İLKE ATİK TAŞKIRAN

İLKE ATİK TAŞKIRAN

TikTok’un TV reklamlarında kendini aklama çabası

Dünyada “gençler sosyal medyadan zarar görüyor” başlığı açıldığında, hedef tahtasına neredeyse refleks olarak TikTok yerleştiriliyor. Herşey tamam TikTok yasaklansın. Aynı yaş grubunu benzer sürelerle ekrana bağlayan Instagram ya da daha uzun videolarla dikkat ekonomisini derinleştiren YouTube ise bu tartışmanın çoğu zaman kenarında kalıyor. Oysa algoritma, bağımlılık ve yönlendirme söz konusu olduğunda bu platformlar arasında yapısal bir masumiyet farkı yok.

Ama kritik bir fark var: Sahiplik.

Instagram ve Facebook Meta’ya, YouTube ise Google’ın çatı şirketi Alphabet’e ait. Yani Batı merkezli, Amerikan sermayesiyle uyumlu, sistemin içinde duran platformlar. TikTok ise bu çemberin dışında, Çin merkezli. Veriyi, reklam gelirini ve algoritmik gücü başka bir eksene taşıyan bir yapı.

Bu yüzden TikTok etrafında dönen tartışma, söylendiği gibi çocuklarla başlamıyor. Para, veri ve kontrolle başlıyor.

Ne zaman tehlikeli oluyor?

Instagram da YouTube da yıllardır gençlerin ekran süresini artırıyor. Algoritmalarla yönlendiriyor, içerik tüketimini hızlandırıyor, reklamı görünmez kılıyor. Ancak bu platformlar söz konusu olduğunda eleştiri dili daha yumuşak ve daha kontrollü kuruluyor.

TikTok’ta ise savunma daha sert. Yasak, kısıtlama, regülasyon.

Amerika’da ulusal güvenlik gerekçesiyle yasaklanmak istenmesi, kamu kurumlarından silinmesi, Avrupa’da sürekli regülasyon baskısıyla anılması… Bunların hiçbiri çocukları korumayı amaçlamadı. Gündeme gelen ilk başlıklar veri güvenliği, reklam pastası ve algoritmik hakimiyet oldu.

Mark Zuckerberg’in TikTok’u satın almak istemesi tesadüf değildi. Alamadı. Ardından Reels devreye sokuldu. Yetmedi, Google YouTube Shorts hamlesini yaptı. Taklit edilirken sorun yoktu; denge bozulduğunda dil değişti. Ve bir noktada mesele gençler oldu.

Zorunlu bir el değiştirme hikayesi

Amerika’da TikTok, yalnızca eleştirildiği için değil, zorlandığı için dönüşmek zorunda bırakıldı. Çin merkezli ByteDance’in sahip olduğu bir platform olarak, ABD’de veri güvenliği ve ulusal çıkar gerekçeleriyle ağır baskı altına alındı. Yasak tehdidi gerçekti. Uygulama mağazalarından silinme ihtimali masadaydı. Bu noktada TikTok’a açık bir mesaj verildi.

Ya kontrolü paylaşacaksın ya pazarı kaybedeceksin.

Sonuçta olan tam olarak buydu. TikTok, Amerikan kullanıcı verilerini Oracle üzerinden depolamayı kabul etti. Yani fiilen “artık Amerikalıyım” dedi. Sahiplik kağıt üzerinde değişmedi belki ama denetim alanı değişti. Algoritma Çin’de, veri Amerika’da. Dijital çağın en ironik uzlaşmalarından biri.

Bu bir tercih değildi; zorunlu bir el değiştirme hikayesiydi. TikTok, varlığını sürdürebilmek için paylaşıma boyun eğmek zorunda kaldı.

Türkiye’de TikTok: Meşruiyet arayışı

Türkiye’de ise TikTok uzun süre hafif, eğlencelik, hatta biraz da ciddiye alınmayan bir platform olarak görüldü. Daha sonra gençleri ölüme sürükleyen, boşlaştıran, derhal kaldırılması gereken bir uygulama olarak kodlandı. Ta ki reklam bütçeleri büyüyene, markalar buraya ciddi para aktarmaya başlayana kadar.

Bugün Türkiye’de dönen TikTok TV reklamlarının içeriği bu yüzden dikkat çekici. Reklamlarda artık yalnızca dans eden gençler yok. Tarih anlatan videolar, bilgi paylaşımı vurgusu ve hatta TikTok üzerinden Fransızca öğrenen bir çocuk var.

Mesaj açık: “Bu sadece vakit geçirilen bir platform değil; öğrenilen, gelişilen, fayda üretilen bir alan.”

Bu bir tanıtım değil; algı düzeltme çabası. TikTok’un kendisini eğlenceyle sınırlı bir mecra olmaktan çıkarıp, toplumsal fayda üreten bir zemine yerleştirme isteği. Çünkü artık mesele kullanıcı kazanmak değil, meşruiyet kazanmak.

Mesele gençler değil

Bugün özellikle ülkemizde TikTok tartışmaları çocuklar ve gençler üzerinden yürütülüyor olabilir ama onlar bu hikayede özne değil; meşrulaştırıcı bir gerekçe. Sorun, eğitici içeriklerin varlığı ya da yokluğu değil. Sorun, bu içeriğin hangi güç alanı içinde üretildiği ve kimin denetiminde dolaşıma girdiği. Mesele içerik gibi sunulsa da hiçbir zaman olmadı; meselemiz kontrol…

Türkiye’de televizyon reklamlarıyla verilen mesaj da bu mücadeleyi yumuşatma çabası…

“Biz tehlikeli değiliz, biz faydalıyız.”

Oysa gerçek şu:

Bu platformlar arasında ahlaki bir uçurum yok.

Sadece sahiplik farkı var.

Ve dijital dünyada kimin korunacağına, kimin hedef alınacağına; içeriğin niteliği değil, paranın ve verinin yönü karar veriyor maalesef.

Önceki ve Sonraki Yazılar
İLKE ATİK TAŞKIRAN Arşivi