İLKE ATİK TAŞKIRAN

İLKE ATİK TAŞKIRAN

İnsan zihni bir klasöre sığar mı?

İLKE ATİK TAŞKIRAN

Bir bilgisayar açılıyor.
İçinde bir sinek var.

Ama bu bir animasyon değil. Kimse ona nasıl yürüyeceğini öğretmedi, nasıl besleneceğini programlamadı. Buna rağmen yürümeye başlıyor, kanatlarını temizliyor, yiyecek arıyor. Çünkü hareketlerini yöneten şey bir yazılım değil; gerçek bir beynin kopyalanmış bağlantıları.

Bu inanılmaz sahnenin ardında, yıllarca süren bir çalışma ve milyarlarca bağlantının haritalanması yatıyor. Geçtiğimiz haftalarda nörobilim ve yapay zekâ dünyasında yapılan bir deney, insanlığın çok eski bir sorusunu yeniden gündeme taşıyor: Bir zihin gerçekten başka bir ortama taşınabilir mi?

Araştırmacılar, bir meyve sineğinin beynini nöron nöron inceleyerek her bağlantıyı dijital ortama aktarmayı başardılar. Beyindeki 139.000 sinir hücresi ve 54 milyon bağlantının haritasını çıkardılar ve bu haritayı bilgisayarda gerçek bir sinek bedenine yerleştirdiler.

Sonrası beklenmedik bir sahneydi.

Dijital sinek yürümeye başladı.
Kanatlarını temizledi.
Besin aradı.

Araştırmacılar bu davranışları tek tek programlamamıştı. “Yürü”, “temizlen” ya da “beslen” gibi komutlar yazılmamıştı. Buna rağmen tüm bu hareketler ortaya çıktı. Çünkü bu davranışların mantığı zaten o biyolojik ağın içinde, yani beynin bağlantı mimarisinde saklıydı.

Zeka yazılım mı, mimari mi?

Bu deney, yapay zeka hakkında alıştığımız anlatıyı sarsan bir ihtimali gösterdi. Uzun zamandır teknoloji dünyası zekanın devasa veri setleriyle makinelere sonradan öğretildiğini anlatıyordu. Oysa bu deney farklı bir şey söylüyor. Zeka bazen sonradan yüklenen bir yazılım değil, bir sistemin fiziksel mimarisinde gömülü bir düzen olabilir.

Başka bir deyişle, bir beynin bağlantı haritasını doğru şekilde kopyalarsanız, o sistem yeni bir ortamda çalışmaya başlayabilir. Bugün bu yalnızca bir sinek için mümkün ama hedefte önce fare, sonra insan beyni var.

İnsan beyninde yaklaşık 86 milyar nöron bulunuyor ve bu nöronlar trilyonlarca bağlantıyla birbirine bağlı. Bir sineğin sinir sistemiyle kıyaslandığında aradaki fark neredeyse hayal edilemeyecek kadar büyük. Ama bu deney, en azından teorik olarak ilk adımın mümkün olduğunu gösteriyor.

Eğer bir gün insan beyninin tüm bağlantılarını eksiksiz biçimde haritalamak mümkün olursa, ortaya çıkabilecek sonuçlar bilim kurgu romanlarını bile zorlayacak kadar radikal olabilir.

Tıp ve bilim için yeni bir kapı

Örneğin nörolojik hastalıkları anlamak bambaşka bir noktaya taşınabilir. Alzheimer gibi hastalıklarda beyindeki bağlantılar zamanla kopuyor. Eğer sağlıklı bir beyin ile hastalıklı bir beynin haritaları karşılaştırılabilirse, hangi bağlantıların bozulduğu çok daha net görülebilir.

Tıpta başka bir kapı daha açılabilir. Bir gün insanların dijital beyin modelleri oluşturulabilirse, yeni ilaçlar önce bu modeller üzerinde test edilebilir. Yan etkiler ya da riskler gerçek hastalara uygulanmadan önce anlaşılabilir.

Daha da çarpıcı bir ihtimal ise hareket kabiliyetini kaybetmiş insanlar için ortaya çıkabilir. Bazı hastalar bedenlerini hareket ettiremezken zihinleri tamamen sağlıklı kalıyor. Beyindeki hareket komutlarını okuyup bunları robotik sistemlere ya da dijital ortamlara aktarabilmek, bu insanlar için bambaşka bir özgürlük alanı yaratabilir.

Dijital zihnin karanlık tarafı

Ancak her büyük teknolojik sıçramada olduğu gibi, bu ihtimalin karanlık tarafı da var. Eğer düşüncelerimiz, anılarımız ve alışkanlıklarımız beynimizdeki bağlantıların içinde saklıysa ve bu bağlantılar dijital bir dosyaya dönüşebiliyorsa, o dosya korunması gereken en hassas veri haline gelir. Hack’lenebilir, kopyalanabilir ya da izinsiz kullanılabilir.

Daha karmaşık bir mesele ise çalışma hayatı olabilir. Bir insanın zihinsel faaliyetleri dijital olarak kopyalanabiliyorsa, teorik olarak bu kopya düşünsel işler yapmaya devam edebilir. Yazılım geliştirmek, analiz yapmak ya da tasarım üretmek gibi birçok meslek aslında fiziksel bir bedenden çok zihinsel süreçlere dayanıyor.

Yeni bir güç dağılımı

Böyle bir teknolojinin ortaya çıkması, insanlık tarihinde yeni bir güç dağılımı yaratabilir. Çünkü mesele yalnızca para ya da teknolojiye erişim olmayacak; mesele zihnin kendisine erişim olacak.

Bu imkanın ilk kullanıcıları büyük ihtimalle en güçlü şirketler ve en zengin insanlar olacak. Onlar bilgi birikimlerini, deneyimlerini ve belki de bilinçlerini dijital ortamlara taşıyabilirken, geri kalan büyük çoğunluk biyolojik sınırların içinde yaşamaya devam edecek.

Böylece tarihte ilk kez insanlar yalnızca gelirleriyle ya da ülkeleriyle değil, zihinlerinin yaşayabildiği süreyle birbirinden ayrılacak.

Bilinç ve yaşam yeniden mi tanımlanıyor?

Bugün sinek, yarın fare, belki de bir gün insan… Eğer insan zihninin tüm bağlantıları okunup dijital bir ortama taşınabilirse, zihin artık sadece bedene bağlı bir varlık olmaktan çıkacak. Anılar, alışkanlıklar, hatta kişilik, fiziksel sınırların ötesinde bir “veri haritası” hâline gelecek. Bu, yalnızca bilimsel bir merak değil; insanın kendini, bilinci ve yaşamını yeniden tanımlayabileceği bir eşik.

Ve bir gün dijital bir kopya, bedenin yapamadığı işleri gerçekleştirecek, bilgiyi çoğaltacak, yaratıcılığı sürekli üretecek. İnsanlık belki de ilk kez, zihnin fiziksel sınırlar ve biyolojik süreklilikten bağımsız olabileceği bir gelecekle yüzleşecek.

Bu gerçekleştiğinde, insanlık yalnızca yeni bir araç icat etmiş olmayacak.

Kendi varoluş biçimini değiştirmiş olacak.

İlke Atik Taşkıran, lisans eğitimini Ankara Üniversitesi İstatistik Bölümü’nde, yüksek lisans ve doktora eğitimini ise Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Anabilim Dalı’nda tamamlamıştır. Dijitalleşen medyanın toplumsal etkileri üzerine akademik çalışmalar yürütmektedir. Stratejik iletişim, medya okuryazarlığı ve içerik geliştirme alanlarında hem saha uygulamaları hem de akademik katkılar sunmaktadır.

Kurucusu olduğu iletişim ajansında Marka & İletişim Direktörü olarak görev almakta ve stratejik iletişim projelerine liderlik etmektedir. İletişim yönetimi alanında 15 yılı aşkın deneyime sahip olan Taşkıran, birçok sektörde iletişim kampanyaları tasarlamış; ayrıca içerik üretimi, görsel hikâyeleştirme ve stratejik anlatı tasarımı konularında çalışmalar yürütmüştür.

Önceki ve Sonraki Yazılar
İLKE ATİK TAŞKIRAN Arşivi