Mizahımıza nane ruhu

"Güldür Güldür’de Nureddin Nebati skeci yayınlandı.” Bu önemli başlığı görünce hemen haberi tıkladım. Yoksa gerçekten iklim değişmiş miydi, Türkiye mizahı tekrar en iyi olduğu alana, siyasi hicve dönüyor muydu?

Bana göre en büyük haber buydu: Show TV’de Maliye Bakanı’nı eleştiren, pahalılıktan, enflasyondan dem vuran vatandaşın halini dert edinen bir skeç izlemek, izleyebilmek. Ama doğru değilmiş, gözlerim beni yanıltmış; meğer haber ‘Nureddin Nebati skeci yayınlandı’ değil ‘yayınlanamadı’ diyormuş…

Eh, bu büyük bir haber değil aslında, çünkü yıllardır böyle skeçler zaten yapılmıyor ve yayınlanmıyor. Türkiye de mizah, güldürü biraz da bu nedenle en kötü dönemlerinden birini yaşıyor.

Türkiye’de bu tür skeçler yapılmıyor, çünkü yapılamıyor. Eğlence programlarına yer veren ana medya tamamen iktidar yanlısı. Hiçbir eleştiriye yer yok. Kazara bir şey yayımlansa, müsebbibi cezasını buluyor. Dolayısıyla kimsenin eleştirel bir şeyler söyleme, yayımlama cesareti de niyeti de yok. Ama yine de birileri dayanamamış, belli ki biraz şansını zorlamak istemiş.

Muhtemelen AKP karşıtı esintinin biraz güçlenmesi, memleketteki pahalılık ve ekonomik sıkıntının Cumhurbaşkanlığı nezdinde bile kabul görmesi onlara cesaret vermiş. Türkiye tarihinin en nevi şahsına münhasır, ekonomiyi bakışlarıyla anlatmaya çalışan Maliye Bakanı’nın mizaha müsait yanını da görüp bir skeç yazmışlar. Yapımcı da bir çılgınlık yapıp o senaryoyu çekmiş; yayımlanır sanmış. Ama bölüm fragmanında bile yer alan skeç, son dakikada kanal yönetiminin devreye girmesiyle yayınlanmamış. Mizahçılar biraz olsun kapıyı aralamak istediklerinde, birileri bir kez daha eleştiri kapısını çat diye yüzümüze kapatmış.

Tüm TV kanallarının, gazetelerin hatta mümkünse internet siteleri ve sosyal medyanın güllük gülistanlık bir ülkeden bahsettiği, iktidar temsilcilerinin tam bir dokunulmazlık içinde diledikleri gibi ülkeyi yönettikleri memleket tasavvurunun önemli ölçüde gerçekleştiği ülkenin normali bu.

Bu kadarı Türkiye tarihinde hiçbir iktidara nasip olmadı diyebiliriz. Tek parti döneminde bile pahalılıktan, yokluktan yakınan karikatürler, yazılar dönemin en çok okunan gazetelerinde yer alırdı. Hatırlarsanız, 1990’lara kadar Türkiye’nin en popüler komedi programı Levent Kırca’nın bütün siyasileri yerden yere vurduğu ‘Olacak O Kadar’dı. Levent Kırca da ülkenin en ünlü komedyeniydi. Programı, ana medyanın en çok izlenen kanallarında yayımlanırdı.

Nejat Uygur’dan, Zeki Alasya-Metin Akpınar’a, Ferhan Şensoy’dan Yasemin Yalçın’a televizyonda da işler yaparak sevilmiş neredeyse tüm komedi oyuncuları, mutlaka ama mutlaka siyasi taşlama yapar, bununla da büyük beğeni ve alkış toplardı. Çünkü Türkiye toplumu, heccavın sesini sever; kendi söylemediklerini, söyleyemediklerini oyuncuların ağzından duymak ister. İktidarın eleştirilmesi, siyasetçilerin hepsinin yerden yere vurulması, zenginlerin, işini bilenlerin teşhir edilmesi tüm bunların karşısında çaresizlik içindeki halkın garibanlığının alay konusu edilmesi en sevdiği şakalardır. Hepsine de kahkahalarla güler, ‘hay ağzına sağlık der’ ve bu şakaları yapan sanatçıları baş tacı eder. Bu nedenle, komedyenlerin diline doladığı bakanlar, başbakanlar hiç sesini çıkartmazdı. Hatta Demirel gibi, Özal gibi onlarla iyi geçinip ne kadar da toleranslı oldukları mesajını vermek isterlerdi.

Komedi, uzun zamandır televizyonlarda kendine pek yer bulamıyor. Siyasi eleştiriye asla giremeyen, toplumun halini anıştırıp hiç değilse izleyenin içini soğutacak tek bir espri bile yapamayan komedyenler filmlerle, youtube videolarıyla idare edip gidiyor. Komedi dizileri neredeyse yok oldu gitti. Son yıllarda mizah, ucuz prodüksiyon sayesinde kanallarda tutunabilen

Güldür Güldür tarzı televizyon tiyatrolarıyla sürdürülebiliyor. O da biraz kabuğunu kırmak istese, işte böyle oluyor. Çekilen skeç yayından kaldırılıyor; yani bildiğiniz ‘sansür ediliyor’.

Türk mizahı yüz yıldır siyasetten beslenir. Mesela mizah yazınının zirvesine çıkmış ve oradaki yerini bugün hala koruyan Aziz Nesin. Onun edebiyatını politik kimliğinden, muhalif kişiliğinden, sözünü sakınmayan cesaretli tutumundan bağımsız düşünebilir miyiz? Tabii ki hayır. Tüm sanatlar gibi, hatta belki hepsinden çok komedi muhaliftir, eleştireldir. Muhalefet olmadan, komedi olmaz; ya da işte son yirmi yılda olduğu kadar olur.

Bu yazıyı Aziz Nesin’in en yeni kitabından bir alıntıyla bitireyim. Hayır yazı yeni değil, 1957 yılından kalma. Ama kitap yeni. ‘İstanbul’dan Ne Haber’ adlı seçki geçen yıl yayımlandı. Aşağıda küçük bir bölümünü paylaştığım yazının başlığı ise ‘Ey Nane Ruhu’:

“Bana kalırsa Demokrat Parti sözünde durmuştur. Muhalifler DP’nin verdiği sözleri tutmadığını söylüyorsa da, ben o düşüncede değilim. Ne demişti Demokratlar? Biz memleketi cennete çevireceğiz, dememişler miydi? İşte çevirdiler. Memleket cennet oldu. Cennette cam olur mu? Kurufasulye, süpürge, peynir olur mu? Olmaz. İşte burda da yok. Cennette ruh olur. İktidar sözünde durdu. Şimdi iş bize düşüyor. Biz de cennette pır pır uçuşan ruhlar olmalıyız. Az kaldı, bu gidişle bizim de ruh olmamız, ruhumuzun çıkması yakındır. (…)

Bilirsiniz, ruhun da iki türlüsü vardır: Ervah-ı habise, ervah-ı tayyibe. Ervah-ı habise; cin, şeytan gibi kötü ruhlar, ervah-ı tayyibe de iyi, hoş ruhlardır. Bizde ikisi de var. Muhalefet ervah-ı habise, iktidar yanlıları da ervah-ı tayyibe… Gördünüz mü ya, cennetten hiçbir kalır yerimiz yok! Ara sıra iktidarın, muhaliflerin ruhlarına ‘yuuuh’ çekmesinden de cennette birer ruh olduğumuz, ruhlar alemine karıştığımız belli değil mi?

Bir şeyin kendisi kalmadığı zaman ruhu kalır. Bakın bugün devrim ruhu yaşıyor. Bizler bu ruhu yaşatıyoruz. Ama devrim nerde? İş ruhta beyim! Ruh yaşasın, sen ona bak…”

*İstanbul’dan Ne Haber, Aziz Nesin, Hazırlayanlar Esin Pervane-Salih Bora, Nesin Yayınları, 2021, 239 sayfa.

Önceki ve Sonraki Yazılar