Bu işin sonu nereye varacak?

Kahvehanesinden café’sine, Türkiye’nin her köşesinde aynı kaygılı konuşmalar dönüyor:

"Seneye çocuğu o okula gönderebilecek miyiz? Bu ay yediğimiz peyniri, önümüzdeki ay alabilecek miyiz? Evimiz varsa, satmalı mıyız? Yoksa, ev sahibi bizi ne zaman kapıya koyacak? Ağır sağlık sorunlarında gereken ilaçları bulsak bile nasıl karşılayacağız?"

Yoksul zaten perişan, orta sınıf ezildikçe eziliyor. Hiperenflasyonla yaşamaya alışmış gibi davranıyoruz fakat bunun alışılacak bir tarafı yok. Herkes evlere kapanıyor: Dışarı çıkmak risk!

Simit yiyip, çay içip metroya binerek gün geçirmek bile 100 TL’yi gözden çıkarmak demek.

Benzine zam gelecek diye kuyruklara girmek, temel ihtiyaçlar için indirim peşinde koşmak, gereksiz harcamaları kısmaktan ibaret değil sorun. Gittikçe yoğunlaşan bir sisin içinde yolumuzu bulmaya çalışmak, müthiş tüketici.

Her gün, her hafta bu ruh haliyle yaşamak. Her gün değişen fiyat etiketlerinden anlam çıkarmak. Günlük geçim mücadelesi verirken bırakın önümüzdeki yıla dair plan yapmayı, gelecek ayı görememek, belirsizliğin içinde gömüldükçe gömülmek.

İyi de bu işin sonu nereye varacak?

Geçen hafta tek günde 1.72 milyar dolar satılmış. “İşin sonu felaket” diyor ekonomistler, muhalif siyasetçiler. Felaketin resmini çiz bana Abidin…

UÇAK TAM GAZ DAĞA DOĞRU GİDİYOR

Faizi düşük tutma inandıyla, kamunun parasını harcaya harcaya ve Körfez sermayesine bel bağlayarak buraya kadar gelindi. Hiperenflasyona karşı maaş ayarlaması vaatleriyle oyalanıyoruz.

Ülkenin iflas riski, şimdiye kadar görülmemiş seviyeye ulaştı. Bunun ne demek olduğunu en açık şekliyle Deva Partisi Genel Başkanı Ali Babacan tarif etti:

İflas; parayla bile benzin, mazot bulamamak demek. 6 saat, 10 saat elektrik kesintisi yaşamak demek. İflas demek doğalgaz kıtlığı demek, sanayinin durması demek. İflas demek işsizliğin patlaması demek. Şu andaki enflasyon seviyesi ile bile nefes alamıyorken iflas demek nefessiz kalmak demek.”

Bu uyarının muhalefet etmek, iktidarı yermek veya panik yaratmak amacıyla yapıldığını düşünmüyorum. Babacan’ın alanı ekonomi, eldeki verilerden yola çıkarak “uçak tam gaz dağa çakılmak üzere ilerliyor” diyor.

Yani pahalılıktan kırılmakla kalmayacağız, sebze meyve bulmak bile mesele olabilir. Ama felaketi katlayacak bir başka tehlike söz konusu: Dünyadaki gıda krizi.

Pek önemsenmeyen, “teğet geçeceği” varsayılan gıda kıtlığından en çok etkilenecek ülkelerin başındayız. Tarıma, çiftçiye günlük çare olacak vaatlerin değil, çok daha derin politikalar ve ciddi bir strateji gerektiren, çok katmanlı bir krizden bahsediyorum.

ÇOK DAHA BÜYÜK, İÇ İÇE GEÇMİŞ BİR KRİZ GELEBİLİR

Dünyada gıda fiyatları artıyor. Birleşmiş Milletler, Ukrayna Savaşı’nın durumu ciddileştirdiğini ve tam anlamıyla bir Dünya Gıda Krizi’nin kapıda olduğunu anlatmaya çalışıyor.

Ancak gıda krizinin nedeni, Ukrayna işgali değil. Kırılgan gıda sistemleri, kötü yönetim, çatışma ve iklim değişikliği, gıda krizine yol açan başlıca nedenler.

Gıda ve Tarım Örgütü FAO’nun Gıda Krizi Analisti Luca Russo, Al Jazeera’ya şöyle demiş: “Son altı yılda gıdaya erişim sorunu yaşayan nüfus sayısı iki kat arttı. Ukrayna savaşı, had safhada karmaşık bir duruma katkıda bulunan son olay.”

Russo, asıl sorunun kıtlık değil fiyatların hızlı artışı olduğunu belirtiyor.

Ancak mesele savaştan ibaret değil. Asya’nın 2022 itibariyle bir “kuraklık döngüsü”ne girmesi olası. Bu ülkelerin başında Hindistan, Pakistan, Çin ve Türkiye geliyor.

Dünyanın buğday ve mısır üreticisi ülkelerinde yaşanacak aşırı kuraklıklar, gıdaya erişimi daha da zorlayabilir.

İklim ve enerji uzmanı Dr. Nafeez Ahmed, bu tespiti 2019’da, iklim verileri üzerinden 12 modellemeye göre yapmıştı. Son yazısında Güney Asya’da yaşanan aşırı sıcaklıklarla tarımda yüzde 10-15’lik bir azalma yaşandığını vurguluyor. (https://bylinetimes.com/2022/06/15/the-world-faces-a-decade-of-global-hunger-that-could-irreversibly-degrade-humanitys-prospects/)

Dr. Ahmed, 2016’da Pentagon’la bağlantılı CAN Corporation’a yaptığı küresel gıda krizi simülasyonunda Asya’daki kuraklığın 10 yıl sürmesi durumunda gıda fiyatlarının yüzde 395 artacağını raporlamış.

Küresel sistemler doğası gereği, birbiriyle bağlantılı. Siyaset bilimci Thomas Homer Dixon, çoklu stres etkenlerinin birbiriyle ilişkisi nedeniyle küresel sistemlerin “ani kaymalar”a gebe olduğunu, bunun da “çok daha büyük, intersistemik bir krize” yol açabileceğini söylüyor.

Velhasıl, mesele yanlış para politikalarından, kötü ve baskıcı rejimden, yahut Türkiye’den ibaret değil.

Geleceğimizi şimdiden yiyip bitirenler, kendilerini garantiye aldıkları için “umrumda mı Dünya” şarkısını söylüyor. Muhalif siyasetin resmin bütününü görebilme yeteneği ve yaklaşımı, hayati önemde.

Önceki ve Sonraki Yazılar