Yunan adalarından Türkiye’ye bakmak

Başta Bodrum olmak üzere Ege’den Akdeniz’e turizmciler, “Yunan adaları furyası”ndan ve kıyaslamalardan şikayetçi. Bazı otel ve restoranların fiyatlarını indirmesi hepimize “demek ki olabiliyormuş” dedirtti.

Kimsenin derdi yerli esnafı küstürmek veya Türkiye turizmini kötülemek değil. Herkes bütçesine göre, gönlünce seyahat yapabilmeyi istiyor. Vatandaşın içerlediği şey, pahalılıktan çok enayi yerine konmak.

Fakat mesele “uygun fiyatlarla güzel tatil yapma” arayışının çok, çok ötesinde… Turizm Bakanlığı da turizm sektörü de herhalde farkında:

Özelleştirmelerle sahillerin canına okundu.

Halk plajları parmakla sayılacak kadar az.

Ege (2805 km) ile Akdeniz (1577 km) sahillerinde en küçük koylar bile otellere, kulüplere, marinalara, sitelere tahsis edildi. Ne koruma kanunu dinleniyor, ne Anayasa. Her plaj paralı şezlonglarla, şemsiyelerle donatıldı.

Kitle turizmine yatırım devam ederken küçük işletmeler dayanamıyor.

Ve bitmedi bu talan, son sahili de bitirene kadar devam edecek.

TL her gün değer kaybederken sadece fakirleşmiyoruz, yozlaşıyoruz:

Porsiyon küçültmekten kalitesiz ve kıt ürünle menü hazırlamaya, asgari ücretle günde 12 saat çalıştıracak “eleman” bulunamadığından şikayet etmekten “sezon kısa” bahanesiyle taksi fiyatını bile şişirmeye, hep turizmci haklı!

Peki ne var Adalarda? Mesele sadece daha uygun fiyata yiyip içmek mi?

Son yıllarda birkaç defa ziyaret ettiğim Midilli ve Sakız’dan bakarak anlatayım.

Şezlong, park ve müzik terörü

Yunan adalarında sahiller gerçekten halkın. Sahili parselleyen otel ve tesis yok gibi. Halk kendi malzemesiyle gelip istediği gibi denize girip çıkıyor.

Sırf şezlong teröründen kurtulmak bile insanı rahatlatıyor. Bazı tavernaların, cafelerin önünde şemsiye-şezlong var. Minimum 3 yuro harcama limiti olanı da var, ama çoğu talepte bulunmuyor. Bizdeyse müdavimi olduğun, yemek yediğin yerlerde bile “Abla bu da şezlong parası” diye bir güzel hesaba ekleniyor.

Plastik şezlong yasak. Midilli’de pek çok plaja sahil çamları dikilmiş, alın size doğal ve on numara gölgelik.

Ha tabii park terörü de yok. Belediye otoparkları bedava, sokak aralarında da yer bulunur. Bu yıl Molivos’ta ilk kez paralı dev bir otopark gördüm. Türklerin akın akın gelişi otoparkçılığı da getirmiş anlaşılan.

Mesela müzik terörü de yok. Bazı yerlerde “beach bar” olsa da plajın tamamını kaplamıyor, birbirleriyle aşık atarcasına cıstakları açmıyorlar.

Türkiyeli turizmcilerin anlamak istemedikleri bir diğer gerçek, tatilin sadece yemek içmek değil, kafa dinlemek anlamına da geldiği. Her yeri Bodrum veya Çeşme’ye çevirirsen, prototip eğlence sunarsan, sükuneti ve doğayı paraya tahvil edersen böyle olur.

Adadan memlekete bakarken içimi çok acıtan ama tam da konumuzla ilgili bir tespit daha: Babakale’den Ayvalık’a, Edremit körfezinden Dikili’ye, ormanlarımız azalıyor. Yapılaşma gözle görülür şekilde her yıl artıyor. Kaz Dağlarının tepelerini dolduran madenlerin de yarattığı tahribatın etkisi büyüyor.

Zeytinlikler, tarım arazileri satıldıkça ve bu gidişe dur denmedikçe korkarım bu manzara çok daha acıklı bir hale gelecek.

Assos bölgesine her yıl gittiğim için son 5-6 yıldaki hızlı dönüşüme şahidim: Kamping ve aile pansiyonlarının ağırlıklı olduğu sahillerde her yıl yeni iskeleler çakılıyor, plaja duvar örülüyor, yeni bir işletme açılıyor.

Geçtim dolmayı balığı, bir patates kızartmasını dahi özensiz, kötü yapan işletmelerle dolu memleket. “Anne patatesi” diye bir şey çıktı Allah’tan, biraz daha fazla ödemeniz gerekse de. Hoş bazen o da tutturulamıyor; sahi neden bir standart tutturmak bu kadar zor?

Başka? Çöpler yığılıyor, günlerce alınmıyor, sahillerde denizlerde plastikler yüzüyor. Assos’un köylerinde bile oteller yapıldığından su yetmiyor, yeraltı sularını çekmek için yeni kuyular açılmak isteniyor.
Bunlar yetmezmiş gibi bir de jeotermal projeleriyle suyu, coğrafyayı iyice bitirecekler!

Asıl fark: İnsanca yaşamak

Kuzey Ege adalarından bakıp memleketin turizm/tatilcilik anlayışını eleştirirken elbette bizdeki nüfusu, ekonomik şartları da göz önünde bulundurmak gerek. Ne de olsa komşu bir AB ülkesi.
Fakat bunlar aradaki farkı açıklamaya yetmiyor.

Misal; turizm esnafı şişkin fiyatlara sezonun kısalığını gerekçe gösteriyor ya yıllardır... Aynı sezon Ege adaları için de geçerli değil mi? Elbette araba kiralamadan oda tutmaya, fiyatlar orada da yaz ortasında, talebe göre yükseliyor. Ancak restoranlarda böyle bir uygulama yok.

Alkole bindirilen vergilerin etkisini de söyleyelim: Kahve fiyatına bira içebilince otomatikman “ne kekleniyoruz be arkadaş” diyorsunuz. Her kahvede şarap, bira ve uzo var. İçki de içki içen de öcü değil. İçeni içmeyeni bir arada. Kimsenin taşkınlık yaptığını görmedim.

Molivos’ta full çeken, Türklerin çok sevdiği bir tavernanın sahibi Yannis’e, kışın ne yaptıklarını sorunca “Ekim sonu dükkânı kapar, ailecek zeytine gideriz” dedi.

Yani adam tüm kışın faturasını sizden çıkarıp kışın yatmıyor, aile geleneğini devam ettiriyor. Yerel üretim desteklendiği için balıkçısı balıkçılığı, zeytincisi zeytinciliği sürdürüyor.

Burası önemli: Yunan adalarının bu kadar rağbet görmesinde, aile işletmeciliğinin desteklenmesi de var. Bu nedenle her cafeyi, tavernayı 17’den 70’e aile bireyleri işletiyor. İster 30 masası olsun, ister 10… Bakıyorsunuz açık mutfaklara; ninem yemek yapıyor, serviste dedem çalışıyor- ya da tersi!

Şikâyet etmeleri, surat asmaları, tepenize dikilip tabağı önünüzden kaptıkları vaki değil.

Aksine, hep güleryüz, sakin, stressiz…

Çünkü mutlu insanlar. Çok kazanmasalar bile insanca yaşayabiliyorlar.

İşte asıl fark bu.

Akdeniz ülkesiyiz diyoruz da hiçbir Akdeniz ülkesinde bu sıcaklarda çalışılmıyor.

Öğlen sıcağında dükkânını- tavernasını kapatıp dinlenebiliyor. Saat 14-17 arası siesta vakti.

Kulağa basit veya önemsiz gelen bu ayrıntıların, aslında hayat kalitesi açısından ne kadar önemli olduğunu fark ediyorsunuz.

Doğayı bir meta olarak değil, hayatın vazgeçilmez bir parçası olarak gören sadece halk değil, yönetenler de.

Denklem basit: Halk mutluysa, yapılan her şeye yansıyor.

Kanuna, kurala uymayan; keyfi dayatmalarla, kabalık ve şiddetle yönetildikçe bu hepimize yansıyor. Turizmcimiz bunu biliyor da ağzını açamıyor tabii. Varsa yoksa kazanç dedikçe sonu böyle olur işte.

Önceki ve Sonraki Yazılar
MEHVEŞ EVİN Arşivi
SON YAZILAR