KEMAL VURALDOĞAN
ABD’nin Ortadoğu’da demokrasiyi kangren eden darbesi: 1953 İran (Ajax) operasyonu
KEMAL VURALDOĞAN
İran, 1900’lü yılların başında, Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı'nın (İngiltere’nin) yarı sömürgesi gibiydi. İran’daki muazzam petrol yataklarını keşfeden İngiltere çoğunluk hissesi kendisine ait olan Anglo-Iranian Oil Company aracılığıyla petrol çıkarıp satarken, bu sömürge ticaretinin çok az bir kısmını İran halkına ve devletine bırakmaktaydı.
Petrol tesislerinde çalışan İranlılara yapılan muamele ise köleden hallice bir muameleydi. İran Şahları bu petrol şirketinin imtiyazlarını sınırlamaya çalışsa da günün sonunda kazan İngiltere olurken şah ve yakın çevresi de bu rantın kırıntılarıyla yetindiler. İran halkına ve petrol işçilerine düşen ise yoksulluk ve aşağılanmaydı.
Neredeyse tüm İran halkının açlık, yoksulluk ve hastalık ile boğuştuğu bir dönemde, Şahın işbirlikçisi İngiltere’nin bir parlamenteri Pehlevi Hanedanı'nın ilk Şahı olan Rıza Şah Pehlevi’yi şöyle tasvir eder: “Şah Rıza İran'daki bütün hırsızları, haydutları yok etti ve halkına bundan böyle İran'da sadece bir tek hırsız olacağını idrak ettirdi."
İddia o ki; Rıza Şah Pehlevi İkinci Dünya Savaşı sürecinde Almanya’ya yaklaşınca İran, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği ve İngiltere tarafından işgal edildi. Şah Rıza 1941 yılında görevinden feragat etti; yerine 21 yaşındaki oğlu Muhammed Rıza geçti.
Yoksul petrol işçileri 1946’da greve giderken petrol şirketi işçileri halka kırdırarak onlarca işçinin ölümüne, yüzlerce işçinin yaralanmasına yol açtı. Petrol işçilerinin direnişi halkta ve yetkilerini kullanmakta zorlanan mecliste de karşılık buldu. Meclis 1947 yılında yabancıların imtiyazlarının sınırlanması, Anglo-Iranian Oil Company’nin sahip olduğu imtiyazların tartışılması, müzakere edilmesi sonucunu doğuran bir kanunu kabul etti.
Kanunun kaleme alınmasında ve meclisten geçirilmesinde en büyük pay sahibi Muhammed Musaddık’tı. Aslında Musaddık ilk defa 1924 yılında meclise girmiş, hatta baba Pehlevi’nin ilk yıllarında Dışişleri Bakanlığı teklifi bile almıştı. Ancak baba Pehlevi’nin diktatörlüğüne ortak olmamak için Dışişleri Bakanlığı, Yüksek Mahkeme Başkanlığı gibi teklifleri reddetmiştir.
Anglo-Iranian Oil Company, sahip olduğu imtiyazları silahla, yani İngiltere’nin İran’ı işgal etmesi pahasına koruyabileceği zorbalığıyla, 1949 yılında, oğul Pehlevi’ye yoksul İran halkının aleyhine bir anlaşmayı dayattı. Oğul Pehlevi’nin kabul edilmesini emrettiği anlaşmayı meclis onaylayamadı. Seçimlerin yenilenmesi sonrasında göreve başlayan yeni mecliste bir petrol komitesi oluşturuldu; başkanlığına da Musaddık seçildi. İngiltere ve Anglo-Iranian Oil Company petrol gelirlerinin yarısını bile İran’a bırakmayı kabul etmediği için ek anlaşma mecliste kabul edilmedi.
Petrol sahalarını almak için silahlı işgal planı
Tarihler 15 Mart 1951’i gösterdiğinde İran Meclisi, Anglo-Iranian Oil Company’nin tüm varlıklarına ve tesislerine el koyulmasını, petrol üretimi ve satışı yeni kurulacak İran Ulusal Petrol Şirketi tekeline verilmesi sürecini başlatacak kanunu kabul etti. İran halkı, meclisi ve Musaddık petrolü millileştirmişti. Bu başarısı Musaddık’a başbakanlığın yolunu da açtı. Oğul Rıza istemeyerek de olsa 29 Nisan 1951’de Musaddık'ın başbakanlığını resmen onayladı ve petrol yasasını imzaladı.
Türkiye’nin NATO’ya girmek için Türkiye halkının haritadaki yerini, adını bilmediği bir ülkeye, yani Kore’ye asker gönderirken, komşu İran halkı barışçıl yollarla kendi milli servetine el koymuş, İngiltere sömürgesinden kurtulmak için petrolü millileştirmiş, millileştirme fikrinin kahramanını da başbakan yapmıştı.
İran halkını sömürme imkânını kaybetmek istemeyen ama buna da engel olamayan İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) kapısını çaldı. Dönemin ABD Başkanı Truman, İngiltere’nin İran’a askeri müdahalesine sıcak bakmamış, İngiltere’yi Musaddık ile adil bir uzlaşmaya yönlendirmeye çalışmıştır.
Petrolün millileştirilmesini kabullenemeyen İngiltere, İran petrolünün çıkarılmasını, çıkarılabilecek petrolün satılmasını engellemek için elinden gelen her şeyi yaptı. Savaş gemilerini bölgeye gönderdi, Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı'nda dava açtı, İngiltere Güvenlik Konseyi'ne başvurarak İran’ın cezalandırılmasını istedi, İran Körfez'de deniz blokajı uyguladı, petrol sahalarını almak için silahlı işgal planı hazırladı.
Ancak Truman’ın emperyalist askeri harekâta destek vermeyi reddetmesi, İran’ın işgalinin Sovyetler Birliği'ni harekete geçirebileceğinden endişe etmesi İngiltere’nin işgaline engel oldu.
İngiltere ve oğul Pehlevi’nin itifakı sonrasında Musaddık 1952 yılında istifa etmiş ve yerine İngiltere yanlısı Ahmed Kavam atanmıştır. Ancak İran halkı petrolü millileştiren Musaddık’ın yerine İngiltere yanlısı bir başbakanın atanmasına karşı çıkmış, ordunun silahlı müdahalesine rağmen İran halkı başarılı olmuş ve Musaddık tekrar başbakan koltuğuna oturmuştur.
Britanya'nın İran petrolü üzerindeki mutlak tekeli sona erdi, ABD petrol piyasasına güçlü bir giriş yaptı
Truman’ın görevinin 20 Ocak 1953’te sona ermesi ve yerine Cumhuriyetçi Parti adayı ve II. Dünya Savaşı'nın ünlü generali Eisenhower’in gelmesi sonrasında, İngiltere’nin İran’da yapmak istediği darbe CIA tarafından sahiplenilmiştir.
CIA İran ordusuna, parlamentosuna, din adamlarına, tüccarlara, gazetecilere, kısacası darbeye destek verebilecek herkesi Amerikan doları ile satın almış, Musaddık’ın İran’da yarattığı özgürlükçü ortamı kötüye kullanarak Musaddık aleyhine haberler, protestolar yaptırmaya başlamıştır. Satın alınanlar arasında İran Şahı'nın oğlu Pehlevi de vardı.
İlk darbe girişimi 15-16 Ağustos 1953’te gerçekleşmiş, başarısız olmuş, Şah, oğlu ve karısı İran’dan kaçmak zorunda kalmıştır.
Ancak darbeyi planlayan CIA ajanı Kermit Roosevelt’in pes etmeyip "B Planı"nı devreye sokmuş, 19 Ağustos 1953’te Tahran sokaklarında kaos çıkarılmış, "Beyinsiz Şaban" lakaplı Şaban Caferi gibi figürlerin liderliğindeki çeteler, halkın dikkatini ve sempatisini çekecek parayla satın alınmış güreşçiler, halterciler, cambazlar, Musaddık aleyhine “Yaşasın Şah” sloganları atarak dükkanları yağmalamış ve gazete binalarını basmış, kargaşayı büyütmek için General Zahidi gibi ordudaki darbeci subaylar tanklarla sokağa inmiş, darbeciler, stratejik noktaları ve radyo istasyonunu ele geçirmiştir. Darbeciler radyodan General Zahidi'nin Şah tarafından atanan yeni başbakan olduğunu ilan etmiş ve Musaddık'ın evi kuşatılmış ve tank atışları yapılmıştır. Kanlı olaylar sonrasında Musaddık’ın açtığı demokratik ve milli perde kapanmış, “Ortadoğu’da demokrasi ölmüş”, oğul Şah’ın 25 yıl sürecek kanlı diktatörlüğü başlamıştır.
ABD’nin Ortadoğu'da organize ettiği bu ilk darbe girişimi sonrasında yoksul İran halkına ait petrol yeniden paylaşılır: İngiltere (Anglo-Iranian Company, yeni adıyla British Petroleum - BP) %40, Amerika Birleşik Devletleri (Beş büyük Amerikan petrol şirketi, Gulf Oil, Standard Oil of New Jersey, Standard Oil of California, Socony-Vacuum ve Texaco) %40, Hollanda (Royal Dutch/Shell), %14, Fransa (Compagnie Française des Pétroles) %6. İran Devleti, yani Pahlavi Hanedanı, bu konsorsiyumun petrol kârının %50’sini alacaktı.
Bu yeni düzenleme ile Britanya'nın İran petrolü üzerindeki mutlak tekeli sona ermiş, ancak ABD petrol piyasasına çok güçlü bir giriş yapmıştır. ABD ve yancıları süreci "ganimetin bölüşülmesi" gibi işletmiş ve yoksul İran'ın doğal kaynakları yine yabancıların olmuştur.
İran’ın demokrasi yolculuğunu kangren eden darbeden 47 yıl sonra Bill Clinton’un Dışişleri Bakanı Madeleine Albright ABD’nin darbedeki sorumluluğunu şu cümlelerle kabul etmiştir:
"Birleşik Devletler 1953 yılında İran'ın herkes tarafından sevilen başbakanı Muhammed Musaddık'ın devrilmesi çabalarının içinde önemli bir rol oynamıştır. Eisenhower yönetimi stratejik sebeplerden dolayı bu eylemin haklı olduğuna inanıyordu. Fakat darbenin İran'ın politik gelişimine engel olduğu çok aşikârdır. Amerika'nın içişlerine yaptığı bu müdahaleden dolayı birçok İranlı hâlâ bize içerlemeye devam etmektedir.”
1953 İran Darbesini Şah’ın Bütün Adamları – Bir Amerikan Darbesi ve Ortadoğu’da Terörün Kökenleri adıyla kitap haline getiren Stephen Kinzer 2002 yılında İran’a gider ve Musaddık’ın evini ziyaret eder. Uçakta karşılaştığı İranlı Musaddık için şöyle der:
"Hakkında çok fazla şey bilmiyorum. Petrol endüstrimizi millileştirdiğini biliyorum. Ama Musaddık hakkındaki esas şey onun özgürlüğü temsil etmesidir. Onun zamanında konuşma özgürlüğü vardı, seçimler serbestti, insanlar istediklerini yaparlardı. İran'da bir vakitler demokrasinin olduğunu bize hatırlatıp durur. İşte bu yüzden hükümetimiz ondan korkuyor."
İranlı bir köylü ise Musaddık’ı deviren İngiltere, ABD ve CIA (onlar) için şu cümleleri kurar:
“…Onların Musaddık'ın hükümetini devirmiş olmaları gerçekten utanç verici… Ben basit ve eğitimsiz bir köylüyüm. Onların kim olduğunu bilmiyorum. Her kimse halkımızın özgür olmasını ve zenginleşmesini istemiyor. "
Kinzer kitabında 1953 darbesinin sadece İran'ın değil, tüm Ortadoğu'nun demokrasi umutlarını öldürdüğünü, ABD’nin Dünya’daki despotlara, "Batı ile dost olduğunuz sürece halkınıza baskı yapmanızda bir sakınca yoktur." mesajı verdiğini belirtir. Kinzer’e göre darbe demokratik ve laik bir milliyetçiliği yok ederek, halkın tepkisini camilere ve radikal dini gruplara yöneltmiş ve 1979 İran İslam Devrimi'ne giden süreç böyle başlamıştır.
İlk defa 1953 İran Darbesi ile ülkeleri sömürgeleştirmenin ne kadar kolay olduğunu fark eden ABD ve CIA, kanlı, ajanlı, rüşvetli, yalana ve işkenceye dayalı yöntemlere 1954 yılında Guatemala’da, 1961 yılında Küba’da, 1963 yılında Vietnam’da, 1964 yılında Brezilya’da, 1965 yılında Dominik Cumhuriyetinde, 1965 yılında Endonezya’da, 1973 yılında Şili’de, 1976 yılında Arjantin’de, 1971 ve 1980 yılında Türkiye’de, 1983 yılında Grenada’da, 1989 yılında Panama’da, 2002 yılında Venezuela’da, 2003 yılında Irak’ta, 2011 yılında başta Libya ve Suriye olmak üzere tüm Ortadoğu’da, 2026 yılında yine Venezuela’da başvurdu.
Suikastlar, savaş uçakları ve bombalarla İran’a demokrasi getirmeye çabaları
1950’lerden bu yana Ortadoğu’da, İran’da ve de dünyada demokrasiyi kangren eden ABD, 2026 yılında bu defa suikastlar, savaş uçakları ve bombalar ile İran’a demokrasiyi getirmeye çalışıyor! ABD’yi Türkiye’ye, Irak’a, Libya’ya ve Suriye’ye getirdiğini iddia ettiği demokrasiden yeterince tanıdığımızı düşünüyorum. İranlı köylünün dediği gibi “… onlar yani ABD ve ortakları halkımızın özgür olmasını ve zenginleşmesini istemiyorlar.”
Yüzlerce sayfada anlatılabilecek bir konuyu büyük ölçüde Stephen Kinzer’in faydalanarak 2,5 sayfaya sığdırmaya çalıştık.
Yazımızı bu zulmü 6 paragraflık bir şiire ve türküye sığdıran Mahsuni Şerif’in türküsü ile bağlayalım…
Kemal Vuraldoğan, Gaziantep Anadolu Lisesi ve Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu. Anayasa hukukunda yüksek lisans yaptı. 2003 yılından beri Ankara'da serbest avukatlık yapıyor.
İmamoğlu’nun diploma davası ve yargı safahatı: Kararı ne zaman öğreneceğiz?
16 Ocak 2026 Cuma 08:44Ankara’daki susuzluğun sorumlusu DSİ mi, Büyükşehir Belediyesi mi?
10 Ocak 2026 Cumartesi 08:34Türkiye 2026’da adil yargılama ile tanışabilir mi?
01 Ocak 2026 Perşembe 00:25İmamoğlu davasındaki 4 bin 600 günlük (12 yıl 6 ay) sürenin mucidi kim?
15 Aralık 2025 Pazartesi 00:10Ne değişti de kanunlara uymayan hakim memur savcı sayısında artış oldu?
08 Kasım 2025 Cumartesi 00:15BBC’ye kayyım oldum 6 kavanoz balı 1.250 TL’den satmaya başladım
04 Kasım 2025 Salı 00:20Rakamlar ülkesinde bir yanılsama: Yerli üretim oranları ne kadar gerçek?
04 Ekim 2025 Cumartesi 00:30Dünyanın en büyük adliyesi neden Ankara'ya yapılıyor?
27 Eylül 2025 Cumartesi 00:20Kürt - Türk - Türkiyeli
25 Ağustos 2025 Pazartesi 00:04Adıma sahte e imza çıkarılmış olabilir mi?
06 Ağustos 2025 Çarşamba 00:30