AYŞE YILDIRIM
22 Temmuz 2015. Ceylanpınar'da iki polis memuru Feyyaz Yumuşak ve Okan Uçar evlerinde öldürüldü.
Suruç katliamından iki gün sonra işlenen bu cinayetler o dönem yaşanan çözüm sürecinin bitirilmesine gerekçe yapıldı, Türkiye yeni ve çok acı bir kanlı bir sürecin içine girdi.
Aradan tam 11 yıl geçti. "Çözüm sürecini bitiren olay" olarak tarihe geçen bu cinayetler bir türlü aydınlatılmadı.
Şimdi
Türkiye yeni bir çözüm sürecinde ve Ceylanpınar'a ilişkin yeni bir gelişme ortaya çıktı:
İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı, "bir örgüt mensubunun itirafına" dayanarak söz konusu olaya ilişkin dosyayı Şanlıurfa'dan istedi.
İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'nın dosyanın bir kopyasını istemesinin nedeni "Bir örgüt mensubunun itirafı"na dayanıyor. Başsavcılığa göre söz konusu kişi, Ceylanpınar'daki polis cinayetlerinin işlenmesi talimatını veren ve planlamayı yapan kişinin adını vermişti. Başsavcılığa göre polisler "bölücü terör örgütü" tarafından öldürülmüştü. Ancak savcılığın hem itirafçının hem de itirafçının adını verdiği kişi için örgüt ismi vermeden, "bölücü terör örgütü" üyesi olduklarını belirtmesi dikkat çekti.
Şimdi bu gelişmeye bakarak cinayetler tam 11. yılında çözülür mü diye sorabilirsiniz? Ya da cinayetlerin 11. yılılında yaşanan ve yeni bir çözüm sürecinde bu gelişme ne anlama geliyor diye de sorabilirsiniz?
Onun için belki de bugüne kadar geçen sürece kısaca bir bakmakta yarar var. "Kısaca" diyorum ki çünkü yaşanan hukuksuzluklar anlatmakla bitmez.
Polisleri öldürdükleri gerekçesiyle gözaltına alınıp tutuklanan gençler, aleyhlerine tek bir delil bile olmamasına rağmen yıllarca cezaevinde yattı, çok ağır işkence gördü.
Gençlerin lehine olan birçok delil görmezden gelindi. Cinayetler işlendiği sırada nerede olduklarını gösteren HTS kayıtlarının kopyaları bile alınmadan savcılık tarafından imha edildi. Gençlerin tutuklanmasına neden olan ihbar telefonları ve ihbarcılar araştırılmadı. Suçlanan gençlerin cinayetlerin işlendiği evde parmak izleri çıkmamıştı ama başka bir polisin çıkmıştı. Üstelik o polis, eve hiç gitmediğini söylüyordu. Buna rağmen şüpheli olarak ifadesi bile alınmadı.
Öldürülen polislerin bazı polis arkadaşlarının, cinayet gününe dair çelişkili ifadelerine rağmen, ifadeleri de hiç alınmadı.
Gençlerin avukatları bütün bunları ısrarla dile getirdi ama talepleri dikkate bile alınmadı. Şikayetçi oldukları savcı hakkında herhangi bir işlem yapılmadığı gibi o savcı üst üste terfiler alarak yükseldi; ne hikmetse bir süre sonra da soyadını değiştirdi.
Dava sürecine bir de "FETÖ" çemberi eklendi. Gençleri tutuklayan hâkim 15 Temmuz sonrası "FETÖ'den tutuklandı. Otopsi savcısı dahil 22 polis de "FETÖ" suçlamasıyla açığa alınıp, tutuklanıp, ihraç edildi.. Duruşmalarda değişen savcı sayısından söz etmiyorum bile.
HDP milletvekillerinin cinayetlerin aydınlatılması için Meclis'te komisyon kurulması teklifleri AKP ve MHP oylarıyla reddedildi.
Uzun, yorucu, yıpratıcı bir yargılama sonucunda nihayet gençler 2018 yılında beraat etti.
Evet, gençler masumdu ama çözüm sürecini sona erdiren iki polisin cinayeti faili meçhul kaldı.
Dosya, 7 yıldır Yargıtay'da karara bağlanmayı bekliyor.
Bir çözüm sürecinin bitirilmesine neden olan bu olay 11 yıl sonra yeni bir çözüm sürecinde yine gündemde.
Bu kez gerçekten aydınlatılmak için mi?
Yoksa başka bir şeye "gerekçe" yapılmak için mi?
Buyrun size bir samimiyet testi.