MEHMET ÇETİNGÜLEÇ

MEHMET ÇETİNGÜLEÇ

Mumcu'nun katili nasıl yakalandı?

Uğur Mumcu; birçok idealist gazeteci gibi benim de mesleki yaşamımı motive etmiş bir ustaydı.

Onun araştırmacı gazetecilik tarzını örnek alıyorduk.

Yolsuzluklara, usulsüzlüklere, uluslar arası kumpaslara karşı verdiği mücadele Türk basınında çok sayıda "gerçek gazeteci" yetişmesini sağladı.

Mumcu'nun 1993'ün 24 Ocak'ında uzaktan, korkakça bir saldırı ile yaşamdan koparılması üzerine TBMM'de Araştırma Komisyonu kuruldu.

SABAH'ın parlamento muhabiri olarak ben de o komisyonu izledim. Ancak, o kadar çok senaryo ortaya atıldı ki, araştırma sonucu kafalar iyice karıştı.

Komisyon raporunda "Mumcu'yu kim öldürdü" sorusuna "İran, Hizbullah, Selam Tevhid örgütü, İslami Hareket, PKK, Kontrgerilla" gibi çok sayıda olasılıkla yanıt veriliyordu.

"Tuğlayı çeksem duvar yıkılır"

O dönemde Mehmet Ağar'ın "Bir tuğla çeksek duvar yıkılır" şeklinde açıklama yaptığı konuşuluyordu.

Ağar'a sorup şu yanıtı almıştım:

"Öyle bir lafım yok. Kaç defa açıkladım, ama maalesef hala söylemişim gibi dile getiriliyor. O dönem ben Erzurum Valisiydim. Olaydan 6-7 ay sonra Emniyet genel Müdürü oldum. Bir şey bilsem tabii ki söylerdim. Kim istemez böyle bir olayı çözmeyi. Zaten olay daha sonra Saadettin Tantan'ın İçişleri Bakanlığı zamanında çözüldü."

Mumcu Ailesi ise Mehmet Ağar'ın bu cümleyi kurduğunda ısrarcı. Ağar'ın sözünü kendileri dışında Emin Değer'in de duyduğunu söylüyorlar.

Mumcu'nun öldürülmesinden kim istifade etti?

Ağar'ın açıklamasından sonra Tantan'ı aradım. Verdiği bilginin özeti şöyleydi:

"Mumcu cinayeti tamamen çözülmüştür. Suçlular yakalanmış, yargılanmış ve 3 kişi ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum edilmiştir. Diğer sanıklar ise 1 yıl ile 15 yıl arasında cezalar almıştır. Tüm deliller sanıkların sadece Mumcu cinayetini değil, aynı zamanda Bahriye Üçok, Muammer Aksoy ve Ahmet Taner Kışlalı cinayetlerinin de failleri olduğunu gösteriyor. Bu kişiler poliste, savcılıkta, mahkemede suçlarını itiraf ettiler. Maddi deliller de var. Karanlıkta en ufak bir şey yok. Örgüt elemanları eğitimlerini İran'da almışlar. Sadece Oğuz Demir isimli kişi firarda. Bir de o zaman kordiplomat olan bazı ülke mensupları var. Ama Mumcu olayında karanlıkta kalmış en ufak bir şey yoktur. Bunu ailesi de biliyor. Herkes dedikodu yapıyor. Failler yakalanmadıysa mahkum olanlar uzaydan mı geldi? Biz birebir takiple bu cinayeti işleyenleri tek tek yakaladık. Bence üzerinde durulması gereken soru şu: Mumcu'nun öldürülmesinden kim istifade etti? Herkes buna kafa yorsun."

Bakan'ın bu açıklamasına karşın, Mumcu Ailesi, bombayı aracın altına yerleştiren Oğuz Demir'in hala yakalanamadığını ve azmettiricilerin ortaya çıkarılamadığına dikkat çekiyor.

Katil nasıl yakalandı?

Aradan yıllar geçti.

Türkiye'nin efsane Başbakanı Bülent Ecevit'in koruma müdürü Recai Birgün ile 2011 yılındaki sohbetimizde konu açıldı.

Uğur Mumcu'nun katilini nasıl yakaladıklarını anlattı, ben de TAKVİM Gazetesindeki köşemde olayı yazdım.

Recai Birgün ile dün tekrar konuştum. Mumcu operasyonunu şöyle özetledi:

"Hizbullah'a karşı 1999 yılında İstanbul'da Umut Operasyonu yapıldı. Ele geçirilen bilgisayarlarındaki bir özgeçmişte 'Ben Uğur Mumcu'ya suikast yapanlardan biriyim' diye yazıyordu. O bilgiye dayanarak operasyon başlatıldı. Mumcu'nun katili olduğunu söyleyen kişi ve arkadaşları yakalandı. Önce İstanbul'da sorgulanıp sonra bize teslim edildiler. Operasyonu sırasında Ankara'da Terörle Mücadele Şube Müdür Yardımcısıydım. Gidip onları İstanbul'dan alarak Ankara'ya getirdik. Üç gün boyunca sorguladık. Sanıklardan biri önemli bir itirafta bulundu. 'Ben size bir şey söyleyeyim, devrim yapın' dedi. 'Suçlu bu kişiler değil' dedi.

"İtirafçının verdiği bilgilerden hareketle Ankara'da başka birini takibe aldık. O kişinin grup lideri olduğunu ve suikastı yönettiğini öğrendik. Aydınlıkevler'de evi olan, taksicilik yapan o kişi Ferhan Özmen'di. Daha sonra cinayeti itiraf etti ve halen hapiste. Ferhan Özmen'den eminiz. O konuda bir sıkıntı yok. Çok fazla delil var. Zaten kendisi de itiraf etti. Pasaportundan İran'a çok sayıda giriş-çıkış yaptığı görüldü.

Dört kişi zorla zapt edebildi

"Ferhan Özmen'i 2 gün takip ettik. İstihbarat 'Sincan'daki şu telefondan görüşüyor' dedi. Gittik. Telefon daha sıcak. Birkaç saniye farkıyla kaçmış. Telefonda adamlarına 'malzemelerden kurtulun' diye talimat vermiş. Ertesi gün Sincan'da bir ormanlık araziye atılmış vaziyette sözünü ettiğim o kasalar dolusu silah ve patlayıcıları bulduk. Silahların seri numaraları silinmişti.

"Ferhan Özmen Sincan'da ekiplerimizden birinin kucağına düştü. Adam iri yapılı bir dövüş ustasıydı. Dövüş sporlarına hakim olduğu anlaşılıyordu. Dört arkadaşımız onu zorla zapt edebildi."

Mumcu'nun motivasyon etkisi

Uğur Mumcu ile 10 yıllık mesleki geçmişi olan genç bir gazeteci olarak tanışmıştım.

1989 yılında İskenderun ve Karabük Demir Çelik Fabrikalarındaki grevin perde arkasını araştırıp kitap yaptım. Özal iktidardaydı.

Resmi Gazetede "şeker kararnamesi" yayınlanmıştı. Tarih ve sayı numaralarını inceleyince şok oldum: Şeker kararnamesinin arkasına isim vermeden "demir çelik ithalatından gümrüğü sıfırlayan" bir kararname eklenmişti Fabrikalar bilinçli bir şekilde greve götürülürken, "şeker kararnamesi" ile Türkiye'deki demir çelik ithalatçılarının nasıl vurgun yaptığını ortaya çıkarıp yazı dizisi haline getirdim.

Sabah'ın ekonomi servisindeydim. Yazımı İstanbul'a gönderdim. Servisin başında Cumhuriyet'ten gelen ama Uğur Mumcu'nun meslek ahlakından hiç nasiplenmemiş keçi sakallı bir adam vardı. Adını anmaya değmediği için yazmıyorum.

Benim yazı dizisi gazetede yayınlanmadı. Yazıdaki "Şeker kararnamesiyle demir çelik vurgunu yaptılar" bölümünü o "keçi sakallı" bana hiç atıfta bulunmadan - kendi araştırıp ortaya çıkarmış gibi- köşesine taşıdı.

Gazetenin Ankara Temsilcisi Bekir Coşkun'du. Beni çağırdı "Memet bak senin yazını .... alıp yazmış" dedi.

Benim dizinin içindeki en önemli bölümü kendine mal etmişti.

Hala yaşıyor.

Bir kez Meclis'te karşılaştım, yüzüne baktım, kabahatini bildiği için benim gözlerime bakamadı.

Neyse...

Sabah'taki yazı dizim bu şahıs tarafından iç edilince, ben de biraz daha genişletip DOST Yayınevine gönderdim.

Kitabın ön sözünü Emin Çölaşan yazmıştı. O da Uğur Mumcu gibi mütevazı, genç gazetecileri destekleyen biridir.

Uğur Mumcu, beni hiç tanımadığı halde ismimi vererek, kitapta yer alan vurgunu köşesine taşıdı.

Daha sonra 'Ferman Padişahın Vurgun Bizimdir" isimli kitabım çok satanlar listesine girdi.

Mumcu'nun köşesinde adımı ve kitabımı görmek iç dünyamda o kadar büyük bir etki yarattı ki, o dönemden sonra araştırmacı gazeteciliğe daha fazla hevesle sarıldım. Çok sayıda dosya inceleyip yazdım.

Yolsuzlukları, usulsüzlükleri yazmak bizim için onur meselesiydi. Bu çabayı gösterirken Mumcu ve Çölaşan'ın desteği hep aklımızın bir köşesinde, bize güç veriyordu.

Türkiye'de gerçek gazeteciler Uğur Mumcu'dan ilham almıştır. Hala da Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı üzerinden genç gazetecilerin ruhunda bu ateş harlanıyor..

Önceki ve Sonraki Yazılar
MEHMET ÇETİNGÜLEÇ Arşivi