COVID-19 SONRASI HAYAT: KÜÇÜLEN SEPETLER, İKİNCİ EL VE KENTLİ TAŞRALILAR...

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, 2 Mart akşam saatlerinde, "normalleşme" kararlarını açıkladı. "Açık havada artık maske takmak zorunda değiliz" derken, “kapalı ortamlarda ise havalandırma yeterliyse, mesafe kuralına uyuluyorsa maske şart değil" dedi. Bakan Koca, okullarda pozitif vaka çıkan öğrenciler nedeniyle eğitimin durdurulmayacağını da kaydetti. 

Önlemlerin kaldırılmasına dair zamanlama ve içerik eleştirilerimizi saklı tutarak söyleyebiliriz ki  şu veya bu şekilde pandeminin hayatımızda çok daha az yer kaplayacağı günlere yaklaşıyoruz. Hatta araştırmalara göre halkımızın salgını problem olarak algılama seviyesinin %11’lere kadar gerilediğini, bugün toplumun %80’sinin asıl mutsuzluk kaynağının covid’den ziyade ekonomik problemlerle ilgili olduğunu görüyoruz.  (Bulgu Araştırma, Ocak 2022, n:1.808). 

Artık önlemleri kaldıracak kadar “post-pandemi” dönemine girdik mi? Tam 2 yıldır rahle-i tedrisatından geçtiğimiz pandeminin toplumsal yapıya etkisi ne oldu? Hangi tüketici trendleri baş gösterdi? Bunların iş modellerine etkileri ne oldu, ne olur? Konuyla ilgili ulusal ve uluslararası araştırmalara baktım. Ama önce Covid kadar tüketici trendlerini etkileyecek enflasyona göz atalım.

Görünen o ki enflasyon sadece bizim değil dünyanın da problemi. Yalnız dert düzeyimiz farklı: global enflasyon 2021’de %4.3 olarak gerçeklemiş, bunun 2022’de %4.6’ya çıkacağı tahmin ediliyor. Enflasyonun global düzeyde artış sebepleri arasında pandemi döneminde devletlerin vatandaşlarını sübvanse etmesinin dışında, tedarik zincirinin yavaşlaması, enerji fiyatlarındaki artış ve emek piyasasının Çin’in 0-Covid politikası sebebiyle daralması gösteriliyor. 

OECD ülkelerinin 2021 Ocak ayı, yıllık enflasyon değeri %7,2, Türkiye’nin hissedilenin yarısına bile ulaşmayan resmi Ocak 2021 enflasyonu için Grafik 2’de uzun kırmızı çubuğa bakabilirsiniz (%48,7), Şubat ayı tüketici fiyat artışı da 3 Mart’ta açıklandı: %54,4.  

Tüketici güven endeksi trendi OECD ülkeleri Covid dönemi kayıplarını telafi ederken bizde ikinci büyük düşüş gerçekleşiyor. 

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali bu resmin üstüne tuz biber ekiyor, çünkü Rusya Çin’den sonra en fazla ithalat yaptığımız 2. ülke. Rusya’dan 2021 yılında yaklaşık 29 milyar dolarlık ithalat yapmışız. Rusya 8 yıl içinde 4. sıradan 10. sıraya gerilemiş olsa da hala yaklaşık 6 milyar dolarlık ihracat yaptığımız bir pazar. Şu anda savaşmakta olduğu Ukrayna’ya ihracatımız da Rusya’nın yarısı kadar, 2.9 milyar dolar, geçtiğimiz yıl Ukrayna’dan 4,5 milyar dolarlık da ithalat yapmışız. Özetle Türkiye’nin an itibariyle savaş halindeki bu iki ülke ile turizm hariç 42 miyar doların üstünde ticaret hacmi söz konusu. 

Turizm gelirlerinde bel bağladığımız, ağırlıkla taze meyve-sebze, kazan, otomotiv yedek parça ihraç ettiğimiz Rusya’ya batı dünyasından yaptırım yağıyor. 

Halihazırda yüksek enflasyonla boğuştuğumuz dönemde enerji fiyatları artacak, buna bağlı tüm ürün gruplarının fiyatlarında ekstra artışlar kaçınılmaz olacak. Dolayısıyla Türkiye’deki tüketici açısından post-pandemi döneminin enflasyonla mücadelesi en yakıcı konu. Bunun için ona neler yardımcı olabilir kısaca bakalım:

    • Tüketici bu süreçte en ucuz satış kanalına yönelecek.

    • Promosyonları sadece market rafında değil dijital ortamda da yakından takip edecek.

    • Alışveriş sepetleri kuvvetle muhtemel küçülecek. (Türkiye 2001 krizinde toplu alışveriş yapmıştı. Bu sefer bundan çok emin değilim zira hanede yaşayan kişi sayısı 4,2’lerden 3,3’e düştü, evler küçüldü, gelirler azaldı, stoklamaya ne yer ne hal kaldı).

    • Kentlilerin taşraya göçü hızlanacak. “Kentli taşralılar” trendi global bir eğilim. Bizde de gündemde. 

    • İkinci el alışveriş yükselecek. Çevre hassasiyeti ile bu alışveriş biçimini benimseyen aktivistlere rastlıyorduk ama ünlü giyim markalarının ikinci el satış birimlerini görünce söz konusu trendin kendi iş modelini oluşturduğunu anladık. 

    • Fiyat avantajı sağlayabilirse geri dönüşüm ürünlerine de talep artacak.

    • Pazarlama – teknoloji alanlarında uzman gazeteci arkadaşım Aşkın Baysal’ın isabetli biçimde “Denklerarası" olarak çevirdiği «Peer-to-Peer» (P2P) iş modellerine talep artacak. Nedir P2P? İnternet kaynaklı teknolojilerle bireylere düşük komisyon ücretleri ile alışveriş imkânı ve finansal işlem yapma kolaylığı sağlayan platformların genel adı. İnternet bankacılığı, UBER, Airbnb, kripto borsa işlemleri, dijital cüzdanlar buna örnek verilebilir.



Hazır laf post-pandemi trendlerinden açılmışken enflasyon dışı post-covid trendlerine de bakalım: 

  •  

    • Çevre hassasiyeti: İklim krizinin ekstrem hava olayları ile daha net görülmesi, Covid’in bu krizle bağlantısının kurulması bu alanda farkındalık ve taraftarlığı güçlendiriyor. 

    • Dijital göç ve yetkinliğin artması: Daha çok insan daha yoğun biçimde internet kullanıyor. Yaşlılar, orta alt gelir grubundaki kadınlar online alışveriş dahil pek çok aktiviteyi buradan yürütüyor. Türkiye’de 2020 başına göre online perakende alışveriş 3 kat arttı.

    • Hayatı yeniden gözden geçirme, tazelenme: Bu bizde küçük ama etkili bir grup arasında geçerli bir trend. Tarzını, işini değiştirmek isteyen, ya da çalışmamayı tercih eden, derin felsefi düşüncelere dalan, değişim peşinde koşan insanlar işte bu grupta yer alıyorlar. 

    • Metaverse: Tüketicilerin gerçek hayatta satın alamayacağı veya fiziksel olarak gerçekleştiremeyeceği deneyimleri sanal platformda yaşamasına imkân veren dünyanın yükselişini izleyeceğiz hep beraber. 

    • Sosyal hibrit hayatlar: Kapanmalar bitti, maskeler atıldı diye herkes sokaklara koşmayacak. Bir kısmı artık iyice alıştığı “ev kuşu” modunda yaşamaya devam etmek isteyecek ve pek çok beyaz yakalı çalışanın ofisinde olduğu gibi hibrit çalışma modelinde hayatını sürdürecek. 


Tüm bu bulgular ve trendler ışığında son söz olarak, pandemi krizinin dünya halklarına ilk öğrettiği şey, yerel kaynakların etkin kullanımının önemi oldu. Savaş rüzgarları bu gerçekliği sert biçimde yüzümüze vuruyor, daha da vuracak belli ki. Savaş zamanı, sadece kendi beceriksizliği nedeniyle değil dış faktörlerle de riski artmış olan Türkiye’ye yabancı sermaye yatırımı gelmeyeceğine göre yerel ekonomik kaynakların güçlendirilmesi en acil planımız olmalı. Hem de bunu kar peşindeki şirketlere değil denetlenebilir kamu kurum ve kuruluşlarına bırakmalıyız.

Tarımsızlaştırma politikasını acilen terk etmeli, mesela zeytinlikleri madencilik faaliyetlerine kurban etmek yerine bir an evvel iklim krizinin sonuçlarından biri olacak gıda krizine hazırlanmalıyız. Umarım en fazla tarım ithalatı yaptığımız Rusya ve Ukrayna’nın savaşa girmesinden dünya için küçük, bizim için büyük, anlamlı bir sonuç çıkarabiliriz. 

Önceki ve Sonraki Yazılar