Gezi'yi her zerresiyle savunuyorum

Mayıs ayının son günleriydi. Gezi Parkı’nı hukuka aykırı olarak yıkıp, “Kışla” adı altında bir otel - AVM yapma planları açıklanmıştı.

TMMOB başta, 80 bileşenden oluşan “Taksim Dayanışması” grubu, projeye karşı imza toplamıştı. Sadece İstanbul değil, Karadeniz’den Hasankeyf’e, çevre yıkımları ve hareketlerini takip ettiğimden ben de konu hakkında yazıyordum.

28 Mayıs 2013’te, parka iş makinelerini girdiğini duyduğumda çıkıp Gezi’ye gittim.

Öğleden sonraydı, belki 50 belki 60 kişi, karşılarına dizilmiş polis ve belediye işçilerinin karşısında dil döküyordu. O yalvarışlar kulağımdan gitmez:

“Ne olur ağaçları kesmeyin, hukuka aykırı bir iş yapıyorsunuz!”

Gençlerin arasında, hem onları korumaya çalışan, hem polise laf anlatmaya çalışan ufak tefek, çizgi romandan fırlamış kadar tatlı bir kadın vardı. Mimarlar Odası İstanbul yöneticilerinden, Yüksek Mimar Mücella Yapıcı’yla ilk kez o gün tanıştık.

Ağaçların altında ikişer üçer kişi oturuyorduk. O sırada çevik polis gaz sıkmaya başladı.

Yapıcı yerde bir örtüye oturmuştu, polisler köşesinden çekince Mücella Hanım top gibi yerlerde yuvarlanmaz mı?

Yardıma koştuk, fakat baktım ki kendi derdi umurunda değildi.

Ağaçlar kesilecek, ya da çocukların başına bir iş gelecek diye gözyaşı döküyordu. Zaten öyle yufka yürekli, öyle can bir insandır ki herkes ona “abla” veya “anne” diye hitap eder.

İnsanlıktan çıkmış bir “şey” var karşımızda... Gezi ve sonrasında Mücella Hanımı ve Taksim Dayanışması’nın bileşenlerini daha yakından tanıma fırsatı buldum. Defalarca yayın yaptık, görüş aldık.

Can Atalay’la Soma’dan Cumhuriyet davasına, her yerde karşılaştık. Atalay, Gezi’de öldürülen çocukların, iş cinayetlerinde hayatını kaybedenlerin de avukatı.

Gencecik insanlar Gezi’de sokağa çıktı diye komaya sokuldu, kör edildi, sakatlandı, dövüldü, arabayla ezildi, öldürüldü. Biber gazı yüzünden kalp krizi geçirip hayatını kaybedenlerden kimse bahsetmiyor bile. O çocukların katilleri ortalıkta dolaşıyor.

Düşünüyorum da Taksim Dayanışması’nın olağanüstü çabası, olmasaydı, Gezi Parkı direnişinde çok daha fazla insan yaralanabilir, öldürülebilirdi

Defalarca yazdım, anlattım: Gezi nöbetinin, sonra Park direnişinin kendiliğinden nasıl büyüdüğüne şahidim.

Ama tekrar tekrar hatırlatmak şart! Çünkü aradan geçen dokuz yıl, sayısız dava, beraat kararı sonrasında “seçerek aldıkları” insanlara ağırlaştırılmış müebbet, müebbet verecek kadar insanlıktan çıkmış bir “şey” var karşımızda.

Sokağa çıkan milyonları korkutmak, sindirmek için uydurdukları yalanların karşısındaysa kapı gibi hakikat duruyor.

Gezi direnişini bu boyuta getiren ne bir finansör, ne bir sivil toplumcu, ne de belgeselciydi! AKP hükümetinin emriyle, korkunç boyutlara taşınan polis şiddetiyle Gezi direnişi büyüdü, tüm Türkiye’ye yayıldı.

Evet, isyanını alan geldi Gezi Parkı’na, şehir meydanlarına. Başka nasıl olacaktı ki? Kent hakkı için verilen mücadele, ifade özgürlüğü ve demokrasi talebiyle birleşip çağlayan gibi aktı.

İKTİDARIN BORAZANLARI DA FARKINDA

Hayatımda tanıdığım en sağlam, en vicdanlı, en demokrat insanlardan biri olan Osman Kavala’nın Gezi’yi düzenlemekle hiçbir alakası olmadı. Ama poğaça ısmarlayıp Park’a gönderdiği iddianameye girdi!

Tencerelerle dolma getiren kadınları, parka pizza yollayan isimsizleri mi suçlasalardı?

Muz kolilerinde kokain ticareti yapmaya benzemiyor tabii…

Kalpleri, sözde değil gerçek memleket aşkıyla dolu, hayatlarını hak mücadelesine, sanata, kültüre, eğitime adamış, bu ülkenin en parlak insanlarını suçlayacak bir delil, belge bulmak için ne çok yırtındılar!

Silivri’deki davaya iki yıl gittik geldik, defalarca hakimler değiştirildi. Ne de olsa beraat kararı verilmişti!

Sonunda Kavala’yı, AİHM kararını uygulamamak için casusluk suçlamasıyla tekrar tutuklayıp, Gezi dosyasını tekrar açtılar. Casusluk suçlaması da düştü, bu defa tekrar dönüp finansör yaptılar!

Herkes bu davanın neden ve nasıl “görüldüğü”nü, dava olacak bir suçun dahi işlenmediğini, Gezi’nin hükümeti devirmeye teşebbüs olmadığını gayet iyi biliyor.

Bunu AKMHP borazanları da gayet iyi biliyor. Yalanlarını itiraf edecek haysiyeti bekleyecek değiliz. Etseler bitecekler çünkü.

Mücella, Çiğdem, Can, Tayfun, Yiğit, Osman, Hakan ve Mine, hepsi dost, tanıdık. Ancak bu yazıyı, eş dost oldukları için yazmadım.

Başta 1639 gündür tutuklu olan Kavala olmak üzere, hepimiz adına yıllardır mahkemelerde süründürülen, haksız suçlamalara karşı dimdik duran bu onurlu, biricik insanlara yaşatılanları asla kabul etmediğimi söylemek için yazdım….

Bu yargıya değil saygı duymak, siyasi çıkarları uğruna hukuku ayakları altına alanları reddediyorum.

Ve sonuna kadar, her zerresiyle, her dakikası ve insanıyla Gezi’yi savunacağımı bir kez daha ilan ediyorum. Beğenmeyen gelsin tıksın hapse.

(Manşet kolajında kullandığımız fotoğraflar: Nar Photos, Gülşin Ketenci / Nar Photos, Eren Aytuğ / Nar Photos Serra Akcan )

Önceki ve Sonraki Yazılar