Taşımalı eğitimden taşımalı öğretmene

HASAN AYDIN

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, geçenlerde taşımalı eğitimde yeni model üzerinde çalıştıklarını ifade etti. Türkiye'de taşımalı eğitim uygulaması; özellikle küçük köy okullarında öğrenci sayılarının azalması, birleştirilmiş sınıf uygulamalarının sınırlılıkları ve zorunlu eğitim süresinin artırılması gibi nedenlere bağlı olarak 37 yıl önce başlamıştır.

1980 sonrası ülkede kentleşmeye paralel olarak iç göçler hızlanmış, kırsaldaki nüfus azalmasıyla da köy okullarındaki öğrenci sayısı düşmüştür.

Sayıları azalan öğrenciler için mevcut okulları açık tutmak ve buralara öğretmen atamak, iktidarlarca maliyetli görüldüğünden, öğrencilerin eğitim görmek üzere merkez okullara taşınması kamu yönetimi açısından daha "gerçekçi" bir çözüm olarak değerlendirilmiştir.

1997'de çıkarılan 4306 sayılı yasa ile zorunlu eğitimin 8 yıla çıkarılmasıyla ilkokul ve ortaokul tek çatı altında birleştirilmiştir.

Bu düzenleme, birçok köyde yalnızca ilkokul bulunması nedeniyle ortaokul çağındaki öğrencilerin eğitime erişim sorununu ortaya çıkarmış, bu yeni durum da taşımalı eğitimin yaygınlaşmasına neden olmuştur.

Taşımalı eğitimin geçmişi

Taşımalı eğitim uygulamasına 1989-1990 eğitim-öğretim yılının ilk yarısından itibaren önce Kırıkkale'de 3, Kocaeli'nde 2 merkezde denenmeye başlanmış; uygulama başarılı olunca da 1990-1991 eğitim-öğretim yılında 9 ildeki 77 merkezde bu çalışmalar yürütülmüştür. 1990'lı yıllarda yerel düzeyde başlatılan bu uygulama, 2000'li yıllardan itibaren ülke genelinde yaygınlaştırılmıştır.

2012 yılında 6287 sayılı yasa ile 12 yıla çıkartılan ve 4+4+4 şeklinde yapılandırılan zorunlu eğitim sistemi ile ortaöğretim öğrencileri de taşımalı eğitim uygulamasına dahil edilmiştir.

ABD, Kanada, Japonya, Avustralya ve Finlandiya gibi ülkelerde taşımalı eğitim yaygındır. Ülkemizdeki taşımalı eğitim, kırsaldaki zorunlu eğitim politikalarının sürmesine katkıda bulunmuştur. Fakat öğrencilerin eğitime niceliksel olarak erişmeleri her zaman niteliksel başarıyı da getirmemiştir.

Taşımalı eğitim uygulamalarıyla birlikte zamanla birçok sorun da ortaya çıkmıştır. Özellikle servis araçlarının teknik ve taşıma güvenliği, araç içinde öğrencilerin neden olduğu disiplinsiz davranışlar, servis şoförlerinin niteliği, denetim mekanizmasının eksikliği, öğrencilerin yeni okullarına uyumsuzluğu, okuldaki dışlanmışlıkları, erken kalkma ve yorgunluktan dolayı derslere konsantre olamama, veli-öğretmen ilişkisinin zayıflığı, okuldaki yetiştirme kurslarına ve sosyal etkinliklere katılamama gibi nedenler taşımalı eğitimin etkinliğini sınırlandırmıştır. Verilen öğle yemeklerinin kalitesi de zaman zaman tartışma konusu olmuştur.

Son iki yıl içinde merkez okula olan uzaklığın 50 kilometreden 30 kilometreye düşürülmesi kararı, zorlu kış şartlarında kırsaldaki bazı öğrencilerin okullara erişimini olanaksızlaştırmıştır. Bu mesafe nedeniyle taşımalı eğitimden yararlanamayan öğrencilerin bir kısmı, merkez yerleşim yerlerindeki tarikat yurdu ve pansiyonlarında kalmaya mecbur bırakılmıştır.

Köy okullarının kapatılması ve taşıma için harcanan milyarlar

Ülkemizdeki eğitim politikasındaki merkezileşme eğilimi, büyük ve donanımlı merkez okullarını öne çıkartmış, küçük köy okulları ise idari ve politik kararlarla kapatılmıştır.

AKP'nin iktidar olduğu dönemde; 2002-2003 eğitim-öğretim yılında ülkemizde 32 bin 401 köy okulu açıktı. 2023-2024 yılında bu sayı 13 bin 127'ye düşmüştür. Bu da yaklaşık 19 bine yakın köy okulunun kapandığı anlamına gelmektedir.

Köy okullarının kapatılması ve öğretmenin köyden ayrılmasıyla köyün sosyal ve kültürel merkezleri de ortadan kalkmıştır. 2024-2025 eğitim-öğretim yılı itibarıyla taşımalı eğitim kapsamında 846 bin 168 öğrenci bulunurken, bu öğrencilerin 564 bin 651'ini ilk ve ortaokul öğrencileri, 281 bin 517'sini lise öğrencileri oluşturmaktadır.

Taşımalı eğitim için merkezi bütçeden aktarılan para miktarı yıllar içinde büyüdü. Bu miktar 2024 yılında 13 milyar 39 milyon iken, 2025 yılında bu rakam 13 milyar 851 milyona çıktı.

Köye öğretmen taşıyalım önerisi

Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in "Şu an 250-300 köyden öğrenciyi bir merkez okuluna taşıyoruz. Ben diyorum ki model tersine dönebilir. Öğrenciyi değil, öğretmeni taşıyalım. Bugün yaklaşık 2 milyon öğrenciyi taşıyoruz. Bunun yerine 15 bin öğretmeni taşısak daha rasyonel olabilir" şeklindeki açıklaması, eğitim politikalarının yönü ve tutarlılığı açısından yeni bir tartışma başlatmıştır. Bu öneri ilk bakışta maliyet hesabına dayalı pratik bir çözüm gibi görünse de, sorunun pedagojik, sosyolojik ve altyapısal boyutları dikkate alındığında tek başına yeterli ve kalıcı bir çözüm değildir.

Taşımalı eğitimde öğretmeni köye taşıma modeli düşüncesi, büyük olasılıkla taşımalı sistemin eğitimdeki başarı ve sosyal verimi sağlayamaması ile artan maliyetlerin birleşiminden doğan bir politika arayışıdır.

Öğrenciyi veya öğretmeni bir yerden bir yere taşımak kesin bir çözüm değildir. Asıl sorun, eğitimin kırsalda sürdürülebilir ve nitelikli bir biçimde örgütlenmesidir.

Eğitim politikaları kısa vadeli bütçe hesaplarıyla değil, uzun vadeli bilimsel, demografik ve bölgesel planlamayla yürütülmelidir. Bir dönemde köy okullarını kapatıp taşımalı eğitimi yaygınlaştırmak, başka bir dönemde ise köy okullarını yeniden açma politikasını benimsemek, eğitimde istikrarlı, stratejik bir planlama eksikliğine işaret etmektedir.

"Bu modelle öğrenci sayısı 30'un altına düştüğü için kapanma riski bulunan okulların açık tutulabileceğini" belirten Bakan Tekin, norm sorununa da çözüm getirilebileceğini ileri sürerek, "Mesela bir ortaokulda 30 öğretmen var ama haftalık ders yükü maaş karşılığını doldurmuyor. O okulu 'A kategorili merkezi okul yapalım.' Bu okula gelmek isteyen öğretmen şunu bilsin: Bu okulun hinterlandında 8 okul var. Branşıyla ilgili derslere o okullarda girecek. Kabul ediyorsa, tayin istesin. Etmiyorsa mevcut okulunda kalsın. Öğretmen haftada birkaç kez çevre okullara gider, dersini anlatır, hem kendi normunu doldurur hem de yüzlerce öğrenciyi taşımak zorunda kalmaz. Okul kapanmaz, yerinde eğitim devam eder" dedi.

Önerilen bu modelde bir öğretmenin haftanın belirli günlerinde çevredeki köylere giderek ders vermesi, norm fazlası öğretmen sorununa çözüm ve öğrenci taşımacılığına alternatif olarak sunulmaktadır. Öğretmenin haftada birkaç gün farklı köy okullarında derse girmesi, öğretmenin performansının düşmesine, öğrenci-öğretmen ilişkisinin zayıflamasına yol açabilir. Öte yandan, öğretmenin okulda sürekli bulunmaması öğrenci takibini zorlaştırırken, bu durum öğrencilerde başarısızlığa neden olabilecek ve veli diyaloğu da eksik kalacaktır.

Bu uygulama pratikte gerçekleşecek olursa, taşımalı eğitimde öğrencilerin yıllardır çektikleri sıkıntıların bir kısmını bu kez öğretmenler çekeceklerdir. Bu modelle yer değiştirecek sorun yine farklı boyutlarda devam edecektir.

Bakanlığın bu önerisine Eğitim-Sen 1 No'lu Şube Başkanı Barış Uluocak tepki gösterdi. Uluocak, "Mevcut taşımalı eğitime sınırlama getirilerek daha önce mağduriyet yaratıldığını, bu mevcut yaklaşımlar ortadayken öğretmenleri okul okul gezdirerek çözmeye çalışılmasının doğru olmadığını" söylerken, çözüm için köy okullarının yeniden açılması ve eğitime erişim olanaklarının geliştirilmesi gerektiğini vurguladı.

Köy okullarının açılması

Köy okullarının yeniden açılması için sadece öğretmen görevlendirmek yeterli değildir. MEB, atıl durumdaki okulları yeterli bir tadilattan geçirip zamana yayarak kısa bir süre içinde eğitime açarsa, buralarda günün koşullarına uygun teknolojik altyapıyı (internet, akıllı tahta, bilgisayar temini vb.) kurarsa, lojmanlar inşa ederek öğretmenlere barınma ve sosyal olanakları sağlarsa, vatandaşların bir kısmı çocuğunu ilçe ve illerdeki merkez okullarına göndermek zorunda kalmaz. Öğretmen de köyde ikamet eder. Öğretmenin atanarak köyde kalıcı olması, öğrencilerin ders başarısını artırırken ailelerle daha güçlü bağ kurulmasını sağlar. Köyde dayanışma kültürel ve sosyal aktiviteyi artırır.

Türkiye'nin geçmiş eğitim tarihinde yaptığı çalışmalarla adeta bozkırın meşalesi hâline gelen Köy Enstitüleri deneyimi, kırsalda yerleşik ve toplumsal sorumluluk taşıyan öğretmen modelinin ne kadar güçlü ve dönüştürücü olabileceğini göstermişti. Bu enstitülerden mezun olup Anadolu'nun dört bir yanına dağılarak görev yapan öğretmenler, öğrencilere yalnızca ders anlatmamış, aynı zamanda bir sağlıkçı, bir ziraatçı, kültür taşıyıcısı ve toplumsal öncü olmuşlardır.

Günümüzde de genç, özverili, aydın ve demokrat olan öğretmenler, koşullar iyileştirildiğinde köylerde kalıcı olarak görev yapmaktan kaçınmayacaklardır. Köy okullarını açma girişimi, kırsalın yeniden canlandırılması hedefiyle kapsamlı bir eğitim planına dayandırılarak sürdürülmelidir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
HASAN AYDIN Arşivi