Kürtlere kurulan kaçıncı tuzak

İktidar da muhalefet de açıkça biliyor ki Türkiye’nin kader seçiminin belirleyici aktörü Kürt seçmen olacak.

Altı muhalefet partisinin oluşturduğu Masa’nın HDP’ye yaklaşımı ve Kürt Sorunu’na bakış açısı nedeniyle şu ana dek bu konuda çok başarılı bir mesaj verdiği söylenemez.

Saray ise bu saatten sonra Kürt seçmenin desteğini alamayacağının farkında. O nedenle başka bir oyun peşinde. Hatta bu oyunu çoktan sahneye koydu bile; böl, parçala, yönet.

Kobane Davası’nın önceki gün görülen duruşmasında neredeyse 6 yıldır haksız, hukuksuz bir şekilde cezaevinde tutulan Selahattin Demirtaş bu oyunu net biçimde anlattı.

Demirtaş’ın söylediğine göre Çözüm Süreci devam ederken, heyetler İmralı’ya gidip gelirken MİT Müsteşarı Hakan Fidan kendisiyle görüşmek istemişti. Ama Demirtaş, Fidan‘ın bu isteğini kabul etmemişti.

Bunun üzerine konu İmralı’da Öcalan’a iletilerek “Demirtaş aleyhine tartışma yaratılmıştı“.

“Bizden geri adım ve teslimiyet beklemesinler. Bana Öcalan’ın yerine geçme teklifi yapıldı. Benden küçük bir Öcalan çıkarmaya çalıştılar. Biz biziz, Öcalan Öcalan’dır. Öcalan’ın Ortadoğu siyasetini etkileyecek gücü ve misyonu var. Biz de halkın siyasi temsilcileri olarak parlamentoda çözüm aktörüyüz” diyordu Demirtaş.

Duruşma sonrası Halk Tv’den Özlem Akarsu Çelik’in sorularına verdiği yanıtta söz konusu“ teklifi“ biraz daha açtı Demirtaş:

“Sözünü ettiğim görüşme talebi, 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimi sonrasında, İmralı Heyeti Üyesi Sırrı Süreyya Önder aracılığıyla bana iletilmişti. Hatırlarsınız, o dönem çözüm süreciydi ve İmralı Heyeti, hükümet yetkilileri ve MİT Müsteşarı ile sık sık bir araya geliyordu.

Siyaseten de ahlaken de uygunsuz bir teklifti. Dolayısıyla zaten Öcalan ile açık bir görüşme trafiği sürerken beni öne çıkarma anlamına gelebilecek böylesi bir girişimi hiç düşünmeden reddettim.

Bu girişim, çözüm sürecini sabote etmekten başka hiçbir işe yaramazdı ve görüştüğünüz muhataplarınıza karşı samimiyetsizlik, iki yüzlülük anlamına gelirdi. Benim böyle bir oyunun parçası olmam mümkün değildi.

PKK liderliği teklifinden söz etmiyorum elbette, bu çok absürt olurdu tabii ki. Çözüm sürecinde, muhataplık açısından Öcalan’ın yerine rol almaktan söz ediyorum. Yoksa benim silahlı bir örgütün liderliğini, yöneticiliğini yapmam teklifi değildi."

Demirtaş’ın bu sözlerini akılda tutarak bu yılın başına dönelim.

Tarih 12 Ocak. Cumhurbaşkanı Erdoğan, partisinin grup toplantısında konuşuyor. Her zamanki gibi muhalefet partilerini hedef gösteriyor. Derken ağzından şu sözler dökülüyor:

"Edirne'deki, en büyük hesabı İmralı'dakine verecek. Zannediliyor ki her yer şu anda toz pembe. Değil. Onların da kendi içlerinde ayrı bir hesaplaşmaları var. Ve bu hesaplaşmayı da yapacaklar."

Kastettiği kişiler malum; Demirtaş ve Öcalan.

Erdoğan'ın bu sözleri oldukça tartışma yaratmıştı. Sahi niye böyle bir şey demişti? Öcalan, Çözüm Süreci’nin Erdoğan tarafından sonlandırılmasından beri ağır tecrit altındaydı. Erdoğan, Öcalan’ın ne dediğini nereden biliyordu? Bilse bile hukuken kendisinin böyle bir açıklama yapması ne kadar doğruydu? Gerçekten de Demirtaş ile Kürt hareketi arasında bir ‘kavga‘ mı vardı?

Sorular çoktu. Ama cevap tekti.

Erdoğan her zamanki gibi sıkıştığı anda Kürt kartını devreye sokmuştu işte.

Nitekim Erdoğan’ın bu sözlerinden bir hafta sonra Selahattin Demirtaş, Yeni Yaşam gazetesinin sorularını yanıtlarken şöyle diyordu:

"Doğrusu, bir cumhurbaşkanının bu şekilde bir beyanda bulunması son derece tuhaf. Ama söz konusu kişi Erdoğan olunca yadırgamıyorum artık. Altında yatan amaç ve niyeti tam olarak bilme şansım yok. Ancak kesinlikle bir art niyet, kötü niyet olduğunu söyleyebilirim. Çünkü yaptığı şey bir algı yaratma girişimidir. Erdoğan’ın çözüm sürecindeki tutumu ve bizimle birlikte tüm Kürt dinamiklerine yönelik pratiğine bakıldığında bu açıklamanın iyi niyetli olmadığı görülecektir. Bir başka amaç da Kürtler arasında kafa karışıklığı yaratmaktır ki bu da yanlıştır ve herhangi bir karşılığı yoktur."

Ve bir başka noktaya daha dikkat çekiyordu Demirtaş:

"Erdoğan’ın bu sözleriyle ilgili asıl sorulması gereken şey şudur: Yıllardır tecritte tuttuğunuz Sayın Öcalan’ın ne dediğini nereden biliyorsunuz? O halde tecridi kaldırın, Öcalan avukatları ve ailesiyle düzenli olarak görüşsün, ne söyleyeceğini hep birlikte öğrenelim. Hem ağır bir tecrit uygulamak hem de Öcalan adına Cumhurbaşkanı sıfatıyla konuşmak ahlaki bir tutum değildir."

Erdoğan ise istediği oyunu kurmakta ısrarlıydı.

26 Ocak'ta NTV'de soruları yanıtlarken Demirtaş ve Öcalan ile ilgili sözleri anımsatıldı kendisine.

"Onu aslında Abdullah Öcalan'a sormak lazım. Öcalan'ın, Demirtaş'ın oradan vermiş olduğu mesajlardan rahatsız olduğu ortada bir gerçek“ dedi.

“Böyle bir bilginiz mi var?“ sorusuna ise “Var ki söylüyorum“ yanıtını verdi.

Demirtaş, mahkemedeki açıklamasında Kürtlere yönelik yeni oyunun başlangıç vuruşunun nasıl yapıldığını anlatıyordu aslında. Çözüm Süreci’nde başlayan, bu yılın başında Erdoğan tarafından yeniden sahneye konulan...

Oyları gittikçe eriyen, Kürt seçmenden ümidini kesen Saray’ın “böl, parçala, yönet“ taktiğini seçimlere kadar sürdüreceğine de şüphe yok. Kimi zaman HDP - Demirtaş, kimi zaman Öcalan-Demirtaş üzerinden kimi zaman Altılı Masa-HDP üzerinden oynanacak oyun.

Ne de olsa “Saray’da oyun bitmez“.

Ama bakalım, hem Altılı Masa, hem HDP, hem Kürt seçmen bu oyunlara nasıl karşılık verecek.

Dolayısıyla şu soruyla bitirelim yazıyı :

Sahi Demirtaş, Çözüm Süreci’nde yaşanan bu olayı bugün niye açıkladı ?

Önceki ve Sonraki Yazılar