Mersin’de yapılan ‘Adalet Algısı/Yaşam Kalitesi’ araştırması bize ne söylüyor?

Yaz ortasıydı sanıyorum, Gallup’un yaptığı ‘Hayattan En Az Keyif Alan Ülkeler’ araştırmasında, Türkiye’nin ikinci sırada yer aldığı açıklanmıştı. (İlk sırada Lübnan vardı).

Öfke Duygusunun En Çok Yaşayan Ülkeler’ sıralamasında da ikinciydik (Birinci Irak’tı).

'En Az Gülümseyenler' endeksinde ise birinciliği kimseye bırakmamıştık.

Aslında tespitler çok şaşırtıcı değildi. Türkiye’de yaşamanın insanlarda makul oranda mazoşist alt yapı oluşturduğunu biliyorduk.

Yaşam kalitelerindeki düşüşü sürdürülebilir bulmayanlar ise, çareyi çoktan göç yollarına düşmekte bulmuşlardı.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) 'Yaşam Kalitesi' kavramını genel olarak “Kişilerin yaşadıkları kültür ve değer yargılarının bütünü içinde kişisel konumlarını algılama biçimi" şeklinde tanımlıyor.

***

Mersin Üniversitesi ise, yaşam kalitesine belirleyen etkenler konusuna farklı bir yaklaşım ortaya koymuş.

2016 yılında Mersin ölçeğinde, bireylerdeki ‘adalet

Araştırmada, ‘eğitim düzeyi’ ve ‘kentlilik durumu’nun adalet algısını etkilediği belirtilerek, eğitim düzeyi yüksek olanlar ve zaman içinde kentli davranış sergileyenler arasında ‘olumsuz adalet algısı’ oranının daha yüksek olduğu ortaya çıkmış.

Olumlu adalet algısı’nın ise ‘ekonomik durumu iyi olan’ ve kırsal kesimde yaşayan

Orta ve düşük eğitimli bireylerde görece daha yüksek oranda olduğu tespit edilmiş.

Saha çalışmasına katılan kişilerin siyasal eğilimleri ise şöyle tespit edilmiş:

Muhafazakar %18, sosyal demokrat % 22, Türk milliyetçisi % 28, siyasal kimliği belli olmayanlar ise % 32.

Siyasal kimliklerin ‘adalet algısı’ ikili kutuplaşma gösterdiği belirtilerek “ Bu Türkiye’nin iktidar-muhalefet yapısına benzemektedir. Diğerlerine göre muhafazakarlarda olumlu adalet algısı daha yüksek orandadır (%33). Olumsuz adalet algısı %89 oranıyla en yüksek düzeye sosyal demokratlarda ulaşmaktadır. Türk milliyetçilerinde ise ortalamanın üzerindedir (%77). Olumsuz adalet algısı Türklerde ve Kürtlerde ortalamaya yakın oranda (%70 ve %69) olduğu halde Araplarda daha yüksek orandadır (%81)” deniyor.

Görüşme yapılan kişilerde yaş ilerledikçe olumlu adalet algısı artma eğiliminde olduğu gözlemlenmiş.

Genç yas grubunda %9, orta yaş grubunda %14 ve yaşlı yaş grubunda %20’ye çıkıyor. Olumsuz adalet algısı ise yaş gruplarında ters bir ivme gösteriyor. Gençlerde %72, orta yaş %69 ve yaşlı grupta ise %47 olarak düşüş içinde oldukları görülmüş.

Öte yandan, ‘Olumsuz adalet algısı’nın bekarlarda daha yüksek oranda (%66) olduğu vurgulanmış.

Çalışmada şu tespit de yapılmış:

Toplumda yargıya güvensizliğin önemli bir nedeni bireyler arasında giderek yaygınlaşan, ‘Belli toplum kesimlerinin (zenginler-iktidar yandaşları-kültür ve inanç grupları) ve baskı gruplarının (medya-küresel güç odakları) yargıya müdahale ettikleri’ kanaatidir. Yargıya müdahale olmadığını algılayanların oranı %10’un altındadır.

Yargıya güvensizliğin önemli bir nedeni olarak ise “ Yargı unsurlarının (hâkim-savcı-avukat) yetkinliği konusundaki şüphe ve kaygıların artıyor olması” gösterilmiş.

Öyle ki, halk arasında yaygın olduğu belirlenen birkaç söylenti ve kanaat soru haline getirilmiş. Bunlardan biri “Hâkim ile arası iyi olan avukat davayı kazanır” söylentisi olmuş. Örneklem grubundaki bireylerin %53’ü bu söylentiye inandığı, %11’inin ise inanmadığı, kararsız olanların oranı ise %36 olduğu tespit edilmiş.

Yargıya güvensizliğe yol açan bir başka nedensellik olarak “ İktidar yandaşları davaları lehlerine çevirirler” önermesi ile “Hâkimler siyasi görüşlerine göre karar verirler” önermesine verilen cevaplar karşılaştırılmış. Yüzde 65 gibi bir oranla, toplumda iktidar yandaşlarının davaları lehlerine çevirdiği ve hakimlerin siyasi görüşlerine göre karar verdikleri kanaati ortaya çıkmış.

Çalışmanın sonucu ise şöyle bağlanmış:

Bu araştırmanın iki temel tespiti var: Bunlardan biri ‘Türkiye’de olumsuz adalet algısının mevcut ve yaygın olduğudur’. Bu algının temelinde ‘yargıya müdahale edildiği’ ve ‘yargının siyasallaştığı’ kanaatleri yer almaktadır.

İkinci temel tespit ise Türkiye’de adalet algısı siyasallaşmış ve kutuplaşmıştır.

Yapabilirlik yaklaşımı esas alındığında, bu iki olumsuz durum yargıya güvensizlik duygusunu beslemektedir.

Bu aslında vatandaşın ‘mutsuz’ olmasına yol açan bir durumdur.

Bu süreçte insanın sermayesi olan ‘iyi olma kapasitesi’ tükenmektedir.”

***

Mersin’de yapılan araştırmanın üzerinden neredeyse 7 yıl geçmiş ama 2016 ile 2019 yılları arasında yurt dışına göç eden vatandaş sayısının yüzde 85,60’lık bir artışla 330 bin 289’a ulaştığı açıklananı çok oluyor.

Gel gelelim, Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK) son iki yıldır göç istatistiği yayınlamıyor.

Ama son iki yılda ayan beyan siyasi olduğu izlenimi veren davalar bir yana, ertelenen grevler, gösteri yürüyüşleri ve konserler bile ‘hukuksuzluk damlacıkları’ olarak insanların zihninde birikiyor.

Bu birikim çıplak gözlerle görünmüyor ama, Mersin Üniversitesi’nin ‘Adalet Algısı/Yaşam Kalitesi’ ölçeğinde yaptığı benzer araştırmalarda olduğu gibi kendini hemen gösteriyor.

Farklı sivil toplum kuruluş ve platformların yayınlandığı istatistiklerin her biri toplumdaki ‘Yaşam Memnuniyetsizliği’ni ortaya koyuyor.

Bu da, Gallup’un Türkiye ile ilgili yayınladığı raporunda yer alan ‘Hayattan En Az Keyif Alan,Öfke Duygusunun En Çok Yaşayan’ ve 'En Az Gülümseyen' insanları somut olarak ortaya çıkıyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar