SEDAT BOZKURT
Memleket Türkiye değil “tuhaf”iye
Adını garipsemeden kabullendiğimiz dükkanlardan birisidir tuhafiyeci. Tuhaf, Türkçe’de garip, acayip anlamındadır. Tuhafiyenin kökeninde ise Arapça hediye anlamına gelen “tuhfe” bulunur. Bu anlamlarından bağımsız içinde yiyecek dışında aradığınız her şeyi bulabileceğiniz bir dükkân adına dönüşmüştür tuhafiyeci.
Türkiye’nin de “tuhaf” bir memleket haline dönüştüğü ve herkesin de bunu kabullendiği bir gerçek. Son bir yıl içinde art arda uyuşturucu, fuhuş ve kara para operasyonları yapılıyor. Operasyonlarda gözaltına alınan ve tutuklanan isimlerin hepsi kamuoyu tarafından bilinen isimler. Kara para operasyonuna muhatap olanların neredeyse tamamı bir biçimde iktidar ile ilişki kuranlar. Ortaya çıkan tablo, bugüne kadar görmezlikten gelinen bu olaylara bir “iktidar değişikliği” sonrasında el atıldığı gibi algılanıyor. Her şeyin üzerine politik olarak tepinen AKP kadrolarının bu işlerin üzerine atlamamasının bir nedeni olmalı. Uyuşturucu, fuhuş gibi bir meselelerle mücadele konusunda AKP Genel Başkanı’nın bugüne kadar tek bir cümle kurmamış olması size de “tuhaf” gelmiyor mu? Oysa muhafazakâr siyasetin en çok prim yapacağı alan burası. Ankara’daki su kesintisi kadar önemli en azından.
Sizce de tuhaf değil mi bu? Evet öyle. Mesele sadece buralardaki öznelerin siyasi iktidara yakınlığı değil, 23 yıldır ülkeyi yönetenlerin öncelikli görevleri olmasına rağmen bunları önleyememiş olmaları. Yani işlerini yapamamışlar, seçimlerle iş başına gelen bir iktidar için istifa nedenidir bu “işini yapamamış” olma hali.
“Durumum yok” durumu
Tuhaflıklar bununla da bitmiyor. Emeklilere verilecek zam meselesi de baştan sona tuhaf. AKP iktidara geldiğinde en düşük emekli maaşı 332 lira, asgari ücret ise 228 liraymış. Arşiv bunu söylüyor. (Emeklinin öldükten sonra varislerine verilen maaşa bakarsanız en düşük rakamı bugün de bulabilirsiniz.)
Erdoğan “emeklilerin yaşadıkları sorunların farkındayız” dedi. Türkiye’deki sağ siyasetin en önemli özelliğidir, sorunları dile getirir ama çözmez. Bunu, Süleyman Demirel daha ileri götürür ahalinin şivesi ile yapardı. Eskinin siyasetçilerinin tamamı seçmenlerine ve halka saygı gösterirdi. Onları kıracak cümle kurduklarına çok tanıklık yapmadı bizim siyasi tarihimiz.
AKP TBMM Grup Başkanvekili Özlem Zengin de partisinin emeklilere verilecek zam ile ilgili kararını savunurken tuhaf açıklamalar yapanlar arasındaydı. Zengin, “Şartlar müsait olduğunda emekli maaşları gözden geçirilecektir” dedi. Aslında bilinç altında standart bir AKP siyaseti var, açığa çıkıyor burada. Şartların müsait olması AKP’cede seçim zamanı demektir. Bunu ögrendik. Ama iktidardaki bir siyasetçinin, hem de 23 yıldır tek başına iktidarda olan partinin yöneticisinin, bir garibanın parası olmadığını anlatmak için kurduğu “durumum yok” gibi bir cümle kurması hakikatten tuhaflığın zirvesi. 23 yılda şartları müsait yapamadıysanız niye o koltuklarda oturuyorsunuz? Olumlu gelişmeler şartlara bağlı ise siz niye siyaset yapıyorsunuz? Siyaset niye var?
Şartların müsaitliği meselesi de tartışmalı. Faiz ödemelerini geçen hafta yazmıştım, tekrar olmasın. Bu dönem iktidar Suriye’de 825 okul 120 bin konut yaptırmış. Ülkedeki nüfusun yarısı kiracı. Kira enflasyonunda ülkemiz dünya lideri hem de açık ara. Bu da mı tuhaf değil?
AB ülkelerinde ortalama enflasyon yıllık yüzde 1,9 olarak gerçekleşti. Türkiye’nin aylık oranından bile düşük. Dünyada 5’inci yüksek enflasyon oranı bizde. Faizde ise Venezüella’nın ardından 2’nci sıradayız. Ekonomideki model tuhaf olduğu kadar da “fantezi”. Bu nedenle Merkez Bankası faiz indiriminde bile mahcup davranıyor.
Son 6 yılda İtalya’da pizza (Margarita) 5 Eurodan 8,5 Euroya çıkmış. Türkiye’de bizim pizzamız lahmacun ise son 6 yılda 9 liradan 250 liraya yükselmiş. Oransal olarak kıyaslamak insanın içinden bile gelmiyor. Durum o kadar vahim. Gıda fiyatları dünyada yüzde 2,3 oranında düşerken bizde yüzde 28,3 artarak rekor kırıyor. Doğal gaz dünyada yüzde 10 artarken bizdeki artış yüzde 162. Bu tabloya göre ya biz ya da dünya tuhaf.
Yeşil pasaport meselesi
Vize ile ilgili sorun yaşayan her meslek grubu yeşil pasaportun peşine düşmüş vaziyette. AB ülkelerine yeşil pasaport ile vizesiz seyahat yapabiliyorsunuz. Bordo pasaportunuz var ise vize randevusu almakta bile sıkıntı yaşıyorsunuz. Alabilirseniz hem kısa süreli hem de maliyetli oluyor.
Son olarak belli bir kıdemi bulunan mimar ve mühendislere yeşil pasaport verilmesi için yasa teklifi TBMM’ye sunuldu. Yeşil pasaportta sıkıntı AB ülkelerinin kota belirlemiş olması. Bu kota 2 milyon ile sınırlı ve bu oran şu anda da aşılmış durumda. AB tarafı Türkiye’nin verdiği yeşil pasaporta, bordo pasaport muamelesi yapmayı kendi içinde tartışıyor. AB’yi tahrik eder gibi bizimkiler de kotayı daha fazla aşmanın telaşındalar. Alın size bir tuhaflık daha.
TOBB’un başkanı 25 yıldır Rıfat Hisarcıklıoğlu. O koltukta 25 yıldır ne yaparak oturduğunun yanıtı da sizlere tuhaf gelebilir. Ama ben başka bir tuhaflığı anlatacağım. Hisarcıklıoğlu da iş adamlarının vize alamamasından şikâyet ediyor ve bunun ticareti engellediğini söylüyor. İş adamlarının örgütünün başında bulunan ismin yeşil pasaport peşinde koşması gerçekten dramatik. Peşinden koşması gereken mesele bu ülke vatandaşlarına neden vize verilmediğinin ötesinde neden vize istendiğidir. Bunu dert edinmesi ve çözmesi gerekir.
Dışişleri Bakanı’nın da AB üyelik meselesine bakışı hayli tuhaf. Türkiye, tüm standartları yerine getirdiği için AB’nin hemen üye yapması gerekiyormuş. Sorunlu taraf AB yani. Vize meselesinde de sürekli AB ülkeleri ile temas halindelermiş.
Oysa AB tarafı vize muafiyeti için (bir ara kıyısına kadar gelinmişti) ortaya koyduğu ödev çok basit:
“Terörle mücadele yasası ve KVKK AB standartlarına getirilsin, Europol ile operasyonal iş birliği yapılsın, adli yardımlaşma anlaşması uygulansın, Avrupa Konseyi yolsuzlukla mücadele standartları kabul edilsin.”
TOBB Başkanı neden bunları talep etmez de yeşil pasaport talep eder? Tuhaf değil mi? Dışişleri Bakanı da bunları neden yapmaya çalışmadan “yapmış” gibi AB üyeliği talep eder? Bu da tuhaf değil mi? Niye Türkiye değil “tuhaf”iye dedim anladınız değil mi?
Nüfusun yüzde 61’i tükenmiş
Araştırmacı Kemal Özkiraz’ın YouTube kanalından ögrendin Metropol ’ün aralık ayı araştırmasını. Burada “Bu pazar seçim olsa kime oy verirsiniz?” sorusu yok, “Mevcut politik iklimde psikolojiniz nasıl?” sorusu var. Yanıtları da hayli dramatik. Tuhaf da denebilir.
Anket sonuçlarına göre yüzde 61’lik bir oran kendini “tükenmiş” olarak nitelendiriyor. Seçmen kitlesinin yarısı hiç kimseye güvenmiyor. Yüksek tükenmişliğin kaynağı olarak da çoğunluk ülke gündemini ve gelecek kaygısını gösteriyor. Yüzde 55’lik orana göre ülke gündemini takip etmek bunalma nedeni. Yüzde 44’lük kesim psikolojik desteğe ihtiyaç duyuyor. Ancak bunların sadece yüzde 2’si bu desteğe ulaşabilmiş. Muhalefet seçmeni çok umutsuz, iktidar seçmeni ise aradaki “devlet” yani “değiştirme, düzeltme” ihtimalinin varlığı nedeniyle az da olsa umutlu. 18 ile 38 yaş arasında eğitimli insanların yarısı da başka ülkeye gitmenin derdinde. (Eleştirebileceğiniz, seçmenine azıcık umut veren bir muhalefetin olmaması da tuhaf)
Bütün bu tuhaflıkların kaynağı 23 yıllık iktidar. Çalışan emekçiler aldıkları yemek kartlarını, gün boyu aç kalarak çalışmalarına karşın eve ekmek götürmek için kullanıyorlar, karınlarını doyurmak için değil. Yemek çıkan işletmelerde ise ceplere konulan meyve ya da ekmek arası bir şeyler o akşamın menüsü emekçilerin fakir sofrasında.
Bu tuhaf olmasının yanında dramatik olan memleket tablosunu her gün “şahane” olarak anlatanlar var. Ve 2 yıl sonra çıkıp seçmenin karşısına bu kadro bir 5 yıl daha isteyecek. 25 yılda yapamadıkları neyi yapacaklarını vaat edip de bir 5 yıla daha ihtiyaç duyduklarını anlatacaklar ben de çok merak ediyorum…