte ırksal olarak da aşağı görülürler. Yasal hakları olmayan ve uygunsuz çalışma koşullarında çalışmaya zorlanan bu köylüler birçok örnekte ücret dahi almamakta, yalnızca beslenme ve barınma gibi temel ihtiyaçlarını karşılayabilmekteydiler. Bugün Latin Amerika’nın kırsal bölgelerinde hala çok sayıda köylünün patronlar tarafından kayıtdışı biçimde ve hiçbir yasal hak tanınmadan çalıştırıldıkları görülebilir. 20 yıldır çalıştığı halde hiç yıllık izin kullanmamış, tek kuruş sigortası yatırılmamış, asgari ücretin çok daha altında bir ücretle haftada en az altı gün çalışan köylülerin sayısı hiç az değil.

Hacienda sistemi Latin Amerika’da siyasal merkezin zayıf olmasının da sebeplerinden biri. Kırsal bölgelerde büyük toprak sahibi patronlar sömürge döneminden bu yana oğullarını büyük şehirlere üniversitede okuyup diğer patron çocuklarıyla tanışmaya gönderirler. Üniversite eğitiminin ardındansa merkezde kalmak yerine haciendaya dönmek tercih edilmekteydi. Latin Amerika’da siyasal elitin merkezde toplanmaktansa bölgelere dağılmış olmasında bu sistemin etkisi büyük.

Latin Amerika kır gerillalarının kökeni büyük toprak sahibi patronlara isyan ederek özsavunma grupları örgütleyen köylülere dayanmaktadır. Büyük toprak sahiplerinin köylülere karşı oluşturduğu silahlı gruplarsa Latin Amerika paramilitarizminin temelindedir. Yani, kıtanın birçok ülkesinde on yıllardır süren çatışmaların kökeni hacienda sisteminin yarattığı adaletsizlikler ve bunlara karşı ortaya çıkan köylü direnişlerine götürülebilir.

Irksal hiyerarşi

Latin Amerika’da sömürge dönemi ırksal hiyerarşisinde Avrupalı, yerli ve siyah “kan” oranının detaylıca hesaplanmasıyla neredeyse mümkün olan her türlü kombinasyona bir isim verilmiştir. Kastların isimleri ülkeden ülkeye bazı değişiklikler göstermekle birlikte kast sistemi Latin Amerika genelinde benzer özellikler göstermektedir. Yaygın kast sınıflandırmalarının birine göre İspanyol erkekle Yerli kadının kızı “mestiza” olacak, mestiza kadının İspanyol erkekle olan oğlu “castizo” olacak, castizo erkekle mestiza kadının oğluysa “chamizo” olacaktır. Veya bir yerli erkekle siyah kadının oğlu “lobo” olacak, lobo erkeğin siyah kadınla olan oğlu “chino” olurken yerli kadınla olan oğlu “albarazado” olacaktır. Bu detaylı kast sistemi toplumu küçük gruplara bölerek bu grupları hiyerarşik olarak düzenler.

Bu sistem hem Avrupa-merkezci bir yaklaşımın kıta genelinde benimsenmesine sebep olmuş, hem de insanlar ve topluluklar arasındaki eşitsiz ilişkilerin varlığını görece meşrulaştırmıştır. Kıtada bugün hala görülen toplumsal tabakalaşma ve katı hiyerarşilerin temelinde yakın geçmişe kadar Latin Amerika toplumlarını önemli ölçüde etkileyen ırksal hiyerarşi sisteminin bulunduğunu öne sürmek mümkün.

Katolik Kilisesi’nin hakimiyeti

Katoliklik 20. yüzyıl ortalarına dek çoğu Latin Amerika ülkesinde devlet diniydi. Her ne kadar bugün Katolikliğin resmi din olduğu tek Latin Amerika ülkesi Kosta Rika olsa da Peru’dan Arjantin’e Nikaragua’dan Paraguay’a birçok Latin Amerika ülkesinin anayasasında Katolikliğe özel statü tanıyan hükümler bulunmaktadır. Anayasasında bu hükümler bulunmayan ülkelerde dahi kiliselerin siyasal faaliyetlerinin önemli etkiler yarattığını görmekteyiz. Meksika ve Kolombiya gibi ülkelerde 20. yüzyılda gerçekleşen sekülerleşme girişimleri ülke genelinde iç savaşlara yol açmıştır. Kiliselerin yasal siyasi hareketlere açık desteğinin normalleşmesinin sonucu olarak son dönemde Evanjelik kiliseleri de Latin Amerika siyasetinin önemli aktörlerinden oldu.

19. yüzyılda devlet dininin Katoliklik olması ve anayasal metinlerde iktidarın kaynağı olarak doğrudan Tanrı’ya atıf yapılması Latin Amerika’da vatandaşlığın siyasal öneminin zayıflığının temel sebeplerinden biridir. İktidar vatandaşların rızasından değil Tanrı’dan kaynaklandığı ölçüde vatandaşın hakları kısıtlanmakta, siyasal otoritelere olan ödevlerle Tanrı’ya olan ödevlerse birbirine karışmaktadır.

Katolik Kilisesi’nin tarihsel üstünlüğü azınlıkların gayriinsanileştirilmesinde de önemli rol oynamakta. Örneğin, Kolombiya’da Katolik olmayan vatandaşlara kendi mezarlıklarını inşa etme hakkı resmi olarak 1835 yılında tanınmış, bu hakkın tanınması Antioquia gibi muhafazakâr bölgelerde dinsel kökenli isyanlara sebep olmuştur. Latin Amerika’da siyasal merkezin zayıflığının sebeplerinden birinin de kiliselerin ve tarikatların siyasal otoritesi olduğu söylenebilir. Bugün Latin Amerika solunun belki de öncü bileşeni olan feminist hareketlerin de, her ne kadar bununla sınırlı olmasa da, başta kürtaj hakkı mücadelesi olmak üzere çeşitli konularda kilise karşıtı seküler hareketlerin mücadelesini devraldığını öne sürmek mümkün.

Ekstraktivizm

Yer altı ve yer üstü kaynakların sömürgeci ülkelere gönderilmesine dayanan ekstraktivist ekonominin sonucu olarak Latin Amerika ülkelerinin ekonomisi büyük ölçüde hammadde ticaretine dayanır hale gelmişti. Ekonomik faaliyetlerin büyük oranda sömürgeci ülkelerle yapılan ticarete dayanması, bu ülkelerle ilişkileri iyi olan Avrupa kökenli elit azınlığın nüfuzunu iyice artırmıştır. Bu ekonomik sistem öncelikle köle emeğine, köleliğin yasaklanmasının ardındansa çalışma koşulları kölelerden çok daha iyi olmayan yoksul işçilerin emeğine dayanmaktadır. Bu sistem yine ülke içindeki hakimiyet ilişkilerini meşrulaştırmakta, bunun yanı sıra Latin Amerika elitini sömürgeci ülkelerin burjuvazi sınıfına bağımlı hale getirmekteydi.

Bitirirken

Sömürge döneminin çok çeşitli kültürel, siyasal ve toplumsal miraslarına kısa bir köşe yazısında değinmek mümkün değil. Hacienda sistemine, ırksal hiyerarşiye, Katolik Kilisesi’nin hakimiyetine ve ekstraktivizme değinmemin sebebi dört olgunun da eşitsizlikleri ve sömürüyü meşrulaştırmaya hizmet eden toplumsal ve kültürel dinamikler yaratmış olmasıdır. Büyük toprak sahipleri, Avrupa kökenliler, Katolik din adamları ve büyük burjuvazi gibi küçük azınlıkların toplumun tamamı üzerinde hakimiyet kurmasını meşrulaştıran bu olgular bugün yer yer farklı biçimler altında da olsa hakimiyet ilişkilerinin devamlılığını sağlamakta. Özellikle toplumsal hiyerarşiler bu dört olguyla doğrudan ilişkili.

Latin Amerika sol hareketlerinin çoğu bu olgulardan en az birine karşı mücadele temelinde örgütlenmiştir. Köylü mücadeleleri, ekstraktivist sektörlerin (tarım, petrol, maden gibi) işçi mücadeleleri, seküler hareketler ve yerli hareketleri bölgedeki sol örgütleri etkileyen hareketler oldular. Latin Amerika’da yüzlerce yıldır nesilden nesile aktarılan sömürgeci mirasla hesaplaşma bugün hala devam etmekte. Mevcut toplumsal hareketleri bu tarihsel bağlamı içerisinde değerlendirmek hareketlerin siyasal pozisyonlarının kavranmasını da kolaylaştıracaktır.

Önceki ve Sonraki Yazılar