KARADENİZ’DE SULAR ISINIRKEN

ABD ve Rusya arasındaki çekişme genelde Doğu Avrupa ve Karadeniz ekseninde yaşandı. Her ne kadar ABD, küresel siyasette  stratejik rakip olarak Çin’i görse ve onu artık Hint-Pasifik olarak adlandırdığı bölgede karşılama/çevreleme politikasına yönelmiş olsa da, Yemen’den Baltık’lara kadar uzanan bir hatta hem Rusya, hem Çin ile bir bölgesel rekabet ve yer tutma mücadelesi devam ediyor.

Belarus’ta yaşanan göç krizi bunun görüntülerinden biriydi. Yine, Karadeniz havzası hem ABD’nin Rusya’yı çevrelemesi hem de Çin’in Avrupa’ya ulaşma yolunu kontrol altına alması açısından önem kazandı. Bu geniş coğrafyadaki çekişme özellikle 2014’ten itibaren hız kazandı ve hem ABD’nin bölge politikasında değişikliğe gitmesine, Ortadoğu, Doğu Akdeniz ve Karadeniz ekseninde yeni bölgesel ittifakların kurulmasına neden oldu. Diğer bir deyişle, Karadeniz bölgesi ABD/NATO’nun daha çok kısa erimli askeri ve diplomatik Rusya’yı ama stratejik ve uzun erimli olarak da Çin’i karşıladığı coğrafi bölgelerden biri oldu.

 Karadeniz bölgesi Rusya’nın Akdeniz ve Ortadoğu’ya açılma yolu. Her ne kadar “sıcak denizlere” inme gibi bir klişeyi tekrarlamak anlamlı olmasa da, özellikle Karadeniz’de ABD ve NATO’nun yayılmasını, güçlenmesini ve kendisini sıkıştırmasına karşı askeri girişimlerde bulunmak Rus stratejsinin önceliklerinden biri oldu. Bunu hem 2008’de Gürcistan müdahalesi, hem de  2014’te Kırım’ı işgal ve ilhakında gördük. Rusya böylece, daha NATO üyesi olmadan Ukrayna’nın bir parçasını koparıp stratejik bir üstünlük elde edebildi, Donbas bölgesini istikrarsızlaştırarak bu ülke üzerindeki baskısını sürdürmeyi garantiledi. ABD ve Batı’nın buna tepkisi ekonomik ambargo ve NATO stratejisinde tehdit tanımı içine alınması oldu.

Bundan sonra Karadeniz ve Doğu Avrupa karşılıklı silahlanma, tatbikatlar, askeri tahkimat, hibrid savaş teknikleri gibi günümüz stratejik çekişme modellerinin neredeyse hepsinin uygulandığı bir alana dönüştü. Bu yaşananlar Türkiye’yi de doğrudan etkiledi, hem ABD ve NATO içindeki konumunu ve tarafını seçmeye zorladı, hem de Rusya ile ilişkilerinde en ciddi kırılma noktalarından biri oldu. Buna aşağıda daha detaylı değineceğim.

ABD’nin bu bölgede öncelikle Rusya’yı sıkıştırma ve Rusya’nın da bunu kırma, gerektiğinde Suriye ve Libya’da olduğu gibi Akdeniz bölgesinde de etkinlik kazanma politikası giderek yoğunlaştı. Çin ise başka bölgelerde olduğu gibi daha alttan, iktisadi araçları kullanarak hareket etmeye çalıştı.

ABD'NİN STRATEJİSİ

ABD bir yandan Baltıklarda askeri olarak tahkimatını güçlendirirken ve Polonya’yı bunun merkezi olarak görürken, NATO 2016’da Polonya, Litvanya, Letonya ve Latviya’ya yönelik olarak  “ileriden savunma tahkimatı” stratejisine geçti. Polonya ve Baltık ülkelerinde tarihsel olarak güçlü olan Rus karşıtlığı ve Rusya’nın hava sahasındaki askeri hareketliliği bu bölgede ABD’nin işini çok kolaylaştırdı. Karadeniz bölgesinde ise ABD her biri birbirini tamamlayacak şekilde Yunanistan, Bulgaristan, Romanya ve Türkiye’ye dayanıyor. ABD, Romanya’da 1,000 civarında asker bulundururken bu ülkedeki Deveselu üssünde bulunan radar ile Kürecik de dahil Doğu Avrupa ve Ortadoğu’daki hava savunma etkinleştirdi. Daha sessiz olmakla birlikte ABD Bulgaristan’a da askeri destek veriyor. 

Temmuz 2021’de ABD’nin öncülüğünde 20 yıldır yapılan Deniz Meltemi tatbikatına 30 ülke katılırken şimdiye kadarki en büyük tatbikat oldu. 

Ekim ayında ise Amerikan Savunma Bakanı Austin Bulgaristan, Romanya, Ukrayna ve Gürcistan’ı ziyaret ederek bölgenin ABD stratejisi açısından önemini ve burayı boşlamayacaklarını göstermiş oldu. Moldava ile birlikte en zayıf halka olan Gürcistan’a ABD savunma bakanının gitmesi önemli bir gelişmeydi ve imzalanan savunma anlaşmasıyla ABD’nin askeri yardım ve destek bağını güçlendirdi.  

Ekim ayında bir yandan Belarus’taki göçmen krizi tırmanırken, NATO'nun Moskova ofisinde çalışan sekiz görevli casusluk nedeniyle işten atılınca, Rusya hem bu ofisin ve askeri irtibat ofisinin çalışmasını askıya aldı, hem de NATO enformasyon ofisini kapattı. Bu gelişme NATO-Rusya ilişkilerinde tarihin en dip noktasını temsil ediyor. Ukrayna’ın NATO üyeliğine Rusya’nın şiddetle karşı çıktığını, gerilimi şimdilik tırmandırmaktan kaçındığı için ABD ve NATO bu hamleyi ellerinde tuttuğunu ama kullanma konusunu ertelediğini görüyoruz. 

Bu arada Rusya’nın da Kırım’a asker ve savunma sistemleri kaydırdığını, bu asker sayısının 31 bini bulduğunu, Ukrayna sınırına 100 civarında uçak ve çok sayıda tank yerleştirdiğini belirtmek gerek. Hatta, anti-SİHA füzeleri ile S-400 füzeleri de bu savunma sistemleri arasında. 

ABD’li istihbarat yetkilileri Rusya’nın Ukrayna sınırına yığınak yaptığını ve bir sürpriz saldırıda bulunma ihtimalinin olduğu bilgisini paylaştılar. Hatta, CIA başkanı Putin’i uyarmak için Moskova gidip görüştü. Batı medyasında petrol fiyatları yüksek iken, Almanya’da liderlik el değiştirirken ve ABD içerideki sıkıntılarıyla uğraşırken, Putin’in bu “stratejik boşluk”tan faydalanacağına dair kaygılar artmış durumda. 

Rusya’nın yanında Çin de 2010’lardan itibaren bölgeye girmeye başladı. Çin’in Karadeniz bölgesine girmesi askeri olmaktan çok liman satın alma, ticari ilişkiler, şirket satın almaları ve alt yapı hizmetleri şeklinde seyretti. En geniş anlamda Karadeniz Bir Yol Bir Kuşak girişimi aracılığıyla Çin’i Avrupa’ya bağlayan geçiş hattı olarak önem taşıyor. 2015’e gelindiğinde Batı’nın uyguladığı ambargoya tepki olarak Rusya ile askeri tatbikat düzenlese de Çin askeri angajmanını sınırlı tutmayı tercih etti. Yine Çin, dikkatli bir şekilde, Kırım’ın ilhakının BM Güvenlik Konseyi’nde kınanmasına yönelik karara Rusya gibi olumsuz oy kullanmak, yani vetoya katılmak yerine, çekimser kalmayı ve bu tavrını sürdürmeyi tercih etti. Bu gelişmeler Batı sistemi içinde görülen türden bir ittifak anlayışının bu iki güç arasında geçerli olmadığını, aradaki ince mesafenin korunduğunu göstermesi açısından önemliydi. 

Bu da Çin’in dış politika anlayışının bir uzantısıdır çünkü Çin dış politikasını herhangi bir ülkenin ipoteği altına koymamayı, mümkün olduğunca kendi başına hareket etmeyi tercih ediyor. Oysa ki, diplomatik olarak da, söylem düzeyinde de Rusya ve Çin her zirvede ABD hegemonyasına, tek kutuplu dünya anlayışına itirazlarını yüksek sesten dile getiriyorlar. Sahaya bakıldığında Çin-Rusya uzlaşısı herhangi bir hukuksal bağa dayanmadığı gibi, Çin’in bu tür bölgesel krizlerde manevra alanını geniş tutmayı, Rusya ile dayanışmaya tercih ettiğini gösteriyor. Bu yüzden Kırım ilhakı Çin-Rusya ilişkisinin içeriğini de gösterdi.

Çin Karadeniz ve Doğu Avrupa bölgesindeki ülkelerine yaklaşımında da kendi politikasını bağımsız olarak uyguluyor. Örneğin Çin 2012’de 17 artı 1 formülüyle Doğu Avrupa ve Balkan ülkeleriyle arasında bir platform oluşturdu. Bunun ABD ve Batı açısından kendi arka bahçesine sızma girişimi olarak görüldüğü açık. ABD’nin buna yönelik hamlesi ise 2015’te Üç Deniz Girişimini başlatmak oldu. Baltıklar, Adriyatik ve Karadeniz üçgeni içinde kalan 12 ülkenin oluşturduğu bu girişim daha çok enerji, ulaşım altyapısı ve dijital alanda işbirliğini içeriyor. Buna ABD de ekonomik destek sağlıyor. Buradaki asıl derdin, özellikle Çin’in 5G teknolojisini bölgeye sokmamak olduğunu anlamak zor değil.

Yunanistan’ın içine düştüğü mail sorunlar yüzünden Pire limanının işletmesini Çin’e satmasının ardından, bu konuda Batı’daki hassasiyetin arttığını belirtmek gerek. Örneğin, Çin’in kamu şirketi Sykrizon Ukrayna’nın uçak ve helikopter motoru üreten Motor Sich havacılık şirketini satın aldığnda ABD devreye girip bu satışı engelledi. Karşılığında Çin Ukrayna’ya karşı hala devam eden uluslararası tahkim yoluna giderek bu ülkeyi baskı altına almaya çalıştı. 

Çin henüz Karadeniz bölgesinde çok etkili ve güçlü bir aktör değil. Yatırım girişimleri başta Romanya ve Bulgaristan olmak üzere başarılı olamadı, başlayan bazı projeler sonuçlanamadı. ABD ve Batı için daha riskli olan Rusya ile Çin’in ortak hareket etme ihtimali ki bunun da sınırları olduğu anlaşıldı. Şu anda ABD bölgeye yönelik stratejik bakışını Rusya’nın kuzeyden güneye, Çin’in doğudan batıya hamlelerini müttefikleri üzerinden kırmaya, karşılamaya yönelik hamleler belirliyor. 

Bu çekişme içinde Türkiye de kendisine düşen payı alıyor. İlginç bir şekilde, Türkiye bir yandan Rusya ile enerji, S-400 alımı ve Astana süreci gibi bazı alanlarda işbirliği yaparken, Çin’in Karadeniz havzasında en çok ticaret ve en çok yatırım yaptığı ülke olarak dikkat çekiyor. Ama aynı Türkiye, AKP yönetimi altında Karadeniz’de özellikle son dönemde ABD ve NATO ile son derece yakın ve uyumlu bir işbirliği içinde. Çok yönlü ve boyutlu bu işbirliği ABD ile ortak tatbikatlardan, Polonya’da hava savunmasına uçak göndermeye, Polonya ve Ukrayna’ya SİHA satmaya, Ukrayna’ya, Gürcistan’a askeri yardımda bulunma ve işbirliği yapmaya kadar uzanıyor. Özellikle Ukrayna konusundaki işbirliği, Kırım’ın işgaline Türkiye’nin yüksek sesli itirazları, askeri alım kredisi sağlanması, SİHA satışı gibi gelişmeler Rusya’yı giderek daha fazla rahatsız etmeye başladı. Ukrayna’nın Türkiye’den aldığı SİHA’larla ilk kez bir Rusya’ya yakın ayrılıkçıları hedef alması gerilimi artırtı ve Rusya’dan açık uyarılar gelmeye başladı. Karadeniz ve Doğu Avrupa üzerindeki çekişmenin yoğunlaşması, Ukrayna’dan sonra en çok Türkiye’yi etkileyecek çünkü Türkiye dışındaki bütün ülkelerin pozisyonları açık. Türkiye’nin Rusya ve ABD arasında kurmaya çalıştığı denge, krizin yoğunlaşmasıyla birlikte sürdürülemez hale gelecek.

Önceki ve Sonraki Yazılar
İLHAN UZGEL Arşivi
SON YAZILAR