Adil Öksüz’ün 'SIR'rı ve darbe planı yapılırken 'Hava'dan gelen kaynak

15 Temmuz’un kara kutusu Adil Öksüz’ün “kaçırılışını” geçen hafta, Hava Kuvvetleri Komutanlığı armalı özel saatini merkeze alarak anlatmıştık. O yazımızda daha çok, “15 Temmuz gecesindeki ve sonrasındaki Adil Öksüz”ü işlemiştik.

Bugün de “Adil Öksüz’ün SIR plakalı otomobilini” ve “O’na bu otomobili veren Kaynak Holding’e, Hava Kuvvetleri Komutanlığı’ndan darbeden hemen önce de aktarılmaya devam edilen milyon dolarları” konuşacağız.

Okur olarak şunu söyleyebilirsiniz:

“Bugünlerde tarladan kalkmakta olan buğdayın soframıza ekmek olarak gelişinin maliyeti şimdiden ürkütürken Adil Öksüz’den başka konu mu kalmadı?”

Şunu ve daha fazlasını da söyleseniz hakkınızdır:

“Bu ülkede Danıştay sadece kadınların değil, tüm uluslar arası sözleşmelerin de korumasız olduğunu ilan ederken Adil Öksüz’den başka konu mu kalmadı?”

Bunlar haklı kaygılar ve nitekim onları da konuşuyoruz. Ama “Adil Öksüz”leri konuşmaya devam etmezsek, sorunları sadece 15 Temmuz gibi “belirli gün ve haftalar”da konuşursak kaygılanacağımız buğday, alacağımız nefes kalmayacağını da bilmemiz gerekiyor. Bu notları düşüp konumuza dönelim:

Takvimler, 30 Ekim 2014’ü gösteriyordu. Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısı sona erdi ve o tarihi açıklama yapıldı:

“Ülkemizin güvenliği, halkımızın huzuru ve kamu düzenini ilgilendiren hususlar ayrıntılı olarak görüşülmüştür. Bu kapsamda, milli güvenliğimizi tehdit eden ve kamu düzenini bozan iç ve dış legal görünüm altında illegal faaliyet yürüten paralel yapılanmalar ve illegal oluşumlar ile yürütülen mücadelenin kararlılıkla sürdürüleceği vurgulanmıştır.”

Bu açıklama, 17/25 Aralık 2013’ten sonra “mücadeleye” başlanan “Gülen Cemaati”nin “illegal yapı” olarak Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’ne resmen girdiğinin de ilanıydı. Nitekim daha sonraki FETÖ davalarında sanıklara verilen cezaların da miladı olmuştu. Örneğin bir kişi 30 Ekim 2014’teki bu açıklamadan önce cemaatle bağını koparmışsa “kandırılmış” olarak kabul edildi ve başkaca delil yoksa beraat etti, 31 Ekim 2014’te bu “illegal yapı” ile “iş tutmuşsa” bu durum o kişinin FETÖ bağlantısının güçlü delili olmuştu. Bu “milat”ı, darbe girişimi davalarını bakan yerel mahkemeler ve nihayet, o dönemde FETÖ davalarının temyiz incelemesini yapan Yargıtay 16. Ceza Dairesi belirlemişti. Öyle ya, devletin milli güvenlik siyasetini belirleyen MGK’sı “illegal yapılanma” demişse artık yargıca da sanığa da söz düşmezdi.

Bu hiçbir zaman unutulmamalıydı. Nitekim MGK, takip eden tarihlerdeki her toplantısında bu “illegal yapı”yı hatırlatıyordu. Peş peşe MGK açıklamalarından özetleyerek aktaralım:

30 Aralık 2014: Paralel devlet yapılanması ve illegal oluşumlarla yürütülen mücadele hakkında Kurul’a bilgi arz edilmiş, mücadelenin kararlılıkla sürdürüleceği vurgulanmıştır…

26 Şubat 2015: Paralel devlet yapılanması ve legal görünüm altında faaliyet gösteren illegal oluşumlara karşı yürütülen ulusal ve uluslar arası çalışmalar hakkında Kurul’a bilgi sunulmuştur…

2015 yılının 29 Haziran ve 2 Eylül günlerindeki MGK toplantılarından sonra da aynı hatırlatmalar yapıldı.

Yılın sonuna gelindiğinde, o güne kadar “illegal yapı, paralel yapı” diyen devletin ağzından Gülen Cemaati için ilk kez “terör” sözcüğü de çıktı. 21 Kasım 2015 tarihli MGK toplantısından sonraki açıklamada aynen, “Milli güvenliğimizi tehdit eden ve terör örgütleriyle işbirliği içerisinde hareket eden paralel devlet yapılanması…” denildi.

MGK toplantıları birbirini izliyordu ve FETÖ, 26 Mayıs 2016 tarihindeki MGK’da hiç eğilip bükülmeden “terör örgütü” olarak ilan edilecekti. MGK açıklamasından okuyalım:

“Vatandaşımızın huzur ve güvenliği ile kamu düzeninin sağlanması amacıyla yürütülen faaliyetler, terör ve teröristle mücadelede gelinen aşama, milli güvenliğimizi tehdit eden ve bir terör örgütü olan paralel devlet yapılanmasına karşı alınan tedbirler görüşülmüştür.”

Artık FETÖ, resmen bir terör örgütüydü. Ama yetmezdi; bu anlayışın, soba yakıp söndürmeyi bile “talimata” bağlayıp kışla “gazino”larına asma geleneği olan, mıntıka temizliğini talimnamelere bağlayan askeriyeye net olarak anlatılması gerekirdi. Asker, “emir”den anlardı. O da yapıldı. Jandarma Genel Komutanlığı, 8 Ocak 2016’da “komuta katı onayı”yla FETÖ’yü mevcut terör örgütleri listesine aldı ve bunu Anadolu’nun ücra köşelerindeki karakollara dahi gönderdi. Yani jandarma eri Muğla’da, Ağrı’da bir FETÖ’cüyle karşılaşırsa derhal derdest edecek ve en yakın adliyeye götürecekti. Aynı “komuta katı onaylı” tamimler diğer kuvvet komutanlıklarının birimlerine de gönderilmişti. Daha darbe girişimi olmamış ama FETÖ artık “havada karada” ve hatta denizde de terör örgütüydü.

HAVA KUVVETLERİ “İŞ YAPMAYA” DEVAM EDİYORDU

Muğla’daki, Ağrı’daki jandarma eri teyakkuzdaydı ama Ankara’da işler farklı yürüyordu. MGK bildirileriyle yapılanlar farklıydı.

Şimdiye kadar MGK bildirilerinden aktardık bundan sonrasını Mali Suçları Araştırma Kurulu’nun (MASAK) raporundan aktaracağız.

Dediğimiz gibi Ankara’da işler başka yürüyordu ve yazının başlığındaki “SIR”rın sırrı da, “Hava”dan gelen darbe girişimi finansmanı da bu “başka işler”in parçasıydı.

MASAK Raporunun adı: Sivil İmamlar Raporu’ydu. 49 sayfaydı. 22 Ağustos 2017 tarihini taşıyordu ama önceki yıllara mercek tutuyordu. Bir bakıma Adil Öksüz’ün, Kemal Batmaz’ın, Nurettin Oruç’un, Harun Biniş’in ve Hakan Çiçek’in mali şeceresiydi.

Rapora göre, 15 Temmuz’da Akıncı’dan çıkacak olan sivil imam Kemal Batmaz iş hayatına İstanbul’daki Çağ Öğretim İşletmeleri’nde, namı diğer İstanbul Fatih Koleji’nde “kantin işletmecisi” olarak başlamıştı. Fatih Koleji’nin en üst katında da Fetullah Gülen’in ofisi vardı ve Pensilvanya’ya gitmeden önce burada “çalışır”dı, karargahıydı.

Batmaz zekiydi ve hızla yükseliyordu. Çay ocağını devredip, darbe girişiminin finansörlerinden Kaynak Holding bünyesindeki Kaynak Dış Ticaret’e geçti. Batmaz zeki olduğu kadar girişimciydi de. Oradan da Kaynak Kağıt A.Ş.’nin yönetimine getirildi.

Sonra FETÖ’nün finansörlerinden olduğu iddiasıyla hakkında dava açılan Mehmet Sungur ile Gür-Med Medikal firmasında yüzde 12 ortak oldu. Ardından da Gür-Med Tıbbi ve Teknolojik Sistemler firmasını kurdu. 15 Temmuz’da Akıncı Üssü’nde beraber mesai yapacağı Harun Biniş ile de burada tanıştı. Hepsi de Kaynak Holding bünyesindeki şirketlerdi.

Uzatmayalım ve asıl konumuza gelelim: Rapora göre, bu şirketlerden biri olan Atesin Yazılım firması 2015’in Nisan ayında Hava Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı’na teknolojik hizmetler vermeye başladı. Hava Kuvvetleri Komutanlığı’ndan Atesin Yazılım’a 2015 Nisan – 2016 Haziran ayları arasında, alınan hizmet karşılığı, 2 milyon 284 bin TL ödeme yapıldı. Son ödeme, darbe girişiminden bir ay öncesinde, 15 Haziran 2016’da gerçekleşti ve bu ödeme 700 bin dolarlık son taksitti. Ve bu tarihlerde MGK, “Gülen Cemaati”nin “terör örgütleriyle bağlantılı” olduğunu ve nihayet “terör örgütü” olduğunu duyuruyordu.

Kaynak Holding bünyesindeki şirketlerden Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na iş yapan tek firma Gür-Med değildi. Kemal Batmaz’ın doğrudan ortağı da olduğu Milsoft Yazılım da 17 / 25 Aralık’tan sonra, MGK’dan “FETÖ terör örgütüdür” anonsları yapılırken Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nın yazılım işlerini yapıyordu. Milsoft’a, Hava Kuvvetleri Komutanlığı’ndan 2014 – 2016 yılları arasında 10 kalemde toplam 7 milyon 62 bin 109 TL para aktarıldı. İlk transfer MGK’da “paralel devlet yapılanmasının milli güvenliği tehdit ettiğinin kapsamlıca değerlendirildiği” dönemde, 10 Nisan 2014’te 637 bin TL olarak gerçekleşti.

Kaynak Holding bünyesindeki Milsoft Yazılım’a son ödeme ise 15 Temmuz darbe girişiminden 2 gün önce 13 Temmuz 2016’da yapıldı. O tarihte Adil Öksüz, Ümitköy’deki villada Kemal Batmaz ve diğer sivil imamlara darbe planının son şeklini anlatıyordu.

Bu son ödeme taksiti 1 milyon 712 bin 109 TL idi. Bu da para mı demeyin dolar o zaman daha 3 lira bile değildi. Yani Milsoft’a yapılan toplam ödeme son taksit gününde bile 2,5 milyon dolara yakındı.

Ve o günlerde, bu ödemelerin en azından kontrolünden sorumlu olan isim Hava Kuvvetleri Komutanı Abidin Ünal’dı. Abidin Ünal Milsoft’a yapılan son taksit ödemenin yapıldığı gün İstanbul’aki düğüne gitmeye hazırlanıyordu. Düğün, Korgeneral Mehmet Şanver’in kızının düğünüydü. 15 Temmuz’da darbeciler kendisine pek nazik davranıp Akıncı Üssü’ne getirmişlerdi. Darbeciler ne de olsa ne de olsa Abidin Ünal’ın başında olduğu Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nın, daha önceki gün “para çıkardığı” şirketlerin çalışanları veya ortaklarıydı. O şirketlerden otomobil tahsis edilenlerdi.

Abidin Ünal derdest edildiğini söylüyordu ama ifade için geldiği Sincan mahkemelerinde, darbe girişiminin kumanda merkezi olan 143. Filo’da serbest dolaştığını da yargılamayı yapan mahkeme heyeti ve tüm taraflarla birlikte izlemiştik. Nitekim savcılık ifadesinde de “şikayetçiyim ama rehin tutulduğum süre içinde hakarete, şiddete maruz kalmadım” diyordu. Ne de olsa darbenin sivil ayağı “müşteri”leriydi, askeri ayağı da kendisini 2015’te Hava Kuvvetleri Komutanı yapan Yüksek Askeri Şura’nın (YAŞ) üyelerindendi. Akın Öztürk’ten bahsediyoruz. Akın Öztürk, Abidin Ünal’ın Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na atanmasına yol veren 2015 YAŞ’ının üyesiydi.

ADİL ÖKSÜZ’ÜN “SIR”RI

Gelelim Adil Öksüz’ün “SIR”rına. “SIR”, mecazi anlamdaki bir sözcük değildi. O bir sözcük de değildi. Adil Öksüz’ün 2012 model, A6 3.0 TDI Quattro Audi marka, 245 beygir gücündeki otomobilinin plakasının harf serisiydi. Plakanın tamamı 34 SIR 49’du.

MASAK raporlarına göre bu araba Adil Öksüz’e “tahsis edilmiş”ti. Tahsisi yapan da Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na yaptığı işin son taksitini darbe girişiminden 2 gün önce tahsil eden Milsoft’un çatı kuruluşu Kaynak Holding’di.

Zaten Adil Öksüz’ün -MASAK raporuna göre- bu arabayı alabilecek öz mali gücü de yoktu. O zamanın parasıyla Sakarya Üniversitesi’nden 3 bin 449 TL Yardımcı Doçentlik maaşı alırdı. Gerçi İstanbul / Kısıklı’da 2007’de 68 bin TL’ye satın aldığı kat irtifakını 2014’ün Şubat ayında fena bir paraya satmamıştı. 236 bin TL’ye gitmişti. Ne de olsa Kısıklı, içinden başbakan, cumhurbaşkanı çıkarmış bir yerdi, değerliydi. Ama ne var ki Adil Öksüz “eli bol” biriydi. Rapora göre, “okyanus ötesine” bile bağışlar yapardı(!) Nitekim yine MASAK raporundaki EFT kayıtlarına göre o dönemde ABD’deki başkanlık seçimlerinden önce Hillary Clinton’u desteklediği bilinen Harmony Enterpirses LLC firmasına 200 bin dolar bağış yapmıştı. Zaten kayınbiraderi Abdülhadi Yıldırım, bu şirketin yöneticisiydi. Peki bu paralar Adil Öksüz’e nasıl gelirdi? Yine rapordan yanıtlayalım: Bank Asya’da hesabı bulunan kişiler gönderirdi.

Sözün özü; devlet, “paralel yapı”yla, “terör örgütü olarak FETÖ ile mücadeleyi kararlılıkla sürdürdüğü”nü MGK bildirilerine yazdığı, FETÖ’yü Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’ne eklediği o günlerde, bu yazdıklarımızın hepsini ve daha fazlasını bilirdi.

Önceki ve Sonraki Yazılar