ÖZGE MUMCU AYBARS

ÖZGE MUMCU AYBARS

Ursula Von der Leyen yeniden seçildi: Sevinmeli mi?

Bir buçuk ay önce, The Economist "The Three Women Who Will Shape Europe" yani "Avrupa'yı Şekillendirecek Üç Kadın" başlığıyla çıktı. Bu kadınlardan biri İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, diğeri Marine Le Pen ve sonuncusu ise Ursula Von der Leyen idi. Fransa seçimlerinde sol bir ittifak kurunca, Le Pen şimdilik arka planda kaldı. Meloni de sağ popülizm ve sağcı liderlerle kurduğu ilişkiler nedeniyle dikkatle izlenen liderler arasında yer alıyor. Ancak bu üçlü içinden Von der Leyen, temmuzun ortalarında en önemli figürlerden biri haline geldi. Avrupa Parlamentosu'nda 404 oyla yeniden seçilmesi jeopolitik konumlara bağlansa da, Ursula Von der Leyen'in Avrupa Komisyonu Başkanlığı'na yeniden seçilmesi onu Avrupa’nın en çok konuşulan kadınları arasında en tepeye yerleştirdi. Kendisini Türkiye’de tanımayanlar için, Beştepe’deki koltuk krizine bir bakın derim.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula Von der Leyen kimdir?

Ursula Von der Leyen, 1958'de Brüksel'de doğdu. Babası, Avrupa Komisyonu'nda üst düzey bir yetkili olduğu için Von der Leyen, çocukluğunda Avrupa'nın kalbinde büyüdü. Tıp eğitimi aldıktan sonra doktor olarak çalıştı. Ancak bir süre sonra siyasi bir kariyere yöneldi ve Almanya'da Angela Merkel'in liderliğindeki Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) partisinde hızla yükseldi. 2013-2019 yılları arasında Almanya’nın ilk kadın Savunma Bakanı olarak görev yaptı. Bu dönemde, CDU ve Merkel’in kuvvetli olduğu bir dönemde, Ortadoğu’da çatışmaların olduğu bir zamanda bu görevde yer aldığının da altını çizmek gerekir.

2023-09-13-ursula-von-der-leyen-1.jpg

2019 yılında, Von der Leyen, Avrupa Komisyonu Başkanlığı'na seçildi ve bu görevi üstlenen ilk kadın olarak tarihe geçti. Göreve geldiğinde, AB'nin dijital dönüşümünü ve iklim değişikliğiyle mücadelesini öncelikleri arasına aldı. Avrupa Yeşil Mutabakatı, Von der Leyen'in başkanlık döneminin en önemli projelerinden biri olarak öne çıktı. Yeşil Mutabakat çerçevesinde, enerji, ulaşım ve tarım sektörlerinde kapsamlı reformlar öngörüldü. Ayrıca dijital dönüşüm ve siber güvenlik konularında da önemli adımlar attı. Avrupa Dijital Stratejisi, AB'yi küresel dijital lider yapmayı hedefliyordu. Halen bu alanda projeler yürütülmeye devam ediyor.

Dış politika vizyonu ve Avrupa Ordusu

Von der Leyen'in dış politika vizyonu, AB'yi küresel bir aktör olarak konumlandırmayı amaçlıyordu. ABD, Çin ve Rusya ile ilişkilerde dengeyi AB yönüne doğru korumayı hedefledi. Özellikle AB'nin stratejik bağımsızlığını vurgulayan Von der Leyen, Avrupa'nın savunma kapasitesini artırmayı amaçladı. Bu doğrultuda, ortak bir Avrupa Ordusu'nun oluşturulması için çeşitli adımlar attı. PESCO (Permanent Structured Cooperation) ve Avrupa Savunma Fonu gibi girişimler hayata geçirildi. Von der Leyen, AB'nin NATO ile iş birliği içinde, ancak aynı zamanda bağımsız bir savunma gücüne sahip olması gerektiğini vurguladı.

PESCO Nedir?

PESCO’nun kuruluşu, 2007 Lizbon Anlaşması’nda temellendirilmiştir. Almanya ve Fransa arasında ikili istişarelerde geliştirilen PESCO fikri, daha sonra Avrupa Komisyonu'na iletilmiş ve diğer üye ülkelerin de görüşlerinin alınmasının ardından 13 Kasım 2017 tarihinde hayata geçirilmiştir. PESCO yapılanmasının temel amacı, Avrupa'nın ihtiyaç duyduğu askeri yetenekleri ortaklaşa geliştirmek ve kullanmak için daha iyi koordinasyon, artan yatırımlar ve daha fazla iş birliği gerekliliği fikrine dayanmaktadır. Güvenlik ve savunma konularında birlikte çalışmayı öngören bu yapı, üye devletlerin yurtdışındaki zorlu askeri operasyonları üstlenmelerine ve yurt içindeki vatandaşlarını korumalarına olanak tanıyan bir çerçevede hareket etmeyi amaçlamaktadır.

Avrupa Komisyonu Başkanlığı süresince mülteci sorunu

18 Mart 2015’te yapılan AB-Türkiye mülteci anlaşması, Türkiye'nin Avrupa'ya göçmen akışını durdurması karşılığında mali destek almasını öngörmekteydi. Ancak, bu anlaşmanın uygulanması sürecinde, Türkiye'nin üstlendiği yükün büyüklüğü ve AB'nin sağladığı mali ve lojistik desteğin yeterliliği konusunda tartışmalar birbirinin üstüne geldi. Zira Von der Leyen, Türkiye ile yapılan mülteci anlaşmasının önemini vurgulamış, bu konuda da Türkiye'ye daha fazla mali destek sağlanması gerektiğini belirtmiştir. Bugün, Türkiye, resmi olarak 4 milyondan fazla mülteciye ev sahipliği yapıyor. Bu “ev sahipliği” konusu, AB’nin arkasında durduğu ancak bu sürecin uzaması ve farklı düzlemlerde toplumsal sıkıntıların baş göstermesi gibi nedenlerle, Türkiye açısından en basit tabiriyle “sıkıntılı” bir süreci beraberinde getirdi. Şu an çözümsüz bırakılan sığınmacı meselesi, Von der Leyen döneminde Türkiye ile AB’nin gerginlik konularından biri olmaya devam edecek gibi duruyor. Ayrıca, Gümrük Birliği'nin modernizasyonu ve ekonomik ilişkilerin güçlendirilmesi, AB'nin Türkiye ile olan ticaret hacmini artırma çabalarını göstermektedir. Ancak, demokrasi ve insan hakları konularındaki endişeler, AB-Türkiye ilişkilerinde önemli bir gerilim kaynağı olmaya devam etmektedir. Von der Leyen’in Doğu Akdeniz konusunda Yunanistan ve GKRY ile olan yakın ilişkisi ile deniz yetki alanları ve doğal gaz kaynakları konusundaki gerginliklerde Türkiye’ye karşı politikaları da, yeniden değerlendirilmesi gereken konular arasında.

Tabii, bir yanda Türkiye’nin bir hayale dönen AB üyeliği diğer yanda Ukrayna – Rusya Savaşı, Von der Leyen’in ana dış politika aksının ikinciden yana olacağını söylemek mümkün. Ve de elbette, İsrail – Filistin Savaşı’nda, Josep Borrell, von der Leyen'in İsrail'i tamamen destekleyen pozisyonunun, AB'nin kolektif duruşunu yansıtmadığını ve Avrupa için ciddi jeopolitik sonuçlar doğurduğunu belirtmişti. Bir de not düşelim, Josep Borrell, Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi olarak görevinden alındı ve yerine Estonya Başbakanı Kaja Kallas getirildi.

Von der Leyen, 2024 yılının Haziran ayında Kalıcı Yapısal İşbirliği (PESCO) konusunu yeniden gündeme getirdi, bu girişimi yeniden canlandırarak Avrupa savunma kapasitesini güçlendirme ve üye ülkeler arasındaki iş birliğini artırma hedefini vurgulamıştı. Bu adım, özellikle Ukrayna'daki savaş ve genel Avrupa güvenlik ortamındaki değişiklikler göz önüne alındığında, AB'nin savunma politikalarını güçlendirme çabasının bir parçası olarak değerlendiriliyor.

Avrupa Komisyonu Başkanlığı'ndaki ikinci dönemi liderliği altında AB, iklim değişikliğiyle mücadele, dijital dönüşüm ve ekonomik toparlanma gibi önemli hedeflere odaklansa da sağ popülizmin yükseldiği, sınırlarında savaşın yaşandığı, insanların yaşadığı ülkeleri değiştirdiği ve üçüncü dünya savaşı söylemlerinin rahatlıkla dile getirildiği bir dönemde, Avrupa Birliği ne kadar belirleyici olacak?

Bu konuda, yukarıda kısaca özetlediğim Avrupa Ordusu ve jeopolitik durum konularına bir odaklanmak lazım sanki.

Önceki ve Sonraki Yazılar
ÖZGE MUMCU AYBARS Arşivi
SON YAZILAR