Konser, panayır, festival yasakları: Ya muhalefet nerede?

Üniversite festivallerinden rock konserlerine, keyfi ve faşizan yasaklar azalacağına, artıyor. Sonunda iş Gökçeada Meryem Ana panayırını yasaklamaya kadar geldi! Yüzyıllardır bu toprakların, kültürün parçası olan bir bayrama bile tahammül edemezken bir yandan da Alevilere sahte boncuklar dağıtılıyor.

Anayasa’nın güya güvence altına aldığı ifade ve gösteri yapma özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü, 'sanat faaliyetlerini ve sanatçıyı korumayı' yok sayan yasaklar, bir takım grupların “rahatsızlığı” veya şikayetleri bahane edilerek, devlet eliyle halkı kin ve düşmanlığa teşvik ederek yapılıyor.

Sadece son dört ayda 14 konser ve etkinlik, benzer gerekçelerle iptal edildi.

Bu performans, Çin Halk Cumhuriyeti’nde yok! Çin, ağır insan hakları ihlalleri ve sansürcü politikalarını eleştiren Noel Gallagher gibi sanatçıların ülkeye girişini yasaklıyor, Kore Popu konserlerine izin vermiyor.

Türkiye ise yağma, gürültü, ahlaksızlık, Kürtçe müzik gibi gerekçelerle azınlıktaki, aşırı uçlardaki İslamcı-milliyetçi grupların keyifleri doğrultusunda yasak üzerine yasak getiriyor.

Bir toplumu bir araya getiren, insanların müzik dinleyip dans edebileceği, birlikte yiyip içebileceği her türlü eğlence ihtimalini tehlike olarak görüyorlar.

Hukukçu Kerem Altıparmak’a göre bu iptallerinin çarpıcı yanı, "bir kesim başkalarının gideceği konseri, festivali, bayramı, içeceği içkiyi yasaklatma hakkı diye bir hak ileri sürüyor. Devlet de bu hakkı tanıyıp, talep doğrultusunda yasaklıyor. Böyle bir hak yok, böyle bir hak olmamalı.”

ALTILI MASANIN SUSKUNLUĞU

Başta CHP olmak üzere muhalefet partileri, yer yer ve pozisyonlarına göre bu yasaklara karşı çıksa, soru önergeleri verse de yetersiz kalıyor. Oysa haftalık basın toplantılarında, saatler süren konuşmaların arasında birkaç cümleyle geçiştirilemeyecek kadar önemli bir konu bu:

Altılı masa, hukuka, laikliğe bağlı kalacaksa ve bunu ilan etmişse gereklerini yerine getirmekle yükümlü değil mi?

Olmayan haklar icat eden, ortak yaşamı, özgürlükleri ve yaşam sevincini hedef alan, kutuplaştıran, tekçi ve güya “dini, toplumsal” değerleri arkasına alan AKMHP politikalarına karşı hukuk ve laiklik ilkesini hatırlatmaktan nedense vazgeçildi!

Hem altılı masanın İslamcı küçük ortaklarını memnun etmek, hem kararsız muhafazakâr seçmeni "ürkütmemek” adına pasif bir tutum benimsendi.

Böyle yaptıkça bir konserin, panayırın, etkinliğin daha yapılmadan "suç” haline getirilmesine ortak olduklarının farkındalar mı? Sansürcülüğü, tek tip yaşam dayatmasını kabullenmiş olmuyorlar mı?

"Aman efendim ne münasebet! Seçim olacak, bunlar geçecek” demek kolaycılık olmuyor mu?

TÜRKİYE’Yİ 12 EYLÜL KAFASIYLA MI YÖNETECEKSİNİZ?

Kültürel ve sanatsal etkinlik yasakları, AKMHP’nin kurmayı başaramadığını itiraf ettiği "kültürel hegemonya”nın bir parçası olarak tartışılıyor en fazla.

Evet, yasakların ardındaki önemli bir unsur, kültürel hegemonya: Aman içki içilmesin (ki konu içkiyle sınırlı değil, içkisiz festival, konser de başka bahanelerle yasaklanıyor!) aman şarkı söylenmesin, dans edilmesin, kadınlarla erkekler bir araya gelip sakın ha “özgürlük” havasına kaptırmasın.

"Anayasayı filan boş ver, sadece Cumhur ittifakının uygun gördüğü kişiler, kurumlar konser, etkinlik düzenlesin”…. E o çok eleştirdiğiniz faşist rejimlerden ve totaliter devletlerden ne farkınız kaldı? Bunu söylemek bu kadar mı zor?

Özellikle de Anadolu’da, İstanbul dışındaki organizasyonların kaymakamlık-valilik-belediye ortaklığıyla yasaklamanın, her kesimin özgürlüğüne, haklarına saldırı olduğunu anlatmak bu kadar mı zor?

Bugün kadın solistlerin kıyafetine takan, Kürtçe müzik yapılmasını engelleyen, müzik emekçileriyle birlikte halkın bir kesimini de itham eden kafa, yarın neleri yasaklayabilir, hiç düşündünüz mü?

Zeytinli Rock Festivali’ni güya vatandaşlar şikayet etmiş. Ardında İlim Yayma Cemiyeti’nin olduğu ortaya çıktı. Hakeza Gökçeada’daki Meryem Ana yortusu da “rahatsızlık” yaratmış. Adada yaşayan bir avuç Rum azınlıktan ve dini, kültürel amaçla gelen turistlerden “rahatsız” olan kimler?

Neredeymiş o şikayetler, yakınmalar, soracak bir kişi yok mu? Başka etkinlikler hakkında vatandaş şikayette bulunuyor mu, etse CİMER denen müessese neye göre değerlendiriyor? Mesela İlim Yayma Cemiyeti’nin halkı kin ve düşmanlığa teşvik ettiğini şikayet etsem, ne olacak?

Kaldı ki Türkiye yalandan da olsa -en azından kamuoyuna - hukuk devleti olarak pazarlanıyorsa, önüne gelenin şikayetiyle yönetilmeyi nasıl açıklayacak?

İtirazım, kabullenişe! Alışmaya, "boşver”ciliğe… "Eh, hele bir seçim olsun” diye diye gelinen yere.

Önceki ve Sonraki Yazılar