Türkiye, Yunanistan ve NATO kardeşliği

Erdoğan bir süredir dış politikada üç tuşa birden basmış görünüyor. İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğini veto, Suriye’ye operasyon sinyali ve Ege’de tırmanma. Bu durum dış politika analizini zorlayacak bir görüntü arz ediyor. Çünkü son dönemde Erdoğan yönetimi hem Batı ile hem de bölge ülkeleriyle ilişkilerini düzeltmeye çalışıyor, bölgesel izolasyonu kırmak için Mısır, İsrail, BAE, Suudi Arabistan gibi ülkelere açılım yapıyor, Mavi Vatan’dan geri çekiliyor, Biden yönetimiyle yakınlaşmanın yollarını arıyordu.

Bu son hamleler Erdoğan siyaseti için alışılageldik bir geri dönüş olsa da, Batı ile ilişkileri tekrar sorunlu bir çizgiye çekti. Erdoğan burada hem Batı’ya elinde hala kozların olduğunu, içeride güvenlikçi çevrelere ve iç kamuoyuna Batı karşısında güçlü olduğunu, iktidarın elinde olduğunu göstermeye çalışıyor. Kürt meselesi, Ege, Yunanistan, adalar gibi konuların hepsinin ulusalcı/milliyetçi çevrelerde alıcısı çok ve Erdoğan da bunun farkında. Bu politikanın içte ve dışta Erdoğan’a ne kadar fayda sağlayacağını kendisi dahil kimse bilmiyor.

Bu yazıda Erdoğan ve onu destekleyen ulusalcı çevrelerin Yunanistan’ın bir ABD üssü haline geldiği, Batı’ya yaslanarak Türkiye’ye karşı saldırgan ve yayılmacı bir politika izlediği ve özellikle ABD’nin askeri varlığının artmasının hedefinin Türkiye olduğu yolundaki iddiası üzerinde duracağım.

Yunanistan başbakanı Mitsotakis iki ülke arasındaki gerilimi düşürecek bir açıklama yapsa da, Türkiye’deki Yunanistan algısı AKP ve Erdoğan’ı aşan bir nitelik taşıyor. ABD’nin kritik bölgedeki NATO üyesi bir müttefikine karşı askeri yığınak yapması gibi bir saçmalığın ötesinde, Türkiye’nin de aslında ABD’nin geliştirdiği bu savunma hattının bir parçası olduğunu ve buna aktif bir şekilde katıldığını tartışacağım.

ABD STRATEJİSİNDE DEĞİŞİM

ABD 2010’lardan itibaren stratejik dikkatini Çin’e çevirmeye başlamıştı. 2011’de Asia Pivot ve Rebalancing adını verdiği stratejiyle küresel askeri yapılanmasını Çin’i gözönüne alarak oluşturmayı kararlaştırdı. Örneğin, Atlantik ve Pasifik arasında eşit dağılmış deniz gücünün yüzde 60’ını Pasifik’e kaydırmıştı. Yine ABD Pasifik bölgesindeki kara gücü varlığını artırma kararı almıştı ve bu politika halen devam etmekte.

ABD'li akademisyen ve stratejistler de bir süredir, Çin'in hızlı ekonomik büyümesi nedeniyle ABD'ye küresel açıdan meydan okuyucu olacağını, bütün stratejisinini Çin'e karşı oluşturması gerektiğini savunuyorlardı. Hatta, ABD Realistleri 2003 Irak işgaline karşı çıkarken, bunu siyasal ahlak açısından değil bölgesel işgallerin dikkatleri Çin'den uzaklaştıracağı ve ABD'yi gereksiz zayıflatacağı fikrinden hareket ediyorlardı.

Rusya ise 1990’dan beri ABD’nin önceliği olmamıştı. 2000’lerin sonuna doğru enerji fiyatlarının yükselişi, Putin’in 2008’den itibaren Batı’ya mesafe koymaya başlaması takip ediliyor ama bir tehdit olarak görülmüyordu.

ABD, Avrupa güvenliği konusunda iki yönlü bir taktiğe geçmişti. Bir yandan Avrupa cephesinden asker çekiyor, öte yandan NATO’yu genişleterek kurumsal bağları güçlendiriyordu. Örneğin, 2014’e gelindiğinde Avrupa sahasında tek bir Amerikan tankı yoktu. 2014’te Kırım’ın önce işgal, sonra ilhak edilmesi ve Donbas’ın bir bölümünün hibrid savaş taktiğiyle fiilen Ukrayna’dan koparılması bu politikanın gözden geçirilmesine yol açtı. Bundan sonraki her NATO belgesi Rusya tehdidinden bahseder oldu. Rusya, 1990’da verilen NATO genişlemeyecek sözüne uyulmamasını tehdit olarak görürken, ABD/NATO Rusya’nın Gürcistan ve Kırım işgallerini tehdit olarak aldı.

ABD / NATO CEVABI

Bu süreçte Kırım işgali önemli bir dönüm noktası oldu. ABD Savunma Bakanlığı buna karşı birbiriyle kurumsal ilişkili iki askeri süreci hayata geçirdi. İlki 2014’te başlatılan Atlantik Kararlığı (Atlantic Resolve) ve ikincisi de Avrupa Caydırıcılık Girişimi (European Deterrence Initiative) çerçevesinde ABD yeniden rotasyonlu olarak Avrupa’daki NATO müttefiklerine asker, silah, savaş uçağı göndermeye başladı, tatbikat ve eğitim vs aktivelerini artırdı. Bu görev kuvvetinin karargahı Polonya’nın Poznan şehri olurken ABD buraya F-15, İngiltere F-16 savaş uçaklarının göndererek Baltıklar üzerinde NATO Hava Polisliği misyonunu başlattı.

Gerek Avrupa Caydırıcılık Girişimi’ne yapılan ABD katkısı, gerekse bu çerçevede gönderilen askeri birlikler, hangi özel birliğin hangi üsse indiği ve konuşladığı, kaç uçak vs bulunduğu gibi detaylar açık bir şekilde NATO ve ABD kaynaklarında ilan ediliyor. ABD bu program çerçevesinde Litvanya’dan Girit’teki Souda üssüne kadar çok sayıda üs ve askeri tesisi, havaalanı, liman, hangar vs altyapıyı yenilemeye başladı. Örnek olarak, çok kısa bir detay vermek gerekirse ABD Almanya’da Spangdahlem’de sığınakları güçlendirirken, askeri tesisleri beşinci jenerasyon savaş uçakları, yani F-35’lerle uyum içinde hareket edecek hale getirmeye çalışıyorken, İzlanda’da Keflavik Hava üssünü savaş ve nakliye uçaklarının bakımına uygun hale getiriyordu. ABD ve NATO’nun bu yeni dönemde en çok önem verdiği konulardan birinin mevcut altyapıyı geliştirmek ve farklı askeri kültüre sahip ordular birlikte hareket edebilirliğini geliştirmek olduğu (nötr NATO terimiyle interoperability) anlaşılıyor.

Bunun yanında NATO’nun 2014 Galler Zirvesinde Çok Yüksek Hazırlık Seviyeli Ortak Görev Gücünü oluşturdu. NATO’nun 40 bin kişilik “Karşılık Gücü”nün bir parçası olarak yaklaşık 6 bin kişilik tahis edilen bu güç 2015’ten itibaren yine Polonyada faaliyete geçti. Bir kriz durumunda bu güç bir “mızrak ucu” olarak haraket edecek, çok hızlı nakil sağlanacaktı.

YUNANİSTAN’IN PAYINA DÜŞEN

ABD Uzak Doğu’da Çin’e yönelirken, Baltıklardan başlayan Rusya’ya karşı bir askeri hat oluşturarak bu arka cepheyi de güçlendirme politikasına gitti. Batı ve Doğu Avrupa’daki müttefiklerini hareketlendirmeye, askeri altyapıyı yenilemeye yönelirken bunun Doğu Akdeniz ve Balkanlar ayağını Yunanistan oluşturdu. Trump yönetimi döneminde başlayan ve Biden ile devam eden bu süreçte ABD Yunanistan’a askeri olarak büyük önem verdi ve Girit’teki Souda üssünden Türkiye sınırına yakın Dedeağaç’a kadar varolan askeri üslerin altyapısını yenileyip yeni tesisler kurmaya başladı. Bunlardan Souda çok eskiden beri ABD’yi hizmet veren bir deniz üssü ve ünlü 6. Filo’nun Doğu Akdeniz operasyonları için önem taşıyor. Girit’teki bu üs ve liman ABD’nin uçak gemilerinin yanaşmasına ve ikmal yapabilmesine imkan tanıyan tek tesis ve 1969’dan beri faaliyette.

Rusya’nın Suriye’nin Tartus limanını 49 yıllığına kullanım hakkı elde etmesi, Çin’in Doğu Akdeniz’de boy göstermeye başlaması, 2015’te Rusya ve Çin’in burada ortak deniz tatbikatı düzenlemeleri ABD için alarm zili çaldırmış olmalı. NATO’ya tahsisli Yunanistan’ın orta yerindeki Larissa tesisi eski olup NATO Hava Kuvvet Komutanlıklığına ev sahipliği yapıyor. Yenilerde Litohori, Volos, Stefanovikio gibi yerlerde ABD yeni askeri kolaylıklar elde etti. Bunlar daha çok lojistik ve eğitim açısından önem taşıyor. Dedeağaç daha çok öne çıktı çünkü ABD buradan gerektiğinde Boğazları kullanmak zorunda olmadan Bulgaristan ve Romanya’ya ulaşabiliyor. Bu yüzden Dedeağaç limanını askeri ihtiyaçlarına göre yeniden işler hale getirdi ve sık kullanmaya başladı. Bu faaliyetlerin çoğu Atlantik Kararlılığı misyonu çerçevesinde ve ABD tarafından finanse ediliyor.

Avrupa’daki artan ABD askeri varlığı aynı stratejinin ürünü. Öyle ki ABD’den rotasyonla gelen örneğin Kansas’tan çıkan bir askeri birliğin ve askeri malzemenin bir kısmı Litvanya’ya bir kısmı Dedeağaç’a yönlendiriliyor.

TÜRKİYE’NİN PAYINA DÜŞEN

Türkiye bu geniş stratejinin bir parçası. Yunanistan’dan farkı ABD’nin Türkiye’de yeni üs ve tesis açmaması, yeni asker ve malzeme getirmemesi. Bunun yerine Türkiye aktif olarak bu geniş stratejiye katılmayı tercih etti. Bunun birinci ayağı Çok Yüksek Hazırlık Seviyeli Müşterek Görev Gücüne dahil olması. Rusya’ya karşı kurulmuş olan bu güce Türkiye 4 bin civarında asker ve tanksavar roketler, yeni teknoloji silahları tahsis etti ve 2021 yılında rotasyonlu olarak komutanlığı üstlendi.

İkinci olarak Eylül 2021’de Türkiye’ye ait dört F-16 uçağı NATO çerçevesinde yine diğer üye ülkelerle birlikte Baltık Hava Polisliği misyonunda yer aldı. Bu NATO misyonu da 2014 Kırım işgalinden sonra Almanya’daki hava görev gücünün yanında Estonya’da konuşlandı. NATO kaynaklarında da doğrudan Rusya’ya atıfla ele alınıyor.

Üçüncü olarak diplomatik cephede Türkiye Romanya ve Polonya ile periyodik olarak 2016’dan beri dışişleri bakanları üçlü zirvelerinin bir parçası. 2021’de Rusya’nın toprak kopardığı Ukrayna ve Gürcistan da bu toplantılara davet edildi, buna ilgili ülkelerin Ulusal Güvenlik Konseyi başkanlarının toplantısı da eklendi.

Dördüncü olarak Türkiye NATO’nun 1990’ların sonundan beri her yıl Karadeniz’de düzenlediği “Deniz Meltemi” (Sea Breeze) tatbikatlarına katılıyor. 2021’de bunların en büyüğü yapıldı ve NATO üyesi olmayan çok sayıda ülke de katıldı ve Moskova bu tatbikata sert bir açıklamayla tepki gösterdi.

Türkiye ve Yunanistan ABD ve NATO güvenlik yapılanmasında iki farklı fonksiyonu yerine getiriyorlar. Bunu yaparken ikisi de karşısındakini Batı’dan destek alarak ya da Batı’nın göz yummasıyla saldırgan ve yayılmacı olarak tanımlıyor.

Yunanistan topraklarını açarak, Türkiye ise toprakları dışında destek sağlayarak NATO ve ABD stratejisine hizmet ediyor. Yunanistan’daki üsler görünür olduğu için, hem içeriden hem de dışarıdan onları işaret ederek bütün ülkenin ABD üssü haline geldiğine işaret etmek kolay oluyor. Baltık Denizi üzerinde Rusya’ya karşı gövde gösterisi yapan F-16’ları ya da Karadeniz’deki tatbikata katılan Türk savaş gemilerini takip edebilmek kolay değil. Son veto krizine kadar genelde NATO bürokrasisi, AB’den farklı olarak Türkiye’den memnundur. Stoltenberg’in Türkiye’yi kollayan açıklamaları ve tutumu bunu yansıtmaktadır.

O yüzden Yunanistan’daki üslere bakıp NATO’nun sınırı Yunanistan’da bitiyor demek hem olgusal olarak doğru değil hem de politika olarak AKP’yi ABD karşıtı gibi gösterme çabasının bir ürünü. Türkiye NATO ve ABD için önemli bir coğrafi konumda ve stratejik bir ortaktır. Önümüzde NATO’ya karşı olan değil her konuda olduğu gibi eline geçirdiği bir kozu, avantajlı bir konumu sonuna kadar kullanarak siyaset yapmaya çalışan bir iktidar var. Bu durumun yarattığı kafa karışıklığı AKP iktidarının gereksiz yere ABD/NATO karşıtı bir konumda algılanmasına yol açıyor ki o da bu ikili oyundan gayet memnun. Sonuçta her iki ülkeye de durun siz NATO’da müttefiksiniz demek gerekiyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar