Üç harfliler

İş hayatımın tamamına yakınını araştırma sektöründe geçirdim. Sektör kendi içinde çeşitli uzmanlıklara ayrılır. Ben ağırlıklı olarak "perakende ticaret” araştırmaları alanında çalıştım. Onun için süpermarketlerin üç harflilerini de, beş harflilerini de yakinen tanırım ve bilirim.

Yani bu haftaki yazımı direkt evden getirdim. Geçtiğimiz yıl Ekim ayında da konuyla ilgili olarak “Kahraman siyaset esnafı süpermarkete karşı” başlıklı bir yazı yazmıştım. Uzun zamandır zincir marketlerle hükümet arasında süren bir kavga var. Gerçi buna kavgadan çok hükümetin kendi sorumluluğunu perakendecilerin üzerine atarak onlara sopa göstermesi demek daha doğru olur.

2021 yılında hükümet 5 büyük zincire milyarlarca lirayı bulan çeşitli cezalar kesti. Meselenin ön yüzünde perakendecilerin fiyat rekabetinde yasalara aykırı hareket etmeleri vardı. Fakat işin uzmanlarının bildiği gibi konu aslında fantastik ekonomik deneyler sonucu sallantıya giren ekonomi için hükümet kendine günah keçisi arıyordu.

Bu hafta perakende sektöründen temsilcilerin katıldığı '7. Private Label Zirvesi'nde konuşan Gıda Perakendecileri Derneği Başkanı ve BİM Marketleri İcra Kurulu Üyesi Galip Aykaç, gıda sektöründe en yüksek kârın yüzde 4 olduğunu ve hiçbir ürünün bire alınıp üçe satılmadığını söylediğinde muhtemelen sektörü bilmeyen herkes içten içe “tabi canım tabi” demiştir. Fakat küçük bir hatırlatmada bulunmak lazım ki BİM’in hisselerinin %70’i halka açık ve bunu teyit etmek oldukça basit.

Bahçeli her salıyı bir kurumu tehdit etmeden geçemiyor. Bu bazen Tabipler Birliği oluyor, bazen Barolar Birliği bazen ise bir şirket veya kişi. Tehditlerinden de genelde sonuç alıyor. Çünkü AKP ile yaptıkları ortaklığın temel motivasyonu bu. Geçen haftaki konuşmasında ne demişti bakalım: “Zincir marketlerde günaşırı yapılan zamların toplumsal huzurumuza tahammülsüzlük olduğu kanaatindeyim. Zincir marketlerin FETÖ’yle irtibatının araştırılması gerekmektedir. Bu açgözlülere müsamaha gösterilmemelidir”.

Gıda Perakendecileri Derneği Başkanı ve BİM İcra Kurulu Üyesi Galip Aykaç bu temelsiz saldırıyı hiç TÜSİAD’ın mutedil cevapları gibi yumuşatmadan gelişine vurdu desek yeridir. Galip Bey’i iş hayatında da tanıyorum. Kendisi son derece sakin mizaçlı ama soft power diyebileceğimiz bir yönetici diye bilinir. Gazetelere bile çok nadiren mülakat veren ketum bir tarzı vardır. Sonunda onu bile çizgisinden çıkardılar.

Galip Bey cevabında özetle enflasyonun müsebbibinin zincir marketler değil yanlış ekonomik politikalar olduğunu söylüyor ve sözünü hiç sakınmıyordu. Bu cevabı veremeyen TÜSİAD yöneticilerinin o esnada yüreğinin yağı eriyerek konuşmayı dinlediklerinden eminim ama ispat edemem.

Galip Bey meseleyi 1 torba şekerin 1 yılda 200 liradan 800 liraya çıkmasını rakamlarla anlatırken “FETÖ örgütü ile bizi tehdit eden parti liderlerine söyleyeceklerimiz var. Bu ülkenin güzel insanları sizlerin yalanlarına hiçbir şekilde itibar etmediler” ifadeleriyle de son noktayı koymuştu.

BİM bildiğiniz gibi zamanında Erdoğan’la oldukça yakın olan Zapsu ailesinin bir iştiraki olarak kuruldu. Kurucular arasında Mustafa Latif Topbaş da vardı. Sonrasında şirket Topbaş ailesine satıldı. Zapsu ailesi ise sonra A101 marketleri kurup, Memorial Hastaneleri ve English Home gibi şirketlerin sahibi Aydın ailesine sattı.

BİM’in şimdiki büyük hissedarı Mustafa Latif Topbaş’ın kızı Fatma Topbaş, Sabri Ülker’in torunu Ali Ülker ile evlidir. Küçük bir hatırlatma ailenin Kadir Topbaş ile bir akrabalık bağı yok.

ŞOK Marketler ise bildiğiniz gibi Ülker ailesine ait.

Özetle AKP’nin “üç harfliler” diye "CİN” ilan ettiği Türkiye’nin en büyük 3 indirim marketi öyle ya da böyle muhafazakâr ailelere ait işletmeler. BİM’in sahiplerinin kentli muhafazakâr olarak bilinen Erenköy cemaatinden oldukları zaten bilinen bir durum.

Peki ne oldu da AKP ve yancısı MHP enflasyonun nedeni olarak zincir marketleri ve özellikle Migros veya Carrefour’u değil de kendi eski yol arkadaşlarıyla kavgaya giriştiler. Bunun altında yatan nedeni yalnızca tarikat savaşlarına bağlamak fazla algıda seçicilik olur.

Muhtemelen AKP tabanının en fazla alışveriş yaptığı market zincirleri bahsi geçen bu üç harfliler (BİM, A101, ŞOK) Eskiden her şeyin altında Ergenekon, şimdilerde FETÖ arayan Şamil Tayyar başta olmak üzere bazı AKP’li kalemşorlar fiyat artışlarının tek sebebi olarak bu marketleri gösteriyorlar. Halbuki yapacakları şey basit. Yıllardır AKP Bitlis milletvekilliği yapan sonradan Carrefour’a satılan KİLER marketlerin sahibi Vahit Kiler’e sormak.

Vahit Bey hala fiilen içinde seçimlere gidilirken partisiyle ters düşmek istemeyebilir. Piyasanın durumunu herhangi bir lokal ya da ulusal zincirin sahibiyle konuşabilirler. Bir ürün üretimden rafa nasıl bir maliyetle geliyor anlamak oldukça basit özetle.

Anadolu Grubu'na ait Migros ve Sabancı-Fransız ortaklığı Carrefour hariç Türkiye’deki tüm market zincirlerinin sahipleri yüzde doksan oranında muhafazakâr ailelere ait. Yani gerçek cevaplar uzaklarda değil kendi yol arkadaşlarında ama gerçekle bağları öyle kopmuş bir iktidarla yönetiliyoruz ki onlar soğan deposu basıp enflasyonla savaştıkları hikayesini anlatıyorlar.

Geçen yıl Erdoğan, ayçiçek yağında yaşanan krizin ardından muhtarlara ihbar çağrısında bulunarak “Gerekirse sizler İçişleri Bakanlığımız adına bunların depolarını bile takip edip bizlere ihbar edeceksiniz. Bu stokçuların biz gereğini yapacağız" ifadelerini kullandıktan sonra vatandaşlarla market çalışanları arasında kavgalar çıkmıştı.

Kişisel iş tecrübeme dayanarak söylüyorum. Elbette marketler pirüpak işletmeler değil ama temel iktisat ve mantığına göre perakende ticaret kazıklamak üzerine kurulmuş bir organizasyon değildir. Çalışanların sonuna kadar sömürülmesinden yanıltıcı satış aktiviteleri düzenlemeye kadar onlarca günahlarından bahsedebiliriz. Emin olmamız gereken tek şey enflasyonun sebebi zincir marketler değil hükümetin fantastik ekonomik politikalarıdır.

Bugün Türkiye’deki 30 bine yakın üç harfli indirim marketini kapatın, kayyum atayın hatta hepsini Tarım Kredi Kooperatif Marketleri yapın yarın enflasyon daha çok artacaktır. Bunu tahmin etmek için iktisatçı olmaya gerek yok.

Marketler her gün temel 30 ürünü, 100 ürünü ve 1000 ürünün satışını, rakiplerini izleyerek, alış fiyatlarını gözeterek ve operasyon maliyetlerini ekleyerek belirlerler. Bir grup vatan millet düşmanı açgözlü bilgisayarların başına geçip kötü kötü gülerek “Hadi milleti kazıklayalım” halinde çalışmıyorlar. Hatta şunu iddia edebilirim ki satarken değil satın alırken para kazanmaktır marketçilikte esas.

Plansız tarım politikaları, yanlış kur ve faiz fantezileri, enerji giderleri düşünülmeden yalnızca perakendecilere parmak sallamak. Vatandaşa depo bastırmakla gidilecek bir yol yok. Muhtemelen bunu ekonomist Erdoğan ve eski öğretim üyesi; Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi'nde doktora yapmış Bahçeli de biliyordur ama ah şu siyaset.

Mesele şudur; siyasetçi için öncelik OY, perakendeci için KÂR’dır.

Siyasiler oy almak için mantık dışı uygulamalar yapılır mı? Şimdi son 20 yılın detaylarına girmeye gerek yok. Peki perakendeciler haksız kazançlarla kâr elde ederler mi? Elbette!
Fakat perakendecinin yaptığı bu manipülasyonlar tüketicinin doğal denetimi sebebiyle çok uzun soluklu olamaz. Arz talep terazisinin şaştığı her durumda tüketici son kararı verir ve perakendeci uzun vadede kaybeder.

Muhtemelen bu kavga seçime giderken ateşlenerek artmaya devam edecek.

Marketler baskı altına alınacak ve sonuçta tüketici yani millet yine kaybeden olacak.

İşi kayyum atama saçmalığına kadar vardırmaz inşallah “Cumhur ittifakı”.

Önceki ve Sonraki Yazılar