CENGİZ ERDİNÇ

CENGİZ ERDİNÇ

Nuri Gökhan Bozkır tuğlayı çekecek mi?

8 Ağustos 2015 günü Akçakale’de durdurulan TIR kamyonundaki patlayıcılar aslında 20 tonluk büyük bir partinin beş parçasından biriydi. Daha önce dört ayrı sefer yapılmış, Akçakale’deki TIR’ın yakalanmasından sonra da İstanbul’a üç minibüs içinde yaklaşık 230 kutu patlayıcı gönderilmişti.

Aynı günlerde, 5 Haziran’da HDP Diyarbakır mitinginde bomba patlamış, ardından 20 Temmuz’da Suruç’taki katliam yaşanmış ve 10 Ekim’de Ankara Garı’nda yapılan Cumhuriyet tarihinin en büyük bombalı katliamında 107 kişi ölmüştü.

Soğan TIR’larındaki patlayıcılar IŞİD’e gidiyordu.

Diyarbakır, Suruç, Ankara ve İstanbul’daki katliamları yapan da IŞİD’di.

Fakat Bozkır IŞİD’e patlayıcı satmadan önce bir şey daha yapmış, Hablemitoğlu cinayetiyle ilgili bazı bilgileri gazeteci Zihni Çakır’a aktarmıştı.

12 YIL SONRA GELEN İTİRAF

Çakır “Tahşiyecilere Kumpas” davasında 2015 Şubat ayında verdiği ifadede Bozkır’dan “kaynağım binbaşı” diye söz ediyordu. Bozkır Hablemitoğlu’nun Alman vakıflarıyla ilgili sonradan “sahte” olduğu anlaşılan bazı belgeleri Özel Kuvvetler’deki Fethullahçılardan aldığını, Hablemitoğlu’nu öldürenin bir yüzbaşı olduğunu, bu yüzbaşının suikasttan önce Mustafa Özcan ve Enver Altaylı ile de görüştüğünü, cinayetten sonra silahı Mogan gölünün balçık bölümüne attığını anlattı.

Yaklaşık 12 yıl suskun kalan Nuri Gökhan Bozkır konuşmuş, Hablemitoğlu cinayetini anlatmıştı.

2006 yılında askerlikten çıkarılmasıyla sonuçlanan Sauna Çetesi davasında bile elindeki bu bilgiyi kullanmamış, kararı sineye çekmişti. 2014 yılında ne oldu da Bozkır sırlarını açığa vurdu?

Gazeteci Seymour Hersh Kırmızı Çizgi ve Fare Hattı adını taşıyan makalesinde ABD Senatosu İstihbarat Komitesi’nin bir raporuna dayanan ilginç bir iddia ortaya attı. CIA, İngiliz dış istihbarat teşkilatı MI6’nın desteği ile Libya ordu depolarındaki silahları Suriye’deki isyancılara aktaracak, operasyonu Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan finanse edecekti (MI6’nın işbirliği sayesinde yasalardaki boşluktan yararlanan CIA, bu operasyonu Kongre İstihbarat Komitesi’ne ve Kongre yöneticilerine açıklamamıştı).

Buna karşılık ABD, Haziran 2012’de bir kararnameyle İran ambargosunda özel kişilerin altın ticareti yapmasına olanak sağlayan bir boşluk bırakmıştı. Buna “altın kaçamağı” deniyordu. 2013 yılının ortalarında kadar süren bu boşluk sayesinde petrol ve doğalgaz karşılığı 13 milyar dolarlık altın Türk bankaları üzerinden İran’a aktarıldı.

Eylül 2012’de Bingazi’deki ABD Konsolosluğu’na yapılan saldırıdan sonra CIA’in silah alımındaki rolü bitti ancak bu gizli hat sürdürüldü. Hersh’e göre 21 Ağustos 2013 günü Şam yakınlarındaki Guta’da sarin gazı kullanılması bu işi baltaladı. ABD gazın Suriye Hükümeti tarafından kullanıldığını düşünerek bombardımana hazırlanmış ancak failin “El Nusra Cephesi” olduğu anlaşılmıştı.

KARANLIK BİR İSİM

28 Mayıs 2013 günü Adana’da, El Nusra Cephesi’ne sarin gazı yapımında kullanılan malzeme gönderen beş kişi tutuklanmıştı. Ancak malzemelerin sarinle ilgili olmadığı söylenince hepsi serbest bırakıldı. Fakat daha sonra polis raporu malzemelerin kesinlikle sarin gazı yapımında kullanıldığını belirledi. Bu soruşturmanın en önemli ismi Heysem Topalca’ydı.

Kilis’le Lazkiye arasında taksicilik yapan kaçakçılarla ve istihbaratçılarla içli dışlı olan Heysem Topalca bu soruşturmadan iki hafta önce, 12 Mayıs günü Reyhanlı’da 52 kişinin öldüğü katliama karışmıştı. Ağustos 2011’de Şabanlı Köyü’nü basıp 11 Suriyeli askerin boğazını kesen 300 kişilik kalabalığın başında Heysem Topalca vardı. Sarin davası sürerken Topalca 7 Kasım 2013 günü bu defa havan başlıklarıyla yakalandı ancak yine serbest kaldı. 20 Mart 2014 günü Niğde Ulukışla’da bir asker, bir polis ve bir kamyon şoförünü öldüren IŞİD militanlarının Türkiye'ye girişini sağlayan da Topalca’ydı. Mahkemede Topalca'nın MİT ile ilişkili olup olmadığının araştırılması istendi ancak bu sorunun yanıtı akim kaldı. Topalca’nın adı ünlü bir medya figürünün eşiyle birlikte Suriye’de sanayi tesislerinin yağmalanmasında da geçiyordu. 10 Şubat 2021 günü Konya’da içinde bulunduğu aracın bir TIR’la çarpışması sonucu öldü. Ölümü ancak iki hafta sonra duyuldu.

2014 yılı Kırıkhan ve Adana’da durdurulan MİT TIR’larıyla başladı, İran ambargosunun delinmesi çerçevesinde “altın kaçamağını” ilgilendiren 17-25 Aralık operasyonlarıyla kapandı.

TIR’LARI KİM NİYE DURDURDU?

Görünen o ki, KCK operasyonlarıyla Çözüm Süreci’nin baltalanması dışında, ABD bilgisi dahilinde olan birbiriyle ilişkili iki operasyonu da iki yıl sonra Fethullahçılar eliyle deşifre etmeyi tercih etmişti. Fethullahçılara yakınlığı ile bilinen gazeteci Cevheri Güven geçen hafta yayımladığı videoda bir yorum yaptı: Adana’da durdurulan silah yüklü TIR’ların, MİT’in daha önce valiliklere bildirim yaparak sürdürdüğü sevkiyatın dışında, para kazanmak için yapılan “paralel silah sevkiyatı” olduğunu ileri sürdü.

Yani Fethullahçılar, daha önce “devletin bilgisi dahilinde” yapılan sevkiyatı biliyorlardı ancak iş kişisel çıkarlar için yapılan sevkiyata gelince durdurulmuştu. Oysa MİT TIR’ları davasında yargılanan 20 civarında istihbaratçıdan hiçbiri böyle bir şey söylemedi.

Dava dosyasına bakılırsa, Reyhanlı’daki patlamadan sonra duyarlı hale gelen jandarma istihbaratının harekete geçirdiği bürokrasi belki de bir “tesadüfler” silsilesiyle MİT TIR’larını durdurmuştu. Operasyona yol açan şey, MİT görevlilerinin resmi sistemle dinlendiğinde “alarm verecek” görev telefonları yerine anonim kalmak için bakkal, kasap gibi komşular adına aldıkları hatları kullanmalarıydı; sıradan insanların üzerine kayıtlı bu hatlarla yapılan konuşmalar şüphe çekmiş, dinlemeye takılmıştı.

Yukarıda sözünü ettiğim saldırıların büyük bölümü 2015 yılında, 7 Haziran ile 1 Kasım arasındaki 147 günde IŞİD militanları tarafından gerçekleştirildi. Aynı günlerde hem Nuri Gökhan Bozkır hem de avukatı ve komutanı Levent Göktaş savunma sanayiinde faaliyet gösteren çeşitli şirketleri kurmakla uğraşıyor, birbirleriyle milyon dolarlık para alışverişinde bulunuyorlardı.

Nuri Gökhan Bozkır, soğan TIR’ları başına patlayınca Levent Göktaş’ın telkiniyle Ukrayna’ya kaçtı. Orada açıklamalarını daha da genişletti. Suriye’ye, parayı bastıran örgütlere TIR’larla gönderilen silahlardan, milyon dolarlardan, IŞİD petrolünden söz etti.

Fakat daha önemlisi MİT tarafından Türkiye’ye getirilmesinin duyurulmasıydı: Yandaş medyada çıkan haberlerde Bozkır’ın ağzından Hablemitoğlu cinayeti aktarılıyor, istihbarat teşkilatında çalışan T.M. adıyla sanıyla deşifre edilerek tetikçi olduğu vurgulanıyordu.

Soğan TIR’larındaki patlayıcıları finanse ettiği ileri sürülen Üsteğmen Ahmet Yasin Güneş, ancak yıllar sonra düzenlenen iddianameyle davaya dahil edilmişti.

Peki Nuri Gökhan Bozkır Suriye’ye yönelik silah ticareti, soğan TIR’ları, IŞİD’e satılan patlayıcılar, Suruç ve Ankara’daki katliamlar konusunda ne diyordu? Acaba bunlar sorulmuş muydu?

Heysem Topalca ile tanışıyor muydu?

Ne Ukrayna’ya kadar gidip Bozkır’la konuşan gazeteciler ne de Türkiye’ye geldikten sonra sızdırılan haberler bu konuda tek satıra yer vermiyor.

Soruşturmadaki gizlilik kararı nedeniyle Bozkır’ın “IŞİD’le olan ilişkiler, satılan patlayıcılar, bu patlayıcıların nerelerde kullanıldığı” konusunda ne dediğini bilmiyoruz.

Bunların sorulup sorulmadığını da bilmiyoruz.

Pek çok el değiştiren o “tuğla” şimdi Nuri Gökhan Bozkır’ın elinde…

Bozkır konuşursa Hablemitoğlu soruşturması Özel Kuvvetler eksenindeki şüphelileriyle belki başka faili meçhul cinayetlerin aydınlanmasını sağlayabilir. Belki 2015 yılındaki o 147 karanlık gün için yeni bir şeyler ortaya çıkabilir.

Tuğla çekilir, duvar yıkılır.

Nuri Gökhan Bozkır o tuğlayı çekebilir mi?

Önceki ve Sonraki Yazılar