Tütün depoları

Geçen hafta Anadolu Kültür ve Depo sanat merkezi üstüne yazıyı hazırlarken İstanbul’da ve Türkiye’de ne çok tütün deposu olduğunu hatırladım. Tütün deposu diye "oogle’lamak İstanbul’da ve Ege’de pek çok eski endüstriyel yapıyla karşılaşmanızı sağlıyor. Eminim benim bu Google araştırmam, buz dağının görünen yüzüdür. Çünkü Osmanlı’dan itibaren ekonomimiz uzun yıllar tarım ve tarım odaklı ticarete dayanıyordu. Geride kalan o eski endüstriyel yapıların pek çoğu da ‘ticari depo’lar oldu. Bu depoların pek çoğu yıkıldı, bazıları da dönüştürüldü ya da dönüştürülmeyi bekliyor.

Çalışma hayatına başladığım yer, eski bir depoydu. Assos’taki Nazlı Han’ın açıldığı yıl, İngilizce biliyorum diye beni resepsiyona vermişlerdi. Bir zamanlar içinde salaş bir balıkçı olan bu metruk yapı o dönem için şık bir otele dönüştürülmüştü. İzmirli bir tüccara ait bu yapı 1850’lerde palamut deposu olarak yapılmış. Palamut, Behram köyü ve civarındaki ormanlarda çokça bulunan meşe ağacının meyvesi. Bir zamanlar dericilikte kullanılırmış. Dolayısıyla İzmir’e, İstanbul’a sevk edilecek palamutlar hemen deniz kıyısındaki bu depolarda toplanırmış.

Çoğunlukla deniz kıyısında kurulu Türkiye’nin bu depolarının hemen hepsinin temel işlevi bu. Tarım ürünlerini biriktirip saklamak, işleyip, sevke hazır hale getirmek. Bu depolar içinde Türkiye’nin belki 1980’lere kadar en önemli ihraç ürünlerinden biri olan tütünün ayrı bir yeri var. Mevcut depoların önemlice bir kısmı 20. Yüzyıl yapısı. Belli ki bu ticaret, dünyanın fosur fosur sigara içtiği, Türk tütününün şöhret kazandığı geçen yüzyılın başında zirveye çıkmış. Bugün hala Türkiye tütün ihraç ediyor. Ama Ege köylerindeki tütün merkezli hayat artık yok. Eskisi gibi kimse tütün yetiştirmiyor.

Bana bunları düşündüren Tophane’deki Depo, Kavala ailesine ait. Mübadele ile gelen Osman Kavala’nın dedesi Hacı Tahir’in ‘tütün tüccarı’ olduğu biliniyor. Belli ki önemli bir iş insanı olan babası Mehmet Kavala da bu işi bir süre sürdürmüş ve Karaköy liman bölgesine yakın bu yapıyı tütün deposu olarak kullanmışlar. Burası 2000’lerin başından bu yana kültür sanata hizmet veriyor. Kavala ailesi bu mülklerini bir kültür merkezine dönüştürdü.

İşlevini yitirmiş eski kamusal ve endüstriyel yapıların kültür merkezine dönüştürülmesi öteden beri ilk aklımıza gelen ve gönlümüze uyan bir çözüm. Ama Kavalalar’ın tütün deposu bunun istisnalarından biri. Bir diğeri de bugün Üsküdar’da Devlet Tiyatroları’nın kullandığı Tekel Sahnesi. Paşalimanı’ndaki bu eski tütün deposu yıllarca tekele aitti, şimdi içinde iki tiyatro salonu var. Ama onun hemen karşısındaki, deniz kıyısındaki görkemli yapı, yani Nemlizade Tütün deposu yine ticari mekan olarak kullanılıyor. Burası, günümüzde Ciner Holding’in merkezi. 1925’te mimar Vedat Tek’in tasarlayıp yaptığı bina uzun süre dönemin ünlü tütün tüccarları Nemlizade Ailesi’nde kalmış. Yedi katlı, beton malzeme ile yapılan bu binanın bütün diğer depolar içinde görünüşü en özenli yapı olduğunu söyleyebiliriz. Bugün ‘güzel’ diyebileceğimiz bu yapıyı, 1931’de Münevver Ayaşlı’nın ‘çimento yığını’ diye niteleyip eleştirdiğini öğrenmek ise şaşırtıcı değil. Çünkü onun yerinde bir ‘paşa konağı’ varmış.

Hüseyin Avni Paşa’nın yalısı daha sonra Osmanlı hanedan mensuplarına geçmiş. Son yıllarında epey harap halde olmalı çünkü ‘tünün deposu’ olarak kullanılmaya başlanmış. Daha sonra bu büyük yalıyı yıkıp yerine bu ‘modern’ tütün deposunu yapmışlar. Depo uzun yıllar Karadeniz kökenli ünlü tütün tüccarı aile Nemlizadeler’de kalmış. Kaynaklarda Nemlizadeler’in Beşiktaş, Ortaköy, Cankurtaran ve Ahırkapı’da başka tütün depoları da olduğu yazıyor.

Boğaz’ın diğer yakasında, Beşiktaş’ta da denizin kıyısında görkemli bir tütün deposu var. Kadıköy Vapur İskelesi’nin hemen karşısında şimdi lüks Shangri La Bosphorus otel olarak hizmet veren bina bir tütün deposu olarak yapılmış. 1929'da mimar Victor Adaman tarafından yapılan ve Astro Tütün Deposu olarak geçen bina, adını Avusturyalı tütün firması Austro Türk’ten alıyor. Burası da uzun yıllar tütün deposu olarak kullanılmış. Hatta artık hayatta olmayan bir arkadaşım, bir yakının burada çalıştığını, kapıdan girdiği anda genzini kaplayan keskin tütün kokusunu unutamadığını anlatırdı. Daha sonra tütün işi bitince, Grundig televizyon fabrikası olarak faaliyet göstermiş. Bütün bir 90’lar hatta 2000’lerin hemen başında terk edilmiş vaziyetteki bu yapı daha sonra tamamen yıkıldı ve yerine benzer büyüklükte, ama bir o kadar de yer altına doğru genişleyen, lüks bir otel inşa edildi.

Beşiktaş’ın görkemli tütün fabrikalarından biri de çoğumuzun Nobel İlaç binası olarak bileceği Akev Tütün Deposu. Barbaros Bulvarı üstündeki eski betonarme yapıyı günümüzün İstanbulluları Nobel İlaç’ın yeri olarak biliyor. Aslında burası 1950 yılında Akev Tütün Deposu olarak inşa edilmiş.

Arşivlerdeki Zeki Sayar imzalı yazıdan öğreniyoruz ki, o dönem çoğunlukla eski konaklar tütün deposu olarak kullanılmaktaymış. Ama yasal zorunlulukların da etkisiyle modern depo binaları yapılmaya başlanmış… Depo binalarının ne işe yaradığını ne amaçla tasarlandıklarını da Zeki Sayar’dan alıntılayalım: “Köylü tarafından tarladan toplanan tütünler tüccara satıldıktan sonra ihracına kadar bir çok ameliyelere tâbi tutulmaktadır. İşlenmiş ve işlenmemiş tütün denklerinin depolarda istifleri, mevsimlere göre fermantasyon zamanlarında aktarılması, işleme salonlarında harman edilmesi ve denkler haline getirilmesi gibi daimî ameliyelere tâbi tutulması icap etmektedir. Tütün depolarının bu hizmetlere uygun bir şekilde planlanması icap etmektedir. İşleme salonları ile depoların münasebetleri, işçilerin giriş ve çıkışlarının tanzimi gibi meseleler planlamaya tesir etmektedir.”

İstanbul’da daha başka tütün depoları da var. Tütün yetiştirilen ve ticareti yapılan birçok başka yerde olduğu gibi. İzmir Basmane’de büyük bir depo, Bergama’da 19. Yüzyıldan kalma bir depo, Bandırma’da otele dönüştürülmüş bir depo… bunlarla ilgili haberler internette hemen karşımıza çıkıyor.

Endüstriyel mirasın bir parçası sayılabilecek bu büyük yapılar, kentin içinde çoğu kez sahilde oldukları için kolektif hafızamızda yer ediniyorlar. Şehrin silüetinde, kentsel dokusunda ve orada yaşayanların hayatında yer edinen bu yapıların korunmasını, öylece kalmasını istiyoruz. Tabii kullanılmayan her yapının ölmeye de mahkum olduğunu biliyoruz. Tütün ticareti, tütün tüccarı gibi kavramların kalmadığı bir zamanda tütün depolarının varlığını sürdürmesi mümkün değil. Ama teknik olarak ömrünü doldurmamış bir yapının yıkılması önce ekonomik, sonra da az önce belirttiğim kültürel sebeplerle yanlış ve anlamsız bir şey. Bu nedenle zaten televizyon, ilaç fabrikası gibi işlevler üstlenerek hayatlarını devam ettirmiş bu yapılar. O işin de bittiği yerde yıkılıp otel olmuşlar… Tıpkı bir zamanlar hayatımızın merkezinde yer edinen tütün gibi hayatımızdan çekilmişler.

Endüstriyel yapıların dönüştürülmesi ise içinde kültür tarihçilerinin, mimarların, mühendislerin söz aldığı başlı başına bir tartışma. Namlızade Tütün Deposu gibi gösterişli binaların geleceğe kalacağı aşikar. Ama peki 1950’lerde inşa edilen Akev Tütün Deposu gibi yapıların, onlara bugünkü gözümüzle bakıp ‘güzel değil’ dememiz yıkılıp yok olmaları için yeterli bir gerekçe mi? Bence değil…

Önceki ve Sonraki Yazılar