SEDAT BOZKURT
Anayasa’ya uyulmayan memlekette Anayasa tartışmaları ve Öcalan’ın açıklaması
SEDAT BOZKURT
Anayasalar hukuk devletlerinin en önemli temel taşıdır. Anayasanın niteliği aynı zamanda o devletin de niteliğidir. Birlikte yaşama iradesinin, devletin görevlerini ve vatandaşların haklarını ve bu hakları devlet eliyle nasıl kullanacaklarının yazıldığı sözleşmedir.
Dünyanın en eski ve hâlen geçerli anayasa metni olarak San Marino anayasası kabul edilir. 1600 tarihlidir. Modern ve teknik olarak kabul edilen en eski anayasa ise ABD anayasasıdır. 1789 yılında yürüklüğe girmiştir. 237 yılda sadece 27 değişiklik geçirmiştir. İngiltere’de, içinde 1215 Magna Karta sözleşmesini de barındıran çok geniş bir mevzuattan oluşan ve yazılı olmayan bir anayasa vardır.
Dünyanın en kısa anayasaları Monoko Prensliği ile İzlanda anayasalarıdır. Her ikisi de yaklaşık 4 bin kelimeden oluşur. ABD anayasası da en kısa anayasalar arasında 2’nci sıradadır. Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasası ise 28 bin kelimeden oluşur.
Türkiye’de 103 yıllık Cumhuriyet tarihinde 4 ayrı anayasa yapılmıştır. Bu anayasaların 2’si darbe anayasasıdır. 1982 Anayasası'nın toplam 177 maddesi 21 değişiklik geçirmiş ve yaklaşık yüzde 60’ı değiştirilmiştir. 58 madde hiç değişmezken, 45 maddede küçük tadilatlar yapıldı. 51 madde ise yeniden yazıldı. 23 madde tamamen kaldırıldı. Madde sayısı 154’e düşürüldü.
Uygulanmayan anayasa meselesi
Anayasa tartışmasının sürekli yaşandığı dünya üzerindeki tek ülke kuşkusuz Türkiye’dir. İşin en acayip tarafı, uygulanmayan bir anayasa var. Ve uygulanmayan anayasa bile tartışma konusu oluyor. Oysa anayasanın başlangıç kısmı, maddelerinin detaylarına gerek bırakmadan hukuk devletinin sınırlarını çiziyor:
“… Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı; Kuvvetler ayrımının, Devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, belli Devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medenî bir işbölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa ve kanunlarda bulunduğu…”
Anayasa Mahkemesi Başkanı Özkaya gazetecilerin karşısına geçerek soruları yanıtladı ve mahkeme ile ilgili bilgileri aktardı. Bu açıklamalara göre mahkemeyi “sistemin bir mekanik çarkı” gibi görürseniz, hayli iyi bir “performans” ortaya koyduğunu söyleyebilirsiniz. Şu anki pratik AYM’yi tam böyle tanımlıyor. Oysa anayasa mahkemelerinin hukuk inşasındaki temel görevleri “sistemin çarkı” olmayı kabul edemez. Hukuki ihlalleri tespit ederek tazmin edilmesini sağlamakla yetinmek, yargı sistemimize yeni giren “arabuluculuğun” görevidir. Anayasa Mahkemesi’nin değil. 2025 yılında 64 bin 321 başvuru yapılmış. Aynı yıl 71 bin 175 başvuru karara bağlanmış. 2025 yılında verilen hak ihlali kararı 5 bin 268. Bu ihlallerin ilk sırasında “makul sürede ve adil yargılanmama” var. Vatandaşın verdiği vergi ile ödendiği sürece bu “hak ihlali” kararları her yıl artarak devam edecektir. (Avrupa’nın en köklü AYM’si Fransa’daki anayasa konseyidir.) 2025 yılında 398 ihlal kararı vermiştir ve anayasasında bulunan mutlak hüküm gereğince bu kararların hepsi de uygulanmıştır. Hukuk devleti denildiği zaman hemen bu uygulamalar aklınıza gelsin.)
Başkan Özkaya, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve AYM kararlarının anayasal olarak bağlayıcılığını hatırlattıktan sonra AYM’nin 83 kararının uygulanmadığını açıkladı. Bunun “sistemsel” bir sorun yaratmadığını da sözlerine ekledi. Bu çok sorunlu bir açıklamadır. Turgut Özal’ın yıllar önce söylediği “Anayasa bir kez delinmekle bir şey olmaz” açıklamasıyla aynı niteliktedir. AYM’nin anayasaya rağmen uygulanmayan tek bir kararı anayasanın açık ihlali, anayasayı ve onun kurumlarını yok saymaktır. Devletin bir organı eliyle anayasal düzeni ortadan kaldırmaktır. Bunu denetlemekle görevli olan bir yüksek yargı kurumunun başındaki hukukçunun bu “uygulanmama” halini “hafifletmeye” çalışması AYM’nin “sistemin çarkı” olma halinin de açık ilanı gibidir.
Can Atalay kararlarını da hatırlatan Başkan, altında Atalay’ın seçilmiş milletvekili olması nedeniyle özel yargılama kategorisinde bulunduğunu ve buna ilişkin 2 kararın altında imzası olduğunu da hatırlattı. Bu kararları anayasanın mutlak hükmüne rağmen uygulamayanların, yani başkanın da tespitine göre, “anayasayı ihlal edenlerin” yargı bürokrasisinde yükselmelerini nasıl değerlendirdiğini de merak etmemek elde değil. Bu yürütmenin politik bir tercihi haline gelmişse, burada ne yapmak gerekir sorusu da ortada yok; bunun yanıtı da.
Özkaya, AİHM’in ihlal kararlarının yerine getirilmesine yönelik AYM’nin yetkisi olmadığını da söyledi. AİHM kararlarının uygulanmaması da açık bir anayasa ihlali. Hatta AİHM’e gitmeye bile gerek yok. YSK, 2 kez kendisini yasama organı yerine koyarak hem yasa hem de anayasa yaptı, en azından yaptığı yorum ve uygulama ile bunu gerçekleştirdi. Evet, sıkıntı tam burada: Anayasa'nın uygulanıp uygulanmadığını denetleyecek bir organ yok. Oysa AYM’nin de dillendireceği en önemli konu bu değil mi?
Siyaset cephesinden de MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız da yaptığı açıklama ile Anayasa’da 44 yıldır var olan ve bugün uygulanmadığı için tartışılan 90. ve 153. maddelerini hatırlattı. İktidarın yanındaki pozisyonu hayli kafa karıştıran MHP’nin hukuk kurmayı anayasa maddelerini ve hukuk kurallarını sürekli hatırlatıyor. Hatırlatıyor ama bunu bir siyasetçi gibi talep ya da itiraz şeklinde değil, ceza hukuku hocası gibi yapıyor. Sonuçta AYM Başkanı’nın da MHP Genel Başkan Yardımcısı’nın da açıkça dile getirdikleri, itiraz etmeden “uygulanması gerektiğini” dillendirdikleri bir durum anayasasızlığa işaret etmektedir. Ve bunun varacağı yer bellidir: tüm anayasal kurumlar, önce kararlarıyla sonra bizzat varlıkları tartışmalı hale gelebilir.
Öcalan’ın açıklaması
AYM Başkanı HDP’nin kapatılma davasıyla ilgili de açıklamasında bilgi verdi. Davanın uzamasının nedenlerini sıralarken kapatma davasına neden olan 520 kişinin eylemlerinin yargısal olarak denetlendiğini, bunların 451’i hakkında siyasi yasak kararı talebi bulunduğunu açıkladı. Bu da tamı tamına 3 bin davaya karşılık geliyor.
HDP’nin kapatma davasındaki karar verme süreci en az bir yıldan fazla sürecek. Memleketteki iklim mahkeme üzerinde “kapatma” baskısı yaratmıyor. Kapatma kararı çıkarsa bunu kolaylaştıracak tek etken, Kürt siyasetinin mahkemeden önce HDP’nin kapatılmasına karar vermiş olması olacak. (Kaldı ki HDP’den önce DEM kapatılacak ve Öcalan’ın kontrolünde yeni bir parti kurulacak.) Bu nedenle Selahattin Demirtaş ile özdeşleşmiş HDP’nin kapatılıp kapatılmamasını dert edecek bir politik anlayış da bugün o Kürt siyasetinde çok fazla yok.
Öcalan’ın 27 Şubat açıklaması hayli tartışıldı. Açıklamanın içeriğinde aslında yeni bir şey de yoktu. Hatta Bahçeli’nin açıklamaları ile paralellik olması dışında dikkat çeken bir yanı da bulunmuyordu. Ama konunun önemi ve açıklayan kişinin rolü nedeniyle elbette tartışıldı.
Ama asıl tartışılması gereken konu, bu açıklama metnini kimin yazdığıydı. Öcalan’ın açıklamalarının bir nevi tekrarı olan açıklama Öcalan’ın kaleminden çıkmamıştı. Açıklamadaki cümleler, büyük ölçüde Öcalan’ın önceki açıklamalarından alınmıştı ama Öcalan yazmamıştı. Açıklamayı avukatlar oluşturdu, İmralı heyetinin onayı alındı. Muhtemelen Öcalan’ın onayı da alınmıştır ama metni kendisinin kaleme almamasının arkasında kamuoyuna yansımamış bir neden olabilir mi sorusu ortaya çıkıyor. Acaba niye? Öcalan’ın kalemi hayli güçlü; bir sayfalık metni hemen yazacak kadar da yazı pratiği var. Bu durumun teknik bir nedenden kaynaklanmış olması ihtimali de var, ancak bugüne kadar iktidar tarafından hiçbir adım atılmamasına tepki olabileceği görüşü de var. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan’ın da Öcalan’ın tepkisinin olduğu noktaya odaklanan açıklamalar yapması bu görüşe dayanak gösteriliyor.
Yasal düzenlemeler bir yana, uygulanmayan anayasaya ilişkin taleplerin dillendirilmesi de hayli ilginç siyasetin bu cephesinde. Velev ki anayasada talep edilen değişiklikler gerçekleştirildi. Bu değişikliklerle birlikte anayasanın uygulanacağının garantisi var mı?
Anayasanın emredici ve mutlak olan hükümlerine göre AYM ve AİHM kararları bile uygulanmıyor. Bundan AYM Başkanı bile şikâyetçi. Bu niye dert edinilmiyor?
Siyasette ittifak arayışları: Tercih değil zorunluluk
22 Şubat 2026 Pazar 00:20MHP'nin devletle imtihanı... Bakan arayan Cumhurbaşkanı
15 Şubat 2026 Pazar 00:05Erdoğan’ın, Bilal Erdoğan’lı planı
08 Şubat 2026 Pazar 00:05Parlamento, milli dayanışma, demokrasi ve kardeşlik
01 Şubat 2026 Pazar 00:15Memleket Türkiye değil “tuhaf”iye
25 Ocak 2026 Pazar 00:20Çiller ile Mehmet Şimşek benzerliği
18 Ocak 2026 Pazar 00:10“Deneyimli siyasetçi”
11 Ocak 2026 Pazar 00:20Partilere para, çok olan üyeden değil Hazine’den
04 Ocak 2026 Pazar 00:10“No news is good news”
01 Ocak 2026 Perşembe 00:45Kiliselerdeki günah çıkarma kabini: Konfesyonal
28 Aralık 2025 Pazar 00:05