SEDAT BOZKURT
“Devlet kimdur?”
Rize Çamlıhemşin’de yaylaları talan edecek yol projesine karşı çıkan Havva Bekar, tam da böyle sorgulamıştı 11 yıl önce devleti.
Bu sorunun ardından olması gereken devleti de “Devlet bizuz” diyerek anlatmıştı.
Anayasa’ya göre memleketin ormanını, suyunu, toprağını koruması gereken devlete karşı, bunları korumaya çalışan bir halkın çaresiz mücadelesine tanıklık yapıyoruz yıllardır. Devletin niyeti de buradaki önceliği de halkın çıkarları değil, sermaye.
Politikalarının önüne devleti koyan siyasi yapılar, iktidarda ya da muhalefette nerede olurlarsa olsunlar, politik olarak bir hiçtirler. Politikasızlıklarının arkasına saklandıkları bir paravandır devlet. Siyaseten sıkıştıkları anda devreye sokulan “joker” ya da tehlike anında basılacak “butondur” devlet bu siyasi yapılar için. Devletin etkisini arttırmak için de hep güvenlik kaygısı üzerinden bir sahiplenme hatta “itaat” talep ederler. Hep de o alanda tutarlar, tutmak isterler.
Devlet soyut bir kavramdır, içinde “devlet” adına görev yapanlarla somut hale gelir. Modern devletler vatandaşlarının hoşnutsuzluğundan da sorumludurlar. Varlık nedenleri sadece vatandaşa sağladıkları “güvenlik” ya da “varlıkları” ile sınırlı değildir, onları mutlu da etmek zorundadırlar. Vatandaşın mutluluğu da isteklerinin, ihtiyaçlarının en azından belli bir hayat standardında karşılanmasıyla gerçekleşir.
Bireylerin önüne itiraz edilmesini önlemek niyetiyle kutsal olarak etiketlenerek konulan devlet, yüksek enflasyondan da gelir dağılımındaki adaletsizlikten de alım gücünün düşmesinden de sorumludur. Niteliksiz eğitim, ulaşımı zor sağlık hizmetleri de devletin sorumluluk alanındadır. Vatandaşlarını bu imkanları sağlayan devlet yine de kutsal olmaz, sadece “iyi” bir devlet olur.
MHP’nin devleti
Son dönemde partililerinin kafasını en çok karıştıran siyasetin adı MHP’dir. MHP, siyasetsiz bir parti kimliğindedir. Bu dün için de tartışılabilir. Bu eksikliğini de hep “devlet” kavramını kutsal hale getirerek, arkasına saklanarak gidermeye çalışmıştır. 12 Eylül darbesinde yaşadıkları şok da sahibi olduklarını ve korumaya çalıştıklarını sandıkları “devletin” aslında sahiplerinin başkaları olduğunu anlamaları nedeniyledir. Devletten daha çok “memleket” derdi olan Ülkücülerin ayrışması da MHP siyasetinde böyle başlamıştır.
(MHP çizgisine itirazın en temel noktası, ne kadar devlete bağlanırsa bağlansın, “önder Öcalan” kadar mevcut Milli Eğitim Bakanı ile yeni atanan İçişleri Bakanı’nın referansları olmalıdır. MHP’nin bu 2 bakanın arkasında yer alması politik yörüngesinin tartışmaya açılması demektir.)

“MHP- devlet” meselesine, Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız’ın açıklamalarından birisi nedeniyle girmem gerekti. Devlet Bahçeli’nin “görev üstlenerek” başlattığı süreçten söz ederken, “Süreç, tartışmaya kapalı, ertelenemez ve geri dönülemez bir devlet meselesidir” dedi. MHP’nin hükümet ortağı olduğu Bahçeli’nin de başbakan yardımcılığı koltuğuna oturduğu 1999 yılında devlet, “tartışmaya kapalı devlet meselesi” olarak “irtica ile mücadeleyi” önlerine koydu. Ve o hükümet de bunun gereğini yaptı. O dönemin Genelkurmay ve MGK belgelerine göre bu mücadele içinde AKP’li kadroların içinde yer aldığı Millî Görüş hareketi de vardı. Şimdi “devlet” onlar. Bugün, muhtelif cemaatler devlet bürokrasinde ilerlemek için yeterli bir referans. Ogün ise yok edilmesi gereken yapılardı. Bahçeli’nin yanında durduğu Hüda-Par da o dönem, başbakan yardımcısı koltuğundayken “mutlak” mücadele edilmesi gereken Hizbullah adlı yapının bir anlamda devamı.
O dönem MHP’nin direksiyonunda bulunan devlet “tartışmaya kapalı” bu mücadeleyi kaybetti mi? Kaybetti ise MHP “mücadeleyi” kaybeden taraf olarak “mücadeleyi” kazanan tarafa mı geçmiş oldu? Bu soruların ağır olduğunun farkındayım. Ama devlet kavramını da siyaset biraz dikkatli kullansın, aşındırmasın. Bugünkü devletin o günkü devletin devamının olduğundan emin miyiz?
Şimdi MHP’nin dillendirdiği “tartışmaya kapalı devlet meselesi” söylemine insanlar niye inansınlar?

Son olarak Külliye ’deki DEM Parti İmralı heyeti görüşmesinde MİT Başkanı İbrahim Kalın ile AKP Genel Başkanvekili Efkan Ala da vardı. Valilerin muhtelif ziyaretlerinin ya da toplantılarının tamamında AKP il başkanları ve AKP milletvekilleri var. Devlet denilen kurum siyasi parti haline gelmiş ise bunu “devlet meselesi” olarak adlandırmak da doğru değildir, “parti meselesidir bu” demek daha doğru olur.
“Ataması yapılacak bakanlar aranıyor”
Türkiye en yüksek enflasyonda dünya 5’incisi, yüksek faizde ise Venezüella’nın ardından 2’nci sırada. Ekonomik durum halen hiç iyi değil. Herkesin sahip çıkmasını istedikleri devlet iyi yönetilemiyor. Sokaktaki somut olumsuz duruma karşın ocak ayındaki 15 anket firmasının ortalamasına göre CHP’nin oyu yüzde 32,5, AKP’nin oyu ise yüzde 31,7. Aradaki fark sadece binde 8.
Gezici araştırma firmasının yaptığı bir anket var, “Türkiye dış kaynaklı bir güvenlik tehdidi ile karşı karşıya kalırsa sizce ülkeyi kim daha iyi yönetir” sorusu yöneltilmiş insanlara. Alınan yanıtlara göre yüzde 55,5 ile Erdoğan açık ara birinci, yüzde 28,5 ile Özgür Özel 2’nci. 3’üncü sırada Devlet Bahçeli var. Mansur Yavaş ile Ekrem İmamoğlu 4 ve 5’inci.
Erdoğan’ın devlet ile özdeşleşen politik kimliği nedeniyle sokakta bu tablonun ortaya çıkması çok normal. Erdoğan’ın yerleştirmek istediği algı da tam olarak bu. Hatta bunun, 7 Haziran 2015 ile 1 Kasım 2015’de denenmiş bir pratiği de mevcut.
Erdoğan en sonunda Adalet ve İçişleri bakanlarını değiştirdi. Sırada birkaç bakan daha var. Onları da değiştirecek. Bakan değişikliklerini çok çabuk ve sancısız yapan bir yöneticidir Erdoğan.
Ama bu sefer eli hayli sıkıntılı. Çünkü kafasındaki modele uygun bakan adayı bulmakta sıkıntı çektiği konuşuluyor AKP kulislerinde. Çünkü atayacağı bakanlarla seçime gidecek Erdoğan. Siyaset bilmeleri de gerekecek yani…
Sedat Bozkurt Gazi Üniversitesi Basın-Yayın Yüksek Okulu gazetecilik bölümü mezunu. Mesleğe Günaydın Gazetesi’nde başladı. 38 yıllık gazetecilik serüveninde ANKA Haber Ajansı, Yeni Yüzyıl, TV 8, Yeni Bin Yıl, ATV, Birgün Gazetesi ve Fox TV’de, muhabirlik, yazarlık, haber müdürlüğü ve temsilcilik görevlerinde bulundu. Bir dönem Bilkent Üniversitesi’nde genel gazetecilik, 7 yıl da Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde “medya ve toplumsal temsil ile yurttaş gazeteciliği” derslerini verdi. Halen UM-AG’da gazetecilik dersleri veriyor.
Mesleki alanda pek çok ödül aldı. Meslek örgütlerinde çeşitli yöneticilik görevleri üstlendi. ÇGD, VAVEK, PMD ve Gazeteciler Cemiyeti üyesidir. Yayınlanmış çok sayıda politik makalesi ile birkaç öyküsü bulunmaktadır. Deneyimli bir Ankara gazetecisidir.
Erdoğan’ın, Bilal Erdoğan’lı planı
08 Şubat 2026 Pazar 00:05Parlamento, milli dayanışma, demokrasi ve kardeşlik
01 Şubat 2026 Pazar 00:15Memleket Türkiye değil “tuhaf”iye
25 Ocak 2026 Pazar 00:20Çiller ile Mehmet Şimşek benzerliği
18 Ocak 2026 Pazar 00:10“Deneyimli siyasetçi”
11 Ocak 2026 Pazar 00:20Partilere para, çok olan üyeden değil Hazine’den
04 Ocak 2026 Pazar 00:10“No news is good news”
01 Ocak 2026 Perşembe 00:45Kiliselerdeki günah çıkarma kabini: Konfesyonal
28 Aralık 2025 Pazar 00:05Erdoğan’a 2 yıl lazım
21 Aralık 2025 Pazar 00:30Erdoğan'ın planı: Seçim erken ama çok erken değil
14 Aralık 2025 Pazar 00:05