İLKE ATİK TAŞKIRAN
Sıradaki veri: Düşünceler ve rüyalar
Sosyal medya davranışlarımızı çoktan haritaladı. Dijital ayak izimiz tercihlerimizi, mutluluklarımızı, kim olduğumuzu epeydir satıyor. Mahremiyetimizi büyük ölçüde kaybettik ama her seferinde karşılığında bir şeyler aldık. Kolaylık, hız, bağlantı, aidiyet.
Önce nerede olduğumuzu verdik.
Sonra ne satın aldığımızı.
Sonra kiminle konuştuğumuzu, ne hissettiğimizi…
Her adımda “bu kadarını vermek sorun değil” dedik.
Şimdi ise sıra, kafamızın içinden geçen, bize saklı olan düşüncelerimize geldi.
Bu kadarını vermek sorun olabilir mi?
Beynin içine doğru: Sessiz devrim
Ocak 2026’da MIT araştırmacıları Daniel Freeman ve Matthias Michel, Neuroscience and Biobehavioral Reviews dergisinde bir yol haritası yayımladılar. Odak noktaları, transkraniyal odaklı ultrason (tFUS).
Bu yöntem, kafa derisi üzerinden gönderilen akustik dalgalarla beynin en derin bölgelerine milimetrik hassasiyetle ulaşabiliyor. Ameliyat yok. Kablo yok. Açık beyin yok.
Freeman’ın ifadesiyle bu araç, daha önce mümkün olmayan bir şeyi yapıyor. Sağlıklı bireylerde belirli beyin bölgelerini uyararak nedensellik zinciri kuruyor. Yani sadece “şunu düşününce burası aktive oluyor” değil, “burayı uyarınca şu düşünce ortaya çıkıyor” sonucuna ulaşmak mümkün hale geliyor.
Acıyı hissetmek.
Bir yüzü tanımak.
Karmaşık bir düşünce kurmak.
Artık sadece izlemek değil, ne düşüneceğini tetiklemek de mümkün.
Rüyalar da artık kontrol altında
Japonya’daki ATR Computational Neuroscience Laboratories araştırmacıları, fMRI taramaları ve yapay zekâ algoritmalarıyla uyuyan bireylerin rüyalarını kabaca yeniden oluşturmayı başardı. REM uykusu sırasında kaydedilen beyin aktivitesi, derin öğrenme modelleriyle bilinen görsel örüntülerle eşleştiriliyor. Mevcut doğruluk oranı yüzde 60-70 civarında.
Prof. Yukiyasu Kamitani süreci şöyle özetliyor:
“Uyku sırasındaki beyin aktivitesinden rüya içeriğini ortaya çıkarabildik ve bu içerik, deneklerin sözel raporlarıyla örtüşüyordu.”
Temmuz 2025’te Tokyo Institute of Technology ve ortakları tarafından tanıtılan DreamConnect sisteminde ise yalnızca rüya yeniden oluşturulmuyor; doğal dil komutlarıyla düzenlenebiliyor.
Bir katılımcı at hayal ettiğinde ve sistem “boynuzlu at” komutu aldığında, beyin sinyalleri üzerinden görüntü dönüştürülebiliyor. Hayal edilen şeye dışarıdan müdahale edilebiliyor.
Gönüllü olarak sınırı sökmek
Bu teknolojiler zorla dayatılmıyor. Denekler rıza gösteriyor. Gönüllü katılımcılarla çalışılıyor. Biz davet ediyoruz. Merakla, heyecanla, ilerleme arzusuyla sınırı bizzat söküp atıyoruz.
Sorun teknolojiye karşı olmak değil. Tıbbi uygulamalar gerçekten çarpıcı.
Felçli hastaların iletişim kurabilmesi, kâbusların dönüştürülebilmesi.
Depresyon tedavisinde beynin kendi devreleriyle konuşulabilmesi.
Bunlar küçük gelişmeler değil.
Ama hiçbir teknoloji klinik sınırda kalmıyor. Sosyal medyanın ilk yıllarında da kimse “bütün duygusal verileriniz reklamcılara satılacak” diye başlamadı. Kolay başlandı. Gönüllü başlandı. Sonra geri dönüşü olmayan bir yerde bulduk kendimizi.
Düşünce verisi ölçeklendiğinde ne olacak peki?
Kim okuyacak?
Kim saklayacak?
Kim satacak?
Hangi hükümet “güvenlik” gerekçesiyle talep edecek?
Hangi işveren “verimlilik” adına isteyecek?
Hangi sigorta şirketi “risk analizi” için kullanacak?
Zihnimizin anahtarı bizden giderse
Düşüncelerimiz, son mahrem alanımız, söylemediklerimiz, itiraf etmediklerimiz, belki kendimize bile tam anlatamadıklarımız; ölçülebilir, kaydedilebilir ve düzenlenebilir hale gelince; bizi biz yapan ne olacak?
Hep söylediğim gibi, burada sorun teknolojinin ilerlemesi değil. Sınırların nerede başlayıp nerede bittiğini hâlâ bilip bilmediğimiz.
Çünkü bugüne kadar hiçbir veri zorla alınmadı bizden. Her şey küçük bir onayla başladı.
Ve belki de bir gün, düşüncelerimizi de sessizce, fark etmeden, “kabul ediyorum” butonuna basarak vereceğiz.
Bir vaat karşılığında.
Bir rahatlama uğruna.
Bir korkudan kurtulmak için. Belki de bir topluluktan dışlanmamak için.
O an geldiğinde konumuz teknoloji olmayacak.
İlk kez kendi zihnimizin kapısını dışarıdan bir anahtara teslim etmiş olacağız.
Ve artık içimizden geçenler, gerçekten bize mi ait?
Bu sorunun yanıtı olmayacak…
İlke Atik Taşkıran, lisans eğitimini Ankara Üniversitesi İstatistik Bölümü’nde, yüksek lisans ve doktora eğitimini ise Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Anabilim Dalı’nda tamamlamıştır. Dijitalleşen medyanın toplumsal etkileri üzerine akademik çalışmalar yürütmektedir. Stratejik iletişim, medya okuryazarlığı ve içerik geliştirme alanlarında hem saha uygulamaları hem de akademik katkılar sunmaktadır.
Kurucusu olduğu iletişim ajansında Marka & İletişim Direktörü olarak görev almakta ve stratejik iletişim projelerine liderlik etmektedir. İletişim yönetimi alanında 15 yılı aşkın deneyime sahip olan Taşkıran, birçok sektörde iletişim kampanyaları tasarlamış; ayrıca içerik üretimi, görsel hikâyeleştirme ve stratejik anlatı tasarımı konularında çalışmalar yürütmüştür.
150 yıl yaşamak: Rüya mı, kabus mu?
24 Şubat 2026 Salı 00:10Yapay zeka otoriteleri binalarını terk ediyor
17 Şubat 2026 Salı 00:20Çalışma hayatında yeni güç: Robot patronlar
10 Şubat 2026 Salı 00:10İnsansız bir düzen provası: Yapay zekalar için sosyal medya kuruldu
03 Şubat 2026 Salı 00:10Dijital çağın sessiz disiplin mekanizması: Kendini geliştir!
26 Ocak 2026 Pazartesi 08:16Pentagon’un yeni silah arkadaşı: Grok
20 Ocak 2026 Salı 00:10Türkiye, ChatGPT kullanımında açık ara küresel zirvede!
13 Ocak 2026 Salı 00:15TikTok’un TV reklamlarında kendini aklama çabası
06 Ocak 2026 Salı 00:102026 vicdanın dijitalde kalmadığı bir yıl olsun
01 Ocak 2026 Perşembe 00:15Bebek doğuran yapay zekanın amacı ne?
30 Aralık 2025 Salı 00:20