İLKE ATİK TAŞKIRAN

İLKE ATİK TAŞKIRAN

Savaş, Silikon Vadisi’nin en karlı müşterisi

İLKE ATİK TAŞKIRAN

Yapay zekâ dünyasında son haftalarda yaşananlar, bir teknoloji rekabetinden çok daha fazlasını anlatıyor. Bir yanda ChatGPT boykotu, diğer yanda Claude’un beklenmedik yükselişi var. Ancak asıl hikâye bu iki şirketin ötesinde; jeopolitik gerilimlerin ve savaş ekonomisinin teknoloji sektörüne açtığı devasa pazarın içinde yazılıyor.

Her şey birkaç cümlelik bir duyuruyla başladı. OpenAI, modellerinin Amerikan Savunma Bakanlığı’na ait sınıflandırılmış askeri ağlarda kullanılacağını açıkladı. Yapay zekânın artık yalnızca bir sohbet aracı değil, doğrudan askeri altyapının parçası olacağı anlamına gelen bir adım.

Aynı günlerde başka bir şirket farklı bir karar aldı. Anthropic’in CEO’su Dario Amodei, benzer bir iş birliğini “vicdani nedenlerle” reddettiklerini açıkladı. Tartışma hızla teknoloji dünyasının dışına taştı ve siyasetin gündemine girdi.

Ancak asıl dikkat çekici olan, kullanıcı davranışının değişme hızı oldu.

42’nci sıradan 1 numaraya

Tartışmaların yaşandığı günlerde Claude uygulaması App Store’da 42. sıradaydı. Birkaç gün içinde 1 numaraya yükseldi. Bu yalnızca bir uygulamanın popülerleşmesi değil, kullanıcıların teknoloji şirketlerine bakışının değiştiğini gösteren bir işaretti.

İnsanlar ilk kez bir yapay zekâ aracını yalnızca performansına göre değil, etik duruşuna dair algıya göre seçmeye başladı.

Aynı dönemde OpenAI cephesinde farklı bir dalga oluştu. “QuitGPT” adı verilen bir boykot hareketi ortaya çıktı. Kampanya organizatörleri milyonlarca kullanıcının aboneliğini iptal ettiğini ya da uygulamayı sildiğini açıkladı. Veriler de ChatGPT’nin web trafiğinde ölçülebilir bir düşüşe işaret ediyordu.

Ancak bu tabloyu yalnızca “kaybeden OpenAI, kazanan Anthropic” şeklinde okumak fazla basit olur. Çünkü bu hikâyede sahnede görünen aktörler kadar arka planda duran dev şirketler de var.

Savaşın açtığı pazar

Teknoloji tarihine bakıldığında savaşların çoğu zaman inovasyonu hızlandırdığı görülür. İnternetin doğuşu, GPS teknolojisi ya da yarı iletken araştırmalarının büyük kısmı askeri projelerle bağlantılıdır.

Yapay zekâ da bu döngünün dışında kalmıyor.

Çatışma ortamları hükümet bütçelerini büyütür, teknoloji yatırımlarını hızlandırır ve bürokratik engelleri ortadan kaldırır. Bu nedenle krizler çoğu zaman teknoloji şirketleri için yeni pazarlar anlamına gelir. Devlet sözleşmeleri ise teknoloji ekonomisinin en cazip gelir kaynaklarından biridir: yüksek bütçeli, uzun vadeli ve politik olarak güvence altına alınmış projeler.

Bu noktada görünmeyen ortaklıklar ortaya çıkar.

Microsoft, OpenAI'nın en büyük ortağı ve aynı zamanda Pentagon'a bulut altyapısı sağlayan şirket. JEDI ardından JWCC sözleşmeleriyle Amerika'nın dijital askeri omurgasına yerleşti. Azure üzerinden hem ChatGPT'yi hem de ordu sistemlerini taşıyor.

Bu kavgada herkes taraf aldı. Yalnızca bazıları ön saflarda görünürken diğerleri arka planda kalmayı tercih etti. Faturayı göze almadan kârı talep etmek, Silikon Vadisi'nin en köklü geleneğidir.

Google da bu denklemin dışında değil. Bir dönem çalışan protestoları nedeniyle askeri projelerden çekildiğini açıklayan şirket, bugün farklı biçimlerde aynı ekosistemin parçası olmaya devam ediyor. Yapay zekâ altyapıları büyüdükçe bu şirketlerin gelirleri de büyüyor.

Başka bir deyişle: gerilim teknoloji şirketlerini yavaşlatmıyor, aksine büyütüyor.

Gerçek kazanan kim?

İlk bakışta tablo Claude’un lehine görünüyor. Kullanıcı sayıları hızla artıyor, indirme rakamları yükseliyor ve şirketin değeri büyüyor. Büyük resme bakıldığında ise ChatGPT hâlâ yüz milyonlarca günlük kullanıcıya sahip dev bir ekosistem. Abonelik iptalleri milyar dolarlık gelirler içinde sınırlı bir pay oluşturuyor.

Öte yandan Anthropic’in de tamamen sistem dışı bir oyuncu olduğu söylenemez. Şirketin en büyük finansal destekçilerinden biri Amazon ve Amazon’un bulut altyapısı da uzun süredir devlet kurumlarıyla çalışan bir sistem olarak varlığını sürdürüyor. Bu nedenle etik tartışmaların arkasında yine dev teknoloji ekonomisi bulunuyor.

Ancak belki de bu hikâyenin en önemli değişimi kullanıcı tarafında yaşanıyor.

Yıllardır teknoloji şirketlerinin kullandığı bir savunma vardı: “Biz sadece araç üretiyoruz.” Yapay zekâ tartışmaları bu cümlenin artık eskisi kadar geçerli olmadığını gösteriyor. Kullanıcılar artık yalnızca hangi modelin daha iyi yazı yazdığına bakmıyor. Şirketlerin kiminle çalıştığını, hangi projelere dahil olduğunu ve hangi değerleri temsil ettiğini de sorguluyor.

Bugün yaşanan tartışmanın kazananı henüz net değil. Belki OpenAI milyar dolarlık askeri sözleşmelerle büyümeye devam edecek. Belki Anthropic kullanıcı güvenini kalıcı bir avantaja dönüştürecek.

Ama kesin olan bir şey var:

Yapay zekâ çağında rekabet yalnızca algoritmalar arasında yaşanmıyor.

Savaş bütçeleri büyüdükçe, Silikon Vadisi de büyüyor.

Teknoloji şirketleri artık yalnızca bu yarışın oyuncuları değil çoğu zaman sessiz ortakları.

İlke Atik Taşkıran, lisans eğitimini Ankara Üniversitesi İstatistik Bölümü’nde, yüksek lisans ve doktora eğitimini ise Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Anabilim Dalı’nda tamamlamıştır. Dijitalleşen medyanın toplumsal etkileri üzerine akademik çalışmalar yürütmektedir. Stratejik iletişim, medya okuryazarlığı ve içerik geliştirme alanlarında hem saha uygulamaları hem de akademik katkılar sunmaktadır.

Kurucusu olduğu iletişim ajansında Marka & İletişim Direktörü olarak görev almakta ve stratejik iletişim projelerine liderlik etmektedir. İletişim yönetimi alanında 15 yılı aşkın deneyime sahip olan Taşkıran, birçok sektörde iletişim kampanyaları tasarlamış; ayrıca içerik üretimi, görsel hikâyeleştirme ve stratejik anlatı tasarımı konularında çalışmalar yürütmüştür.

Önceki ve Sonraki Yazılar
İLKE ATİK TAŞKIRAN Arşivi