YAĞMUR KARAGÖZ
Görmezden geldiklerimiz ile yüzleşmek: Odada Fil
YAĞMUR KARAGÖZ
Gündelik hayatın giderek ağırlaşan gerçekliği, toplumsal sıkıntılar, ekonomik kriz, şiddet, çoğu zaman adını koyamadığımız ama hepimizin bildiği bir “fil” gibi odanın ortasında duruyor. Kaos Performans ekibi, seyirciyi birden fazla “oda” içinde dolaştırarak gerçeklik ile yüzleşme alanları yaratırken, Odadaki Fil’i de görmemizi diliyor.
Oyununu yazarı ve yönetmeni Behzad Fathi, oyuncuları Zafer Çengel ve Irmak Aşık Çengel ile Odada Fil’e ve Türkiye’deki bağımsız tiyatrolara dair söyleştik.

Oyunun hikâyesi ile başlayalım. Odada Fil fikri nasıl doğdu? Oyunun yolculuğu nasıl başladı?
Behzad Fathi: Önce “saksıya dikilen adam” bölümünün görselliği gözümün önüne geldi. Erkek kapıdan girdi, kadın, adamın elinden tuttu, saksıya dikmeye götürdü ve göğermesini bekledi. Doğuşu böyle bir imajla oldu, sonrasında da “görmediğimiz, görmezden geldiğimiz başka neler var?” diye sorarak diğer bölümlere sıçramaya başladı. Fil, başladı yürümeye.

“Tiyatro, her şeyin imkanı olan alan”
Odada Fil, erkek şiddeti, toplumsal cinsiyet, ekonomik kriz, iletişimsizlik, iktidar tahakkümü, bastırılmış duygular gibi birden fazla toplumsal meseleyi tek bir yapı içinde kuruyor. Bu kadar farklı temayı kurarken dramaturji olarak nasıl bir yol izlediniz? Sizin için zorlukları nelerdi?
B.Z.: Odadaki fili görmeye ve kaçırmamaya çalıştım. Haritasız bir keşfe çıktım. Kendi meselelerimle uğraştım, empati, eşitsizlik en önemli meselelerim. Sizin isimlendirdiğiniz temalar, bu meselelerin içinden çıkıyor. Ama daha önemlisi tüm bunları tiyatro dilinde ortaya çıkarmanın yolunu bulmak. Tiyatronun sağladığı imkâna göre oluşturabilmek önemli, çünkü Beckett’e göre “Tiyatro , her şeyin imkânı olan alan”. Bu da insana cesaret veriyor. Risk alıyorsun. Filin nerede, ne zaman, ne olduğunu belirsizleştiriyor. Bu yüzden bir bölüm, sürreal olurken, başka bir bölüm, sembolik olabiliyor ya da realizm içindeki kabiliyetler öne çıkabiliyor, gözlerin kapalıyken. Tiyatronun güzelliği burada. Kalıplar, isimler sonradan verilir; sanatta, yazarken, oluştururken ana unsur değildir.
Bölümlerden birinin adı Macbeth — William Shakespeare’in en ünlü ve en karanlık trajedilerinden biri. Bu referansı oyuna dâhil ederken metnin iktidar, suç ve vicdan temalarını nasıl yeniden yorumladınız? Macbeth ile nasıl bir bağ kuruyorsunuz?
B.Z: Fiziksel olarak taht ile yüksek tavan arasında sıkışmış bir yaratık var ama çocukluk şarkısını hatırlamaya çalışırken bile "Yüksel ey tahtım" diye haykırıyor, ne kadar yükselirse o kadar sıkışacak ve şarkıyı hatırlamaktan uzaklaşıp “Macbethleşmeye” devam edecek. Bunu istiyor.
Macbeth birden Macbeth olmuyor, dönme şansı varken dönmüyor, öldürmeye devam ediyor. Kendine yalanlar söylemeye ve buna inanmaya devam ediyor. Gözümüzün önünde ama görmeden adım adım gittiği yeri biliyoruz, Macbeth’in. Biz nerede olduğunu görüyoruz da neden kendini görmüyor, Macbeth?

“Saksıya Dikilen Adam”da açlık ve tokluk üzerinden yoksulluğun ve alışmanın sınırları sorgulanırken, “Klozetliler Perdesi”nde üst üste binen sesler arasında kimlik, baskı ve sıkışmışlık görünür oluyor. Odada Fil için aynı zamanda politik bir oyun diyebilir miyiz?
B.Z: Politiklik daima bir yerlerde yüzüyor bu oyunun içerisinde. Politikanın kendisi de fillerden biri olabilir.
Odada Fil hem çok katmanlı hem de performans ağırlıklı bir oyun. Özellikle Asılı Adamın Alışveriş Listesi bölümünde asılı bir şekilde yaklaşık 8-10 dakika performans sergilemek oldukça etkileyiciydi. Bu kadar yoğun ve parçalı bir metni/performansı çalışırken oyuncu olarak nasıl bir hazırlık yaptınız?
Zafer Çengel: Öncelikle Asılı Adam için çok yoğun bir fiziksel mukavemet programından geçtim. Ters asılı kalma süresini uzatabilmek adına aylarca asılı kalma denemeleri yaptım. Oyunun geneli içinse 4-5 ay boyunca her gün beden ve ses çalışmasından geçtik. Fakat en zor kısmı bunlar değil, en zor kısmı genel konsepti kavramak oldu. Çünkü alışılmış bir dramatik metin yoktu karşımızda. Keza hareket düzeni de öyle. Bunları tek tek oluşturmak için sahip olduğumuz tüm bilgi ve kişisel yetenekleri gerçekten son damlasına kadar kullandık.
Irmak Aşık Çengel: Dayanıklılığın, bedensel olarak güçlenmenin ve sıradan düşünmemenin önemini fark ettim bu oyun için ve bu yönde çalışmalar yaptım. Sesim, ritmim, düşünce biçimim ve yaklaşımım yetersiz kaldı ve hep oyuna uygun şekilde egzersizler yaparak kendimi hazır hale getirmeye çalıştım.

Domuzlukta” bölümünde “Kendi bokumla toprağın arasında yaşıyorum” ve “Çalıştım ve kendim gibisini doğurdum” replikleri, insanın en dip noktaya itilmesini anlatıyor. Açlık ve hayatta kalma korkusu karakterleri “domuzlukta” tutuyor. Bu bölümü hangi dürtü ile yazdınız? Türkiye’deki emek koşulları ve güvencesiz çalışma ile ilişkilendirmek mümkün mü? “Kendim gibisini doğurdum” repliğiyle kurulan döngü, yoksulluğun kuşaklar arası aktarımına mı işaret ediyor?
B.Z.: Buradaki domuzlar, insanları sembolize etmiyor. Bu soruyu belki şöyle yönlendirmek gerekiyor: Burada domuz rolünde gösterilen varlıklar bir şey anlamışlar, pozisyonlarını değiştirebilirler. Domuzlar, insanların toplumlarına bakıp, hayatta kalma yöntemlerini, sınıf atlamak için neler yaptıklarını, çıkarları için değiştirdikleri yolları, mecburiyetleri, çıkmazları, söyledikleri yalanları, değiştirdikleri partileri, nerede, nasıl yaşadıklarını görüyorlar.
Kendileri için de böyle bir hayat kurmak istiyorlar ama domuz toplumu diye bir şey yok maalesef! Biz onları görmüyoruz. Soru aslında şu "Biz insanlar onlara alan açabilir miyiz?" Hayvan, ağa., toprak ve ‘diptekiler’e (Maksim Gorki'nin eserine selamla) alan açabilir miyiz, insan olarak?
“Renksizliğin hakim olduğu bir atmosfer”
Oyunun “birden fazla oda” hissi yaratan yapısı çok çarpıcı. Bu mekânsal dili nasıl kurdunuz?
B.Z.: Tiyatronun güzel yanlarından biri; tasarım ve seyircinin zihni, hayal gücü, gizli bir sözleşme halinde gibi birbirini organik biçimde tamamlamaya eğilimli olması.
Renksizliğin hâkim olduğu bir atmosfer tasarladık biz, hiçbir yerde olmayan, bildiğimiz, tanıdığımız gibi olmayan. Bu yüzden de her şey olabilme potansiyeli var bu alanın. Bildiğimiz bir çatıya benzemiyor ama ‘çatısı var mı?’ var. Bildiğimiz odalara benzemiyor ama ‘oda mı?’ Evet. Bildiğimiz, gördüğümüz, tanıdığımız ve kanıksadığımız o alan zaten fili gizliyor, görünmez yapıyor.
Oyunda ses tasarımı oldukça yoğun, bazen ses de odalarda bir karakter gibi. Bu ses dünyasını kurarken nelere dikkat ettiniz?
Ekip: Sesi bir karakter gibi görmenize çok memnun olduk, teşekkür ederiz. Ses dilden önce bir iletişim aracı olmuş bizim aramızda, müziğin belirlenmişliği yanında sesin dürtüselliği çok daha fazla duygusal potansiyel taşır. Biz de bu dolaysız, duyusal ve duygusal direkt iletişimi kurmak istedik ses atmosferimizde seyirciyle.

Seyircinin oyundan hangi soruyla ve duygularla çıkmasını istiyorsunuz?
B.Z.: Bu belirlenmesi zor durumlardan biri, her seyircinin zihni içerisinde kocaman bir çantası var. Gelirken yolda başına neler geldiğinden tutun da kafasında dönen iş planlarına kadar her şey seyircinin neyi soru edip etmediğine etki eden faktörler olabiliyor. Yaratıcı aşamada en fazla umuyoruz ki seyirciler seyre dalmak yerine, bizim kadar aktif duygularla yalnızca izlesinler. Bizimle kalsınlar her anlamda. Bizimle olduklarında bütünlükle, sorudan öte aynı duyguda ve dertte buluştuğumuza emin oluyoruz.
“Devlet kurumlarından bağımsız sanat üretimi artmalı”
Türkiye tiyatrosunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Özellikle Antalya’da tiyatro ortamını nasıl görüyorsunuz?
Behzad Fathi: Tiyatro canlı bir evreden geçiyor gibi görünüyor ama maalesef büyük sermayeler, marketingler prodüksiyonlara hakim olmuş durumda. Bu da özgün ve yaratıcı, sanatsal işlerden çok, ‘ünlü görmeye’ gidilen etkinliklere çevirmeye başladı tiyatroyu.
Antalya da ise, Şehir ve Devlet Tiyatroları çerçevesinde dönen bir izleme kültürü hakimmiş. Biz 2018’de İstanbul'dan Antalya'ya taşındık . Bu süreçte giderek artan bağımsız tiyatrolar olduğu gözlemliyoruz. Antalya gibi, aktif bir şehire böyle yaratıcı, yeni izleme disiplinleri yakışır kesinlikle. Konvansiyonel tiyatro anlayışından ancak devlet kurumlarından bağımsız sanat üretiminin artmasıyla çıkılabilir.
Türkiye’de bağımsız tiyatro yapmak her geçen gün daha zorlaşıyor. Siz Kaos Performans olarak üretim sürecinde en çok hangi zorluklarla karşılaşıyorsunuz? Bu koşullar sanatsal dilinizi nasıl etkiliyor?
Ekip: Maalesef zorluklar bizi de yoruyor. Kullanışlı, tiyatroya uygun sahne bulmak çok zor. Etkinlik salonları olarak tasarlanmış alanlarda tiyatro sergilemeye çalışmak en büyük handikabımız oluyor. Yetersiz ışık ve ses sistemi, işlevsiz sahne salonların olmasının yanında, mekanların da uygun tarihlerini bulup kiralamak ayrıca uğraştırıcı oluyor.
Kaos Performans’ın yeni projeleri var mı? Önümüzdeki sezonda izleyiciyi neler bekliyor?
Ekip: Önümüzdeki sezon çok daha hızlı geçecek beş yeni oyun ve atölye programlarıyla yoğun ve yaratıcı bir yıl planlıyoruz.
*Odada Fil 22 Mayıs’ta Antalya Şehir Tiyatroları Performans Sahne’de tekrar izleyici ile buluşuyor.
Oyun Ekibi
Yazan/Yöneten: Behzad Fathı
Dramaturg: Çiğdem Sayın
Işık Tasarım : Behzad Fathı - Zafer Çengel
Işık Uygulama : Hazal Yerlikaya
Ses Uygulama : Eray Bozkurt
Ses uygulama: Şiyar Bazencir
Dekor : Behzad Fathı - Zafer Çengel - Hasan Aydın
Kostüm: Çiğdem Sayın Rita Fathı
-Oyuncular-
Çiğdem sayın
Çiğdem yıldız
Hasan aydın
Irmak aşık çengel
Zafer çengel
Müziğe çocukça bir merakla bakmak: Herkes İçin Müzik
04 Nisan 2026 Cumartesi 00:20Ayrıntı Yayınları editörü Ataer: Teori ve deneyimin iç içe geçtiği bir dizi inşa ediyoruz
28 Mart 2026 Cumartesi 00:20Emin Alper'in ödüllü filmi Kurtuluş: Toprağın hafızası
08 Mart 2026 Pazar 00:43Ezgi Tanergeç ile Tuzlu Yüz’e dair: “Tuzun kendisi beni içine çekti”
22 Ekim 2025 Çarşamba 00:10Polat Özlüoğlu anlatıyor: Bazen bellek değil, beden hatırlar kötülüğü
08 Ekim 2025 Çarşamba 00:15İstanbul’un taşlarında saklı sırlar: Gizlenen
16 Eylül 2025 Salı 00:20Bu kimin kavgası: Johnny Askere Gitti
04 Eylül 2025 Perşembe 00:15Kış uykusundan uyanır gibi: Vejetaryen
21 Ağustos 2025 Perşembe 00:20Başar Başarır’dan şahane atasözleri defteri: Fukaranın Ahı
05 Haziran 2025 Perşembe 00:40İsmail Güzelsoy: Saf’ı beğenmediğim için değil, sevdiğim için yeniden yazdım
24 Mayıs 2025 Cumartesi 00:20