SEDAT BOZKURT
Siyasette ittifak arayışları: Tercih değil zorunluluk
Türkiye’de seçim yasası ve buna bağlı olarak seçim sistemlerini hep iktidardaki partiler kendi faydalarına olmak üzere değiştirmişlerdir. Bunu yaparlarken de Anayasa’ya konulan “yönetimde istikrar, temsilde adalet” gibi politik olarak hiçbir zemine oturmayan kavramın arkasına saklanmayı da ihmal etmemişlerdir.
Üzerinden buldozer gibi geçen 12 Eylül 1980 askeri darbesi sonrasında toparlanamayan siyaset kurumu, cumhurbaşkanlığı sistemine geçildikten sonra iyice dağılmıştır. İktidarın kendisine muhalefet yaptığı, hangi partinin iktidarda, hangi partinin muhalefette olduğunun bile karıştığı bir dönemden geçiyoruz. Bu tablodan istikrarlı ve sağlıklı bir siyaset beklemek de doğal olarak hayal oluyor.
12 Eylül darbesi “temsilde adalet” yerine -kendisinin kurgulayacağını da düşündüğü için- “yönetimde istikrarı” öncelemiştir. Bu nedenle yüzde 10’luk ülke barajının yanına her seçim bölgesinde, o bölgenin çıkaracağı milletvekili sayısına bölünerek bulunan bir seçim bölgesi barajı getirmişti. Bu 2 barajın ekmeğini uzun süre yiyen ANAP, iktidarı döneminde, bu “adaletsizliği” gidermek yerine seçim sistemiyle ve bölgeleriyle hep oynadı. Bölge seçim barajı 1995 yılında ancak kaldırıldı. Yüzde 10 ülke barajı ise TBMM’ye girme yeteneği olan partilere sağladığı avantaj nedeniyle yakın zamana kadar muhafaza edildi. Şimdi baraj yüzde 7.
TBMM’ye girme yeteneği bulunan partiler, bu avantajlarını kaybetmemek için bir dönem de barajı “yönetimde istikrar” nedeniyle savunmak yerine “Kürt siyasetinin önünü kesmek” için “memleket meselesi” olarak da sundular. Bu en çok Kürt siyasetine yaradı. Olağanüstü bir organizasyon yeteneği ortaya koyarak TBMM’de her dönem grup kurmayı başardılar. Bugünkü parlamentodaki varlıkları da çok hassas bir dengeye denk geliyor.
İttifak kurma gereği
Cumhurbaşkanlığı sistemine gelene kadar partiler arasında kurulan ittifakların tamamı barajı aşmaya yönelikti. Parlamentoya girmek için bir başka partiden aday olup daha sonra kendi partisine dönen milletvekilleri de vardı. Bunların önlenmesi için de yasal düzenlemeler yapılmıştı. Bu düzenlemelerle de ortaya gerçekten çok komik, partiler arası geçişi sağlamak için kurulan, ömürleri birkaç ay ile sınırlı hülle partileri ortaya çıkarmıştı. Bugün komik görünen bu olaylar siyasetin bugüne nasıl geldiğinin de göstergeleri arasında.
1991 genel seçimlerinde 2 ittifak pratiği yaşandı. HEP ile SHP ittifak yaptı, Kürt siyasetinin temsilcileri sivil siyaset alanına SHP sayesinde taşındı. Bunun maliyeti SHP için ağır oldu. Aynı seçimde bugünkü Saadet Partisi’nin öncüllerinden Refah Partisi, MHP’nin önceki adı olan Milliyetçi Çalışma Partisi ve Millet Partisi’nin o günkü adı olan Islahatçı Demokrasi Partisi, 3’lü ittifak yaptılar ve TBMM’ye girdiler. 1995 yılında BBP, ANAP ile ittifak yaptı ve 7 milletvekilliği kazandı. 1999’da DYP- BBP ittifakı barajı aşamadı. Bu seçimlerde bağımsız aday olan BBP Lideri Muhsin Yazıcıoğlu TBMM’ye girmeyi başardı.
Cumhurbaşkanlığı sistemine geçilmeden önce, Anayasa değişikliği ile cumhurbaşkanını halkın seçmesi esası getirildiği için de ittifaklar devreye girmişti. 2014 yılında yapılan cumhurbaşkanlığı seçimi için ilk ittifak MHP ile CHP arasında oldu ve Recep Tayyip Erdoğan’ın karşısına ortak aday olarak Ekmeleddin İhsanoğlu’nu çıkardılar. BBP ile DSP de İhsanoğlu’na destek açıkladılar. Bu seçimlere 3’üncü aday olarak HDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş katıldı. Erdoğan her 2 adaydan daha fazla oy alarak cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturdu. Halkın doğrudan seçeceği cumhurbaşkanı modelinde bile ittifakların zorunlu olduğu net olarak ortaya çıktı.
İttifaklar hep gündemde
Cumhurbaşkanlığı sisteminde cumhurbaşkanı seçimi ile milletvekili seçiminin beraber yapılıyor olması her 2 seçim için de ittifakları zorunlu hale getiriyor. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde desteği alınan partinin TBMM’ye de taşınması bir pazarlık konusu haline geliyor. İttifaklar ilk düzenlemeye göre biraz daha fazla risk yaratsa da yüzde 7 ülke barajını aşmak için mecburiyet olarak partilerin karşısına çıkıyor.
2018 yılında CHP, SP, DP ve İyi Parti Millet İttifakı’nı oluşturdu. MHP, AKP ve BBP de Cumhur İttifakı’nı... Millet İttifakı cumhurbaşkanı adayında ortaklaşamadı. 4 yıl önce Erdoğan’ın karşısındaki adayı destekleyen MHP ve BBP artık en güçlü Erdoğan destekçisi oldular. Bugünlerde erken seçimi “gereksiz” gören Bahçeli o dönem tam 17 ay önce Erdoğan’ın onaylayacağı erken seçim çağrısını yapmıştı. OHAL koşullarında gidilen seçimleri Cumhur İttifakı kazandı ama TBMM’de 360 sayısına ulaşamadı.
2023 seçimlerinde ise Cumhur İttifakı da Millet İttifakı da genişledi. Cumhurbaşkanlığı sistemine “istikrarsızlık sembolü koalisyonlara son vermek” için girildiğini savunan Erdoğan, seçimlerin sonuçlandığı 28 Mayıs 2023 gecesi ittifak yaptığı, birisi 2 hafta önceki rakibi olan Sinan Ogan ile birlikte tam 5 partinin genel başkanı ile aynı karedeydi. Yani Erdoğan 6 ayrı siyasetçi ile seçim ittifakı yapmak zorunda kalmıştı. Bunların hemen hemen tamamı da çok kısa süre önce kendisine en sert muhalefet yapanlardı. Önümüzdeki seçimlerdeki fotoğraf karesinde Erdoğan’ın yanındaki siyasetçi sayısının artacağından da kimsenin kuşkusu yok.
Bu sistemde, seçimler öncesi kurulan ittifakların seçimler sonrasında da adı konulmamış bir koalisyon gibi devam ettiğini de hatırlatmak lazım.
Yeni ittifak modelleri
Siyasi partilerin sistemin bu dayatması nedeniyle kendi içlerinde yaşadıkları ittifak tartışmaları ve modeller hiç bitmiyor. Millet ittifakı 29 Mayıs 2023 sabahı dağıldı. Bir daha bir araya gelme ihtimali yok. CHP yerel seçimlerde elde ettiği “seçmen” ittifakını sürdürerek gelen “emanet” oyları kalıcı hale getirmenin uğraşında. Bu çok kolay olmayacaktır. CHP içinde herhangi bir ittifak tartışması yok. Önlerine koydukları cumhurbaşkanı adayına koşulsuz destek verilmesinin peşindeler. Hatta bunu çoğu zaman siyasetin kabul edemeyeceği kaba bir dille de “CHP hangi adayı gösterirse o seçimi kazanır” gibi ifade de ediyor.
İyi Parti ile YRP uzun zamandır “ittifak olabilir mi?” temaslarını yapıyor. Olumlu bir zeminde bulundukları söylenebilir. Zafer Partisi ile Anahtar Partisi’nde de seçim sathı mailine girildiği zaman İyi Parti’nin “doğal” ittifak ortakları olacakları gibi bir inanış var. Ama siyasette ittifaklar, ortaklıklar kolay olmuyor. Birkaç kez bu görüldü. SP, seçimlerde başka bir parti çatısı altında yer almak istemiyor. Bir ittifak içinde yer alacaksa bile kendi logosu ve amblemi ile yer alacak. Deva ile Gelecek Partilerinin önümüzdeki seçimlerde alacakları pozisyon ise belli değil. Çünkü burada, hep bu iki partinin aniden birleşeceği beklentisi var. Birleşme olursa milliyetçi- muhafazakâr bir ittifak kurmak da kolaylaşacak.
Muhalefet kanadında İyi Parti, Zafer ve Anahtar partilerinden oluşan bir milliyetçi blok ile YRP, SP, Deva ve Gelecek’ten oluşan bir muhafazakâr bloktan oluşacak ikili bir ittifak modelinin de politik olarak matematiği yapılıyor. Bu politik kimlikteki partilerin Cumhur bileşenlerine ağır hasar verecekleri de yapılan hesaplamalarda ortaya çıkıyor.
Partiler arası ittifak ya da iş birlikleri burada yazıldığı kadar kolay olmuyor. Cumhur ittifakı son seçimdeki paydaşlarını YRP dışında muhafaza ediyor. Seçim dönemine girildiği zaman bu ittifaktaki paydaşların arttığına tanıklık yapacağız. Bu ittifakın Kürt seçmenin oyuna hiç olmadığı kadar ihtiyacı olacak. Burada Hüda Par yeterli olmayacaktır. Büyük kentlerde de oyu düştü cumhur ittifakının bunun da çaresini arayacaklardır ittifaklarını genişletirken. Kürtler için Deva, YRP veya SP, kentli milliyetçiler için İyi ile Anahtar partileri Cumhur İttifakı için kâğıt üzerinde en iyi ittifak ortakları olarak listeleniyor.
DEM, içinde bir ittifak barındırdığı için dışarda ittifak arayışında olacak mı? Bundan emin değiller. Bu siyasetin rotasını belirleyecek olan 2 önemli aşama var. Abdullah Öcalan ile Selahattin Demirtaş’ın durumlarında ortaya çıkacak değişiklikler. Öcalan’ın yeni parti ısrarı sürüyor, Demirtaş’ın uzun süren sessizliği de DEM tabanı açısından hayli “anlamlı”.
Seçimin en erken tarihine en az 20 ay var. Ama bir mecburiyet olarak partilerin önünde duran ittifak arayışları ve tartışmaları yoğunlaşarak devam edecek. Araya yargı üzerinden gerçekleştirilen gündem değişiklileri girse bile…
Sedat Bozkurt Gazi Üniversitesi Basın-Yayın Yüksek Okulu gazetecilik bölümü mezunu. Mesleğe Günaydın Gazetesi’nde başladı. 38 yıllık gazetecilik serüveninde ANKA Haber Ajansı, Yeni Yüzyıl, TV 8, Yeni Bin Yıl, ATV, Birgün Gazetesi ve Fox TV’de, muhabirlik, yazarlık, haber müdürlüğü ve temsilcilik görevlerinde bulundu. Bir dönem Bilkent Üniversitesi’nde genel gazetecilik, 7 yıl da Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde “medya ve toplumsal temsil ile yurttaş gazeteciliği” derslerini verdi. Halen UM-AG’da gazetecilik dersleri veriyor.
Mesleki alanda pek çok ödül aldı. Meslek örgütlerinde çeşitli yöneticilik görevleri üstlendi. ÇGD, VAVEK, PMD ve Gazeteciler Cemiyeti üyesidir. Yayınlanmış çok sayıda politik makalesi ile birkaç öyküsü bulunmaktadır. Deneyimli bir Ankara gazetecisidir.
MHP'nin devletle imtihanı... Bakan arayan Cumhurbaşkanı
15 Şubat 2026 Pazar 00:05Erdoğan’ın, Bilal Erdoğan’lı planı
08 Şubat 2026 Pazar 00:05Parlamento, milli dayanışma, demokrasi ve kardeşlik
01 Şubat 2026 Pazar 00:15Memleket Türkiye değil “tuhaf”iye
25 Ocak 2026 Pazar 00:20Çiller ile Mehmet Şimşek benzerliği
18 Ocak 2026 Pazar 00:10“Deneyimli siyasetçi”
11 Ocak 2026 Pazar 00:20Partilere para, çok olan üyeden değil Hazine’den
04 Ocak 2026 Pazar 00:10“No news is good news”
01 Ocak 2026 Perşembe 00:45Kiliselerdeki günah çıkarma kabini: Konfesyonal
28 Aralık 2025 Pazar 00:05Erdoğan’a 2 yıl lazım
21 Aralık 2025 Pazar 00:30